top of page
  • Rıdvan Demir

KUR’ÂN’DA ve KİTÂB-I MUKADDES’TE MESİH - BÖLÜM 1

Güncelleme tarihi: 14 Mar 2023



T.C.

MARMARA ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

İLÂHİYAT ANABİLİM DALI

KELÂM BİLİM DALI

Rıdvan DEMİR

Yüksek Lisans Tezi

İSTANBUL, 2003

İÇİNDEKİLER


ÖNSÖZ

İÇİNDEKİLER

KISALTMALAR


GİRİŞ

DİNLERDE KURTARICI MÜJDE VE BEKLENTİSİ



I. BÖLÜM

ESKİ AHİD’DE MESİH İNANCI


1- MESİH İLE İLGİLİ TERMİNOLOJİ

1. 1. Mesih Kelimesi ve Kullanımı

1. 2. Mesih ile İlgili Diğer Kavramlar.

2. MESİH BEKLENTİSİNİN MENŞE VE MAHİYETİ

2. 1. Kral ve Mesih

2. 2. Eski İsrail’de Krallık Müessesesi

2. 3. Yahve ve Mesih

3. MESİH MÜJDESİ

3. 1. Tevrat’ta

3. 2. Neviim’de

3. 3. Ketuvim’de

4. MESİHİN ÖZELLİKLERİ

4. 1. Davud’un Soyundan Oluşu

4. 2. Kral Oluşu

4. 3. Kurtarıcı lider oluşu

5. MESİHİN DÖNEMİ VE MİSYONU

5. 1. Mesih Dönemi

5. 2. Mesihin Misyonu


KISALTMALAR


a.e. : Aynı Eser

a.g.e. : Adı geçen eser

a.md. : Aynı madde

a.mlf. : Aynı müellif

a.s. : Aleyhi’s-selâm

a.y. : Aynı yer

b. : İbn

Bkz. : Bakınız

Çev. : Çeviren

DİA. : Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi

EJ : Encyclopedia Judaica

ERE : Encyclopedia of Religion and Ethics

Hz. : Hazreti

IDB : Interpreter’s the Dictionary of the Bible

İA : İslâm Ansiklopedisi (Milli Eğitim Bakanlığı)

md. : Maddesi

M.Ö. : Milattan Önce

M.S. : Milattan Sonra

ö. : Ölümü

s. : Sayfa

SAV : Sallallâhu Aleyhi ve Sellem

Thk. : Tahkik eden

ts. : Tarihsiz

vd. : ve diğerleri

yy. : yüzyıl



ÖNSÖZ

İnsanlık, tarih boyunca hep bir kurtarıcı beklemiştir. Bu umut zaman zaman gerçeğe dönüşmüşken kimi zaman da hayal ve heyecan olarak kalmıştır. Dinlerde, özellikle ilâhi dinlerde bir kurtarıcı inancı kuvvetle kendini hissettirmektedir. Her ilâhi din, bir önceki din ya da dinlerden etkilenmekle beraber, bu inanca kendi rengini ve biçimini vermeyi de ihmal etmemiştir.

Biz bu çalışmamızda mesih kavramını ilâhi dinlerin kutsal kitaplarının iniş sırasına göre incelemeye çalıştık. Bu konu bize hem Kelâm hem de Dinler Tarihi kaynaklarını tanıma ve kullanma imkanı sağladı. Kutsal metinleri yakînen tanımaktan dolayı mutlu olduğumuzu söylemeliyiz. Konu başlığımızda ifade etmesek de biz konuya inanç yerine kavramsal açıdan yaklaşmaya çalıştık. Bugüne kadar yapılan çalışmaların neredeyse tamamının mesih kavramı yerine mesih inancında yoğunlaşmış olması bu konuda bir kavram çalışmasının yapılmasını önemli ve gerekli kılmaktaydı. Yaptığımız çalışmanın söz konusu boşluğu doldurduğu inancındayız.

Bilindiği gibi Kitâb-ı Mukaddes Eski Ahid (Ahd-i Atîk/ Old Testament) ve Yeni Ahid (Ahd-i Cedîd/ New Testament) olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. Eski Ahid, Tevrat ve Zebur’dan (Mezmurlar) oluşmakta; Yeni Ahid ise İnciller ve Mektuplar’dan oluşmaktadır. Yahudiliğin kutsal kitabı sadece Eski Ahid iken Hıristiyanlığın kutsal kitabı hem Eski hem Yeni Ahid’dir. Dolayısıyla hıristiyanlar Eski Ahid’i de kendi kutsal kitapları saymakta ve Yeni Ahid’e referans kabul etmektedirler. Bu bağlamda mesih kavramına yönelik bir Eski Ahid pasajı iki dinin mensuplarına göre farklı yorumlanmıştır. Bu farklı yaklaşımların söz konusu olması incelememizi zorlaştıran unsurların başında gelmiştir. Bir diğer unsur ise İngilizce kaynaklarda geçen Grekçe, Latince, İbranice ve hatta Almanca kelimelerdir. Biz bu sorunları hem Üniversite hocalarımızla hem de yerinde ziyaretler yaptığımız Kilise ve Sinagog yetkilileriyle gerçekleştirdiğimiz görüşmelerle minimize etmeyi başardık. Bazı terim ve kavramları da Kitâb-ı Mukaddes’in İstanbul 2001 baskısından yararlanarak açıkladık.

Giriş, üç anabölüm ve sonuçtan oluşan tezimizin giriş bölümünde; mesih inancının tarihçesine inmeye çalıştık. Tesbit edebildiğimiz yirmiyi aşkın kültür ve inançta kurtarıcı bir lider beklentisi bulduk. İlk örneğini ise Sümerlilerde tesbit ettiğimiz kurtarıcı inancının dinlerde ilk olarak nasıl ortaya çıkmış olabileceği ihtimalleri üzerinde durduk.

Eski Ahid’de mesih inancı olarak belirlediğimiz birinci bölümde mesih kelimesinin Yahudi kültüründeki anlamlarına eğilmeye çalıştık. Bilindiği gibi Eskatoloji dünya ve hayatın sonu / sonrasına dair doktrin / ilim dalıdır. Eskatolojik bir mesih ve bu bağlamda mesihle ilgili diğer kavramların etimolojisini yaptıktan sonra mesih beklentisinin Yahudi geleneğindeki menşe ve mahiyetine yöneldik. Eski Ahid’in tüm bölümlerinde mesih müjdesine yönelik olarak kabul edilebilecek tüm pasajlara ayrı ayrı yer ayırdık. Ardından Yahudilikte beklenen Kral-Mesih’in özelliklerini sıraladık. Bu bölümün son başlığında ise Mesih’in gelişine, dönemi sırasında gerçekleştireceği misyonlara ışık tutmaya çalıştık. Bu bölümde apokaliptik/kıyamete yönelik edebiyatta bu meselenin nasıl ele alındığına değinmeyi de ihmal etmedik. Yeri geldikçe Kutsal Kitap’ta yer almayan ancak Katoliklerce deterokanonik (deuterocanonic / 2. derecede kanonik / sağlıklı kabul edilen ve kutsal kitaplar listesinde yer alan kitap ve bölümlere yönelik) mesih ile alâkalı pasajlara da değindik.

Yeni Ahid’de mesih inancı olarak belirlediğimiz ikinci bölümde Yeni Ahid verilerine göre İsa’nın beklenen mesih olduğunu, hemen ardından da İsa Mesih’in temel özelliklerini ilgili başlık altında toplayarak sunmaya çalıştık. Bu bölümün son başlığında ise ilâhi dinlerde mesihin dönüşüne en fazla önem veren din olarak Hıristiyanlığın kutsal kitabı olan Kitâb-ı Mukaddes’te/Kutsal Kitap’ta İsa’nın dönüşünü inceledik. Bu bölümde de Yeni Ahid verilerinden yararlanarak apokaliptik bilgilerin ışığı altında kıyamet sahnelerine ve tasvirlerine yer ayırdık.

Üçüncü bölümde ise Kur’ân’da Mesih Kavramı konusunu inceledik. Bu başlık altında Kur’ân’da mesih kelimesinin kullanımına temas ettik. Ardından Kur’ân’a göre bir kurtarıcıdan bahsedilecekse bu yine Kur’ân’a göre Tevrat’ta ve İncil’de müjdelenen son peygamber Hz. Muhammed’den (SAV) başkası olamayacağına yönelik açık ayetleri net bir şekilde ortaya koyarak inceledik. Tezimiz bir kavram çalışması olmakla birlikte son başlığımızda mesih kavramından ayrı düşünemeyeceğimiz mesihin dönüşü inancına yönelik problemi de Kur’ân ayetlerinin ışığında incelemeye çalıştık.

Her ilâhi dini kendi kutsal metinlerinden ve kendi kaynaklarından inceledik. Türkçe, İngilizce ve Arapça kaynaklar olmakla birlikte, ansiklopediler, sözlükler, Kutsal Kitaplara ait indeksler, tezler, matbû/basılmış kitaplar, tefsir ve hadis kitapları gibi kaynak türlerinin tamamına başvurma fırsatı bulduk. Çalışmamız boyunca her dinin kendi kaynaklarını kullanarak incelemeye özen gösterdik.

Bu çalışmamızda biz hem kütüphane araştırması hem de karşılıklı görüşme/danışma yöntemlerini kullandık. Tez boyunca Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nün tüm dil, imlâ ve yazım kurallarına eksiksiz olarak uymaya özen gösterdik.

Tezin alınmasından son aşamasına kadar akademik yardımlarının hiçbirini benden esirgemeyen ve yazdığım her metni titizlikle inceleyip, sabırla düzeltmeler yapan muhterem hocam Sayın Prof. Dr. İlyas Çelebi Bey’e, tezimin plan ve içeriği bakımından son halini almasına büyük ve değerli katkılarının yanısıra Dinler Tarihi’ne ve Karşılaştırmalı Dinler Tarihi’ne yönelik tüm kaynaklara ulaşmamda bana yardımcı olan Dinler Tarihi Bilim Dalı başkanı ve öğretim üyesi Sayın Prof. Dr. Ömer Faruk Harman Bey’e, değerli eleştirilerinden çok şey öğrenme fırsatını bana veren değerli hocam Sayın Prof. Dr. Metin Yurdagür Bey’e ve akademik çalışmalara ilk adımı atabilmemi sağlayan muhterem hocam, değerli insan Sayın Prof. Dr. Bekir Topaloğlu Bey’e ve Bilim Dalımın diğer tüm saygıdeğer Öğretim Üyelerine şükranlarımı arzederim. Tez çalışmam devam ederken, ancak özellikle Jüri üyesi Sayın hocalarım tarafından tezin kabul edilmesinin ardından tezin son rötuşları ile yardımları dokunan görüşme gerçekleştirdiğim tüm Kilise yetkililerine, özellikle İstanbul Vatikan Fahri Konsolosu, diyalog ve samimiyet insanı Sayın Mansenyör George Marovitch’e, çalışmamda düzeltmeler yapan Kadıköy Katolik Kilisesi’nden Sayın P. Xavier Jacob Bey’e, Amerikalı Protestan grubu olan Kadıköy Uluslararası Topluluğu (KUT) Kilisesi yetkililerine, Ortodoks Fener Rum Patrikliği / Kilisesi yetkililerine ve özellikle Ortodoks lider Sayın Patrik Barthelamous I’e ve kendisinin Tarabya Metropoliti ve aynı zamanda Ortodoks ve diğer din mensupları ile ilişkiler sorumlusu Sayın Konstantinous Bey’e teşekkür ederim. Samimi yardımlarından dolayı Caddebostan Sinagogu’ndan değerli ve güzel insan Leon Adoni Bey’e, Fakültemizde uzun yıllar İbranice hocalığı yapan ve şimdi Türkiye Cumhuriyeti 3. Hahambaşısı olan Sayın Yitshak Haleva Bey’e, Yahudilikteki mesih inancını doğru kavramama değerli katkıları olan Sayın Hahambaşı’nın Genel Sekreterliği görevini yürüten Sayın Yusuf Altıntaş Bey’e teşekkür ederim. Eğitim-öğretim hayatım ve hatta öğretmenlik hayatıma geçtikten sonra dahi desteklerini benden esirgemeyen tüm aile üyelerime, özellikle maddî ve manevi yardımlarının yanısıra, sıcak ve samimi ilgilerini hep üzerimde hissettiğim sabır insanı, sevgili annem Ayten Demir Hanımefendi’ye; güzel insan, muhterem babam Abdulkadir Demir Beyefendi’ye ve hayatımın her aşamasında benimle yakından ilgilenerek gölgesinden ayırmayan saygıdeğer ağabeyim Cüneyt Demir Bey’e yüksek sabırlarından dolayı şükran, saygı ve minnetlerimi sunarım. Tezin hazırlanmasında emeği bulunan tüm dost ve arkadaşlarıma özellikle Kur’ân bölümüne değerli katkılarından dolayı Yüksek Lisanstan değerli sınıf arkadaşım Fatih M. Şeker’e teşekkür ederim. Kaynaklara ulaşmamı sağlayan ve araştırmamın her aşamasında benimle yakından ilgilenen Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Araştırmaları Merkezi (İSAM) yetkililerine, ayrıca kütüphane bölümü yetkililerine ve çalışanlarına çok teşekkür ederim. Özel olarak bana bu kuvveti veren Rabbime ise sonsuz şükranlarımı sunarım.


Rıdvan DEMİR

İSTANBUL 2003



I. BÖLÜM


ESKİ AHİD’DE MESİH İNANCI



1- MESİH İLE İLGİLİ TERMİNOLOJİ


Mesih kelimesi Eski Ahid’de sadece “beklenen kurtarıcı” için kullanılan bir deyim değil, aynı zamanda geçmişte yaşamış yahudi kralları için kullanılan bir ünvandır. Eski Ahid’de kimi zaman mesih karşılığında daha başka kelimeler de kullanılmıştır. Hatta bu kavramların hiçbiri kullanılmaksızın bile “beklenen bir kurtarıcı” ifade edilmeye çalışılmıştır.

Eski Ahid’de açık ve net bir şekilde geleceğin kralından söz edilmez. Onun, kurtuluşu ve ilâhi yargıyı gerçekleştirecek olan Tanrı Yahve’nin kendisi olduğu belirtilir. Çünkü Eski Ahid’e göre kurtarıcı ve halaskâr sadece Tanrıdır.[1] Bir bütün olarak millet ya da krallar O’nun lütfundan beslenir.

Bu bölümde, mesih terimi dar anlamda kullanılacak, sadece onunla bağlantılı olduğu sürece söz konusu edilecektir. Ayrıca bunlara Eskatoloji’nin (dünya ve hayatın sonu / sonrasına dair doktrin / ilim dalı) daima bir mesihe işaret etmediğini, ama mesihin daima Eskatoloji’yle alâkalı bir bağlamda görünmek zorunda olduğu eklenmelidir.[2]

Eski Ahid’de Mesih karşılığında olmak üzere meshedilmiş, kral, Davud’un soyundan gelecek kurtarıcı gibi kelimeler kullanılmıştır. Ancak bu terim ve ifadeler ayrı ayrı ele alınmalıdır.

1. 1. Mesih Kelimesi ve Kullanımı

“Mesih” kelimesi; Aramice “meşiha” dan İbranice’ye (ha)-meşiah olarak geçmiştir.[3] Buradan da hem Grekçe’ye hem de Arapça’ya intikal etmiştir. İbranice’den Grekçe’ye “hristos” (christos-kristos) şeklinde geçmiştir.[4] Bu kelime İngilizce’de ise “christ” biçimini almıştır.[5] Aynı kelime İbranice’den Arapça’ya ise “mesîh” olarak geçmiştir.[6]

Sözlükte kutsal yağla yağlanmış kişi, kral,[7] meshedilen[8] (takdis edilen) anlamlarına gelmektedir. Mesih kelimesinin günümüze dönük anlamıyla kullanımı ise çok geç dönemde gerçekleşmiştir.

Mesih kelimesi Eski Ahid’de “84” yerde insanların meshi,[9] “1” yerde hayvanların meshi,[10] “2” yerde bitkilerin meshi,[11] “7” yerde nesnelerin meshi[12] ve “19” yerde de mesh işlemi yapılırken kullanılan mesih yağı (İbranice shemen lamishkha)[13] olmak üzere toplam beş farklı anlamda kullanılmaktadır.

E. Jenni’ye göre “bu kelime Eski Ahid’de terim olarak ise ‘Takdis edilmiş kişi’ ve ‘İsrail’e kral olarak atanan ve yöneten kişi’ anlamlarında “29” kere kullanılmıştır. (2. Samuel, 1:21) Ayrıca ona sürgünde kralın tabii fonksiyonlarını üstlenen (Levililer, 4:3, 5, 16; 6:22-3; 6:15; Daniel, 9:25-26.) ve yüksek kahin, peygamberlik makamına sahip din adamı anlamları da verilmiştir. (1. Korintliler, 16:22.) Bu anlamda mesih Tanrı’nın takdis ettiği temel bir ünvandır. (1.Samuel, 24:6, 10; 24:7, 11; 26:9, 11, 16, 23; 2.Samuel, 1:14, 16.) Bu ifadelerin her biri çok yakın bir bağ ile hem Yahve hem de kralla ilişkilendirilebilir.”[14]

Erken dönemde yaşamış mesihlere ilişkin kullanımlar Davud ve Süleyman üzerinde yoğunlaşırken,[15] beklenen mesih ağırlıkla Eski Ahid’de Davud’un soyundan beklenen kral için kullanılmıştır.[16] Mesianik beklenti Davud ahdi üzerinedir. Tanrı tarafından çıkarılmış olan mesih, egemenliğini kurmayı ve sürgünden dönmüş tüm Yahudileri yeniden onarılmış olan İsrail’de toplayarak yönetmeyi amaçlamaktadır. Ancak bu anlam geç döneme aittir.[17] Kelime zamanla yüksek seviyeli kahinler, (rahipler, başrahipler ve önderler)[18] tahta çıkan krallar[19] ve hatta peygamberler için[20] bir ünvan olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Eski Ahid’e göre beklenen mesih, ahir zamanda Davud’un soyundan gelecek, tüm Yahudi halkını vadedilen topraklara yerleştirecek, Tanrı adına Kudüs’te Siyon dağında bir tapınak kuracak, Tanrı ile baba-oğul gibi yakın olacak, krallığı sonsuza dek sürecek, davranışlarının temelinde adalet ve sadakat olacaktır. Onun döneminde vahşi hayvanlar bile uysallaşacaktır.[21] Aynı zamanda o, siyasî tarafı ağır basan kurtarıcı dînî bir lider olacaktır.[22]

Mesih kelimesi “âhir zamana yönelik” manasını Fohrer’e göre Yahudilerin Bâbil esaretinden (M.Ö. 537) sonra, Rehm ve Zobel’e göre hıristiyanlıktan birkaç yüzyıl önce, Gressman’a göre Hıristiyanlıkla beraber kazanmıştır.[23]



“Mesih[24] kelimesi Eski Ahid’de rahip, kahinler (Levililer, 4/5; 6/22; Daniel, 9/25) ve kralların özellikle de Saul’un (1. Samuel, 12/3-4) lakabı olarak da kullanılmıştır. Yeşaya da ise Koreş’e (Cyrus yani Keyhüsrev) uygulanmıştır. (Yeşaya, 45:1) Eski Ahid’de hiçbir yerde bu terim daha sonradan gelişen ve ilk defa Enoch [25] ve Süleyman’ın Özdeyişleri kitabında kullanıldığı anlamıyla görülmez.

Eski Ahid dilinde herbir Yahudi kral ‘Tanrı tarafından kutsanmış’ olabilir ve bu tabir hiçbir şekilde seçkin bir kralla sınırlı tutulmamıştır. Bu tabirin din adamlarına atfen (Mezmurlar, 105/15; 1. Tarihler, 16/22) ‘kutsanmışlar’ şeklinde çoğul formda kullanıldığı görülmektedir.”[26]

Eski Ahid’in genel öğretisini keşfetmek için, mesihin gelişinden bahseden ya da mantıken bahsettiği düşünülebilecek pasajların detaylı açıklamalarını ele almak gerekmektedir. Başka türlü beklenen mesihin ve kurtuluş umudunun kapsamını takdir etmek mümkün değildir. Söz konusu inceleme sadece yorumun getirdiği zorluklardan dolayı değil, orijinallik ve tarihle ilgili sorunlar yüzünden de içinden çıkılması güç bir hal almaktadır. Ayrıca, eleştirmenler mesihe atıfta bulunan bir kısım pasajları daha geç döneme ait oldukları gerekçesiyle reddetmektedirler. Ancak bu mesihe yönelik umudun daha erken döneme ait olmasına ya da bu umudun herhangi bir peygamberde bulunmasına izin vermekten kaçınan apriori / önsel bir isteksizlikten kaynaklanmadığı belirtilmelidir. Bu reddediş ile böylesi pasajların harici kanıtlarının dikkate alınması durumuyla pek uyuşmamaktadır.

Kehanet kitaplarının farklı parçalardan oluşan, farklı dönemlerden unsurlar barındıran eserler olduğu ilkesi kabul edilmeli, her bir pasaj tamamıyla kendi içinde değerlendirilmelidir.[27]


1. 2. Mesih ile İlgili Diğer Kavramlar

Eski Ahid, bazen mesih kelimesini kullanırken, zaman zaman da mesih kelimesini karşılamak için başka kelimeler tercih eder. Örneğin Yeremya’da Mesih yerine dal ve insanoğlu kelimeleri şu şekilde kullanılır:

“İşte Davud için doğru bir dal (mesih için kullanılan bir deyim) çıkaracağım günler geliyor diyor Rab. Bu kral bilgece egemenlik sürecek, ülkede adil ve doğru olanı yapacak. Onun döneminde Yahuda kurtulacak, İsrail güvenlik içinde yaşayacak. O, “Rab doğruluğumuzdur” (Yahve sidkenu) adıyla anılacak.[28]

Daniel kitabındaki bir kehanette ise şöyle denilmektedir:

“Gece görümlerimde insanoğluna (Aramice Kevar, Endih; İbranice Adome, Le Bey Adam) benzer birinin göğün bulutlarıyla geldiğini gördüm. Eskiden beri var olanın yanına doğru ilerledi, onun önüne getirildi. Ona egemenlik, yücelik ve krallık verildi. Bütün halklar, uluslar ve her dilden insan ona tapındı. Egemenliği hiç bitmeyecek sonsuz bir egemenlik, krallığı hiç yıkılmayacak bir krallıktır.”[29]

Daniel kitabının 7. bölümünde ‘cennetin bulutlarıyla birlikte’ ya da ‘üstünde’ görünen ‘(bir) insan oğlu’ figürünün İsrail’in bir sembolü olduğu çok az şüphelidir. Bununla birlikte ‘hayvanların’ yani düşman dünya imparatorluklarının karşısında ‘beşeri bir varlık’ olduğu anlaşılabildiği gibi bireysel bir mesihin de anlaşılabileceği bir o kadar açıktır. Ayrıca bunun Daniel’le birlikte başlamadığı, arkasında bir tarihinin olduğu da mantıken öne sürülmektedir. Sanki “insanoğlu” önceden biliniyormuş gibi tanıtılır ve bulutlarla birlikte gelme ifadesine yönelik hiçbir açıklama verilmez. Dolayısıyla bunun düşünce tarzında zaten bilinen bir unsur olduğu varsayılabilir. Gressman karşımızda mesihle paralellik gösteren ve daha sonradan onunla bir tutulmuş yabancı kökenli bir figürün olduğuna inanır. Sellin’e göre o, dönüşüme uğramış Mesih’tir.[30]

Görüldüğü gibi yukarıdaki ifadelerde bulutların arasından ineceğine inanılan bir kişinin kendisine egemenlik, yücelik ve bilgelik verildiğine, egemenliğinin ve krallığının hiç bitmeyecek oluşuna değinilmektedir. Detaylarda farklılıklar olmakla birlikte mesih aynı zamanda bir kral olacaktır. Daniel bölümündeki bu pasaj, yahudilerle hıristiyanların farklı yorumları nedeniyle tartışmalara sebep olmuştur.

Beklenen[31]kral[32] mesihin tanrısal bir yapıya sahip olup olmadığı tartışmasını ikinci bölüme bırakmayı daha uygun görüyoruz. Ancak ‘tapınma ifadesi ‘ Monoteist yani tek tanrıcı bir din olan Yahudiliğin genel öğretisine aykırı gözükmektedir Zaten bu ifadenin Yahudiliğin ‘tek Tanrı inancı ’ile bağdaşmadığı açıktır. Bizce buradaki “tapınma” sözü bir tercüme hatasıdır. Çünkü bir başka yerde “kulluk etme” değimi hizmetkârı olma anlamında kullanılmıştır. Ancak yine de tüm dünya uluslarının, kendi dillerini kullanarak ona tapacak oluşu açıklanması güç bir durum gibi gözükmektedir.

“Lider” kavramı Hezekiel’de mesih anlamını çağrıştıracak bir bağlamda dile getirilmektedir. Tanrı Rab, kendi ağzından kulu Davud’un İsrail’in kralı ve hepsinin çobanı olacağını, kurallarına uyarak ataları Yakub’a verdiği topraklara ulaşacaklarını, kendilerinin ve tüm nesillerinin sonsuza dek orada yaşayacaklarını ve Davud’un sonsuza dek onların “önderi” kalacağını ifade etmektedir. Eski Ahid’de mesihe vurgu genellikle Davud’un soyundan gelecek kurtarıcı kral’da yoğunlaşmaktadır.[33]

Yeşaya’da ise kurtarıcı önderin başkaldırmaktan vazgeçenlere yani Tanrı buyruklarına itaat edildiği bir dönemde itaatkâr kullara yardım etmek üzere geleceği ifade edilmektedir.[34] Ayrıca, kurtarıcı bir önderin Kudüs’teki Siyon dağına geleceği ifade edilmiş, buna layık olanların Rabb’in emir ve yasaklarına baş eğenler olduğu ifade edilmiştir. Buradan şunu da çıkarabiliriz ki, Yahudilerin Tevrat hükümlerine sıkı sıkıya bağlı kaldıkları bir dönemde ancak kurtarıcı bir mesihi bekleme hakları vardır. Çünkü Mesih, geldiğinde yapacaklarına hazır bir zemin bulabilmesi ancak bu şartla mümkündür.

Bu konuda çoğunluğun genel görüşü ise mesihin asker, aynı zamanda siyasî bir lider oluşudur. Ayrıca onun gelişi, fiziksel ve dünyevî bir devletin başlangıcı olacaktır.[35]

“Erken dönem mesihçi kehanetle ilgili sorunun zirve noktasına Yeşaya kitabında ulaşılır. (Yeşaya, 7/14-6)’da Yeşaya peygamber şöyle der: “Bundan ötürü Rabb’in kendisi size bir belirti verecek: İşte, kız gebe kalıp bir oğul doğuracak; adını İmmanuel koyacak. Çocuk kötüyü reddedip iyiyi seçecek yaşa gelince tereyağı ve bal yiyecek. Ama çocuk kötüyü reddedip iyiyi seçecek yaşa gelmeden, seni dehşete düşüren o iki kralın toprakları ıssız kalacak.” Mukayeseli Dinler Tarihi çalışmalarından elde edilecek araştırmalar yeni bir sonuç ortaya koyana kadar, pasajın kurtarıcı bir çocuk ya da kralın, mucizevi ya da başka türlü doğumuna hiçbir atıfta bulunmadığı genel olarak kabul edilmelidir. Gray’in işaret ettiği gibi, vaad edilen işaret bir harika ya da mucize olmak zorunda değildir. Fakat ‘öngörülen olaylar zincirinde’ bulunmalıdır. Kısa süre içinde doğacak olan çocuk belli bir yaşa ulaştığında, vaad edilen kurtuluş gerçekleşecektir. “İmmanuel” adı, çocuğun ilâhi vasfına ya da kurtuluşta onun Tanrı’nın bir elçisi olarak rol oynayacağına delil değildir. Ancak bu isim, İbranice kullanıma göre, ebeveynlerin bakış açısını ifade eder. Bununla birlikte H. Gressman ve diğerleri, gizemli bir şekilde doğacak olan ilâhi bir kurtarıcı çocuğun gelişine dair zaten mevcut olan bir inanışın var olduğunu kabul ettiğimiz takdirde, pasajın anlam kazanacağını öne sürerler. Bu bakış açısına göre; bakire, ‘kehanetin bakiresidir’, yani gelenekte bahsi geçen annedir; ‘yağ ve bal’ İran ve Yunan mitolojilerinde olduğu gibi tanrıların yiyeceğidir ve tüm pasaj mitolojik bir arka plana sahiptir. Bu teori inkâr edilemez bir cazibeye sahiptir ancak henüz tam olarak kanıtlanmış kabul edilemez. Bu durumda teori, işaretin mucizevî bir karaktere sahip olması gerektiğini öngören muhtemelen yanlış varsayım üzerinde temellenir. Daha ötesi, Ha’almah (İbranice bakire anlamına gelen bu kelime genç kız, genç kadın anlamına gelen Betula ile aynı manadadır) ne isim ne de harf-i tarif bunun üzerine yüklenen anlamı gerektirir. Eğer Yeşaya’ya, Ahaz’ın karısına ya da başka herhangi bir anneye yapılan referansı reddedersek, belirleyici sonuç, (Amos, 3/12)’deki gibi genelle alakalı olabilir.

Artık Ha’almah’ın kesin biçimde bekarete işaret etmediği ve şayet vurgulanacak nokta insan bir baba olmadan gerçekleşen doğumun doğaüstü niteliği ise bu kelimenin asla seçilmeyecek olduğu genel kabul görmüştür. ‘Yağ ve bal’ sadece bir bolluk simgesi olabilir; yaygın ‘süt ve yağ’ örneğinin başka bir çeşitlemesi sayılabilir. Ancak belki de mitolojik görüşe getirilecek en temel itiraz, zaten dikkat çekildiği gibi İmmanuel’in kurtuluşta herhangi bir rol oynamadığı ne de daha sonradan bu ya da başka bir peygamberin geleceğe dair umutlarında bir unsur olarak görüldüğü gerçeğinde bulunabilir. Yeşaya (8/8-9)’da İmmanuel’e yapılan açık atıf oldukça anlamsızdır; çocuğun, toprağın ona ait bir kral olduğunu öne sürecek hiçbir şey yoktur ve biz de muhtemelen Yunanca tercümeye (Septuagint) göre okuma yapmalıyız. Şöyle ki: ‘Çünkü Tanrı bizimledir.’ ”[36]

“Eski Ahid pasajlarıyla ilgili varsayılan paralelliklerle ilgili ayrıntılara gelince yeterli kanıt olmadığı genel olarak hissedilir. Çünkü çok önemli pasajların yorumu son derece şüphelidir. İmmanuel pasajı (Yeşaya, 7/14-6) mesih umuduna pek de atıfta bulunur gözükmez. Şayet (Mika, 5/2-5)’deki ‘doğum sancısı çeken kadın’ ibaresinden Siyon (göksel Kudüs) anlaşılacaksa gizemli doğuş fikri ortadan kalkar. (Şilo (Shiloh) pasajı (Yaradılış, 49/10) ise şöyledir: “Şilo (sahibi) gelene kadar krallık asası Yahuda’nın elinden çıkmayacak, yönetim hep onun soyunda kalacak, uluslar onun sözünü dinleyecek.”) Bu ifadeler o kadar çok yoruma açıktır ki bunun üzerine bir şey inşa etmek pek güvenli değildir. Genel anlamda Amos’tan gelen peygamberler eskatolojik (dünya ve hayatın sonu / sonrasına dair) haberlere yer vermişlerdir. Aynı durumun bazen mesihçi pasajlar için de geçerliliği söz konusudur. Ancak bu, her muğlak pasajın çözümünün bu şekilde yapılmasını haklı çıkarmaz. Mesihe yapılan göndermelerin sunuluş biçiminin, söz konusu fikrin genel ve popüler olduğunu, peygamberler tarafından sadece zaman zaman ve bir parça ihtiyatla kullanıldığını ortaya koyar. Dolayısıyla da bunlardan herhangi birinin keşfinden bahsetmek mümkün değildir.

Ancak bu inancın ne kadar eski olduğuna dair gerçek bir kanıt yoktur. Bunun geçtiği pasajlar birçok durumda sonradan tamamıyla belli zeminler üzerine yerleştirilmiştir ve bunun sürgünden önce Davud hanedanının muhteşemliği ve sürekliliğiyle alakalı beklentiler dışında var olduğunu kanıtlamamız çok zordur. Gerçekte bu umudun doğduğu dönemi kesinlikle sabitleyebileceğimiz verilerin eksik olduğunu itiraf etmemiz gerekir. Sadece referansların sunuluş biçiminin, bu umudun kökeninin sürgün dönemine yerleştirilmesinin aleyhinde etkili olduğunu söyleyebiliriz. Her ne kadar bunun aksini ispatlayacak yeterli derecede belirli kanıtlar olmasa da bunlar söz konusu umudu hiçbir şekilde müphem / belirsiz bir tarihe taşımazlar.”[37]

Yahudi inancına göre mesihin geliş vakti yalnız Allah tarafından tespit edildiği için kimse bilemez. Onun çıkışı, mesih çağının başlangıcı olacaktır. İsrail’in doğusu bir çok yahudi tarafından beklenen mesihin geliş yeri olarak kabul edilmiştir. Yahudilerde politize olmuş mesihçilik fikri oldukça yaygındır. Yapılan dualarda İsrail Devleti için “kurtuluşumuzun başlangıcının filizi” denilmektedir. Bu deyimle Zekeriya, 6/9-13 ’de geçen eskatolojik “filiz” tabiri arasındaki benzerlik dikkat çekicidir.” Bugün bile bekâr Yahudi kızları “gelecek olan kurtarıcı mesihin annesi olma” ümidini taşımakta ve hatta belki de bu ümitle evlenmektedirler.[38]


2. MESİH BEKLENTİSİNİN MENŞE VE MAHİYETİ

Tanrı’nın, halkı İsrail’i düşürmüş olduğu sıkıntılardan bir gün mutlaka kurtaracağı düşüncesi ve ümidi Yahudileri dînî bakımdan hep canlı tutmuştur. Bu canlı kalışı peygamberlerin geleceğe ait umud içerikli sözleri kuvvetlendirmiş ve bu umud; dualar, ilahiler ve dinî edebiyatla beslenegelmiştir. Çekilen eziyetlerle doğru orantılı olarak acıların sona ermesi de özlemle beklenmiştir.

İsrailoğulları ezildikçe hasretleri artmış, bu hasret arttıkça da âhir zamanın geleceği fikri kuvvet kazanmıştır. Bir Yahudi duasında “Tanrı, sizin sağlığınızda, sizin günlerinizde ve bütün İsrail evinin yaşadığı sırada, çabuk ve yakın zamanda devletini kursun” denir. Bütün bu ümitler, uzun bekleyişlerin ardından boşa çıkınca İsrailoğullarının vatansız devirlerinde yavaş yavaş bu tasavvurlarında değişiklik meydana gelmiş ve sonunda “Tanrı’nın devleti” ülküsü, tüm dünyayı kaplayacak olan “altınçağ” bekleyişi halini almıştır.[39]

Eski Ahid’de Davud’un soyuna ilişkin mesih beklentisine dair sürekli bir vurgu göze çarpmakla beraber bunların bazen başka bir kişiye yani özel olarak seçilmiş bir krala yönelik beklenti biçimini aldığı görülür. İlk dönemler, gerileme dönemi boyunca ve krallığın çöküşünden sonra idealleştirilmiş ve Yahudi milleti için bir “altın çağa” dönüştürülmüştür. Böylece krallığın muhteşemliklerini yeniden diriltecek olan kişinin sıradan bir insan olarak değil, fakat Tanrı Yahve’nın özel temsilcisi olarak algılanması gitgide zaruri hale gelmiştir.[40]

“Mesih’in, ilk insan veya en sonunda altın çağla birlikte geri dönecek olan, cennetin kahraman-kralı olduğu da öne sürülmüştür. Gressman mesihin bir fatihten ziyade barış prensi yani Tanrı Yahve tarafından yeniden ortaya çıkarılmış altın çağın kralı olduğuna işaret eder. Sellin bu fikre dayanarak (Eyüp, 15/7) Tanrı ile birlikte en baştan beri var olan ve O’nun bilgeliğini paylaşan bir ilk insan teorisine dönüştürür. Sellin bunun bir izini (Yaratılış, 3/6)’da ‘birini bilge yapmak’ta bulur. Aynı kelime (Yeremya, 23/5)’de ve (Yeşaya, 52/13)’de kullanılırken, (Yeşaya, 11/2)’de vurgu bilgelik üzerinedir. Onun baştan beri varoluşu (Yeşaya, 49/1; 51/16) imâ edilirken, Daniel kitabında ve Mezmurlar’ın 8. bölümünde ‘bir insan oğlu’ olarak geçer. Gressman bundan başka dünya hakimiyeti fikrinin köken itibarıyla İbrani (semitik) olamayacağını savunur. (Mezmurlar, 72:8 ile karşılaştırın.) Yine, tahta çıkan ve kral olan Yahve tasvirlerinin, orijinalinde ilâhi bir mesihe atıfta bulunuyor olması gerektiği öne sürülmüştür. Bu sonuncusu Gunkell ve Zimmern’e göre köken itibarıyla Bâbil’e aittir ve aynı şey genel olarak Hofstil (saray kültürü) için de geçerli olabilir.”[41]

“Hagay ve Zekeriya peygamberler, Davud’un krallığını bekliyorlardı. Zerubbabel[42] onu gelecek yeni çağın niteliği olarak görüyordu. Eski Ahid tarihi açısından Yahudi mesianizmi (mesihçilik / mesih inancı ve beklentisi) incelenirse şöyle söylenebilir:

Birinci aşamada Tanrı Davud’un soyunun İsrail’e, zamanın sonuna kadar hükmetmesini istemektedir. (2. Samuel, 7; 23/1, 3-5) Bununla birlikte ona yabancılar üzerinde ağırlığı olması yetkisini vermiştir. (2. Samuel, 22/44-51 ile Mezmurlar, 18/44-51; Mezmurların 2.bölümü ile karşılaştırın.) Yeşaya’da Cyrus / Keyhüsrev konuşuyor. Tanrı’nın takdis edilmişi olarak, Tanrı tarafından İsrailli olmayan bir kişinin harika yazgısı ve görevi içindir (Yeşaya, 45/1).

‘Birinci aşamanın’ başlangıç tarihinde mesihçilik doktrini Davud’un mevcut pozisyonunun gücü hayatı boyunca baştan başa sürdürülmekte ve hanedanlığı boyunca başarılar zincirleme olarak devam etmektedir. İkinci aşama Davud’un krallığının Süleyman’ın ölümünden sonra yıkılmasıyla başlamaktadır. Böylece geçmişe duyulan hasret, gelecekte gerçekleşmesi arzu edilen bir umuda dönüşmektedir. Geleceğe duyulan bu umuda göre Davud’un krallığı tekrar İsrail’de ve bununla birlikte Yahuda’da hüküm sürecek ve tekrar uluslar üzerinde ağırlığı olacaktır. Üçüncü aşama Yeşaya hanedanlığının ebediliğinin vurgulamasının değişmesidir. Onun tahtının temeli adalet olacak, adaletin coşkusu için ayrılacak ve son olarak doğruların ve yanlışların mahkemesinde adaletin var olması için insanlığa bağış olarak verilecektir.

Eskatolojik mesih ünvanıyla atanan kişilik, Eski Ahid’de mevcud değildir. Çünkü Eski Ahid’in yazıldığı zamandan sonra ikinci tapınak devrinde bu inanç oluşmuştur. Bununla beraber eski çağ Yahudiliğinde eskatolojik kurtuluş, mesih kavramından daha önemliydi. Bu yüzden ikinci tapınak devrinde mesihin olmadığı kitaplar vardır. Bu kitaplar eskatolojik kurtuluştan dahi bahsederler. Bu tür kitaplara örnek olarak Tobit[43] gösterilebilir. Bunda Kudüs’ün kurtuluşu, diaspora / sürgün dönüşü ve İsrail Tanrısı’nın uluslarla olan görüşmeleri tarif edilir ancak belirli bir mesih burada yer almamaktadır. Aynısı Ben Sira ve Daniel kitaplarına bile uygulanabilir. Eski çağların Yahudi dualarında dahi mesih kelimesi eksiktir. İkinci tapınak devrinde, daha önce olduğundan çok değişik mesianik figürler mevcut bulunmaktaydı.

Eski Ahid’in Zekeriya kitabı iki mesianik figür içermektedir. Bu iki figür en yüksek kahin ve mesianik kraldır. Bu fikir haham edebiyatında kaybolmamaktadır. Haham edebiyatında dürüst olmayan kahin ile Davud’un mesianik krallığıyla bazen birlikte bahsedilmekte ve bu her iki figür de (kahin ve kral) dünyanın son günleri ile ilgili ölü deniz yazmaları için önem arzetmektedir. Dünyanın eskatolojik olan yüksek kahin figürü, Davud’un dalı figüründen daha önemli olmaya başlamıştır. Böylece ölü deniz parşomenlerinde / yazmalarında (Dead Sea Scrolls / Ölü Deniz Yazmaları) üç önemli mesih figürü vardır. Bu üç özellik Yahudilikteki mesih ile tam olarak örtüşmemektedir.

Yahudilikte Davud neslinden beklenen mesih anlayışı diğer mesianik figürleri zayıflatması Eski Ahid’in mirasının bir sonucudur. Çünkü eskatolojik kral, Eski Ahid’e dolaylı olarak anlattırılmıştır. Roma işgali de Yahudilikteki politik mesianik beklentinin diğer bir unsurunun doğmasına neden olmuştur.”[44]

Yahudilikteki mesih inancı da Martin Rehm, Lorenz Dürr ve H.J.Schoeps’e göre kendi içinde Kral Davud özleminden ve Tanrı’nın ona krallığının ebedî olacağı hakkındaki vaadinin gelecekte gerçekleşeceği ümidinden doğmuş olup, bu inancın doğuşunda dış dünyanın tesiri olmamıştır.[45]

Mesih beklentisinin özü ve tabiatı itibarı ile Ortadoğudaki diğer medeniyetlere baktığımızda mesihle ilgili öğretiler bulunamamaktadır. Onun kaynağı Eski Ahid metinlerinde aranmalıdır. Birçok kavramdan emin olmak için -ki bu kavramlar, mesih kavramının bir bölümünü açıklamaktadır- bu koşullarda, özellikle Yahudilik öngörünümünü tarihin son amacına doğru azaltmaktadırlar.

Mesianik beklenti, tarihî Davud krallığına ait koşullar etrafında mükemmel bir dünya anlayışıyla ilişkilendirilmiştir. Buna ek olarak her nasılsa krallığın cennetindeki adamın mitolojik fikirlerinin rol aldığı görülmektedir. Mesih beklentisinin gelişmesi yüzüstü bırakılmamış ancak Yahova’nın beklenen devrimiyle ilişkilendirilmiştir.[46]

Yahudilerin sürekli lider değişikliği ve tarih boyunca farklı karakterli liderlere sahip oluşları Yahudilikteki mesih kavramının karmaşık oluşuna sebep olmuştur. Yahudilerce meşhur olan “sürgün” (M.Ö. 6. yy.) olayına kadar genellikle siyasî liderler mesih olarak tanınırlardı. Ancak sürgün sonrasında bu tabir dînî liderler için kullanılmaya başlanmıştır. Sürgün sonrası nesil de Davud’un soyundan gelecek ve kraliyet nişan ve alâmetlerini taşıyacak kurtarıcı mesih idealini canlı tutmuştur. II. Dünya Savaşı’nda Adolf Hitler’in Yahudilere yaptığı zulüm ve soykırımın ancak kurtarıcı mesih ile giderileceğine inanılmış olması, bu inancın toplumları özellikle yahudi ulusunu ne kadar derinden etkilediğini göstermesi adına oldukça ilginçtir.[47]

Mesih ünvanı başlangıçta belli kral veya peygamberlere verilirken, zamanla genel bir anlam kazanmış, belirli bir şahıs olmaktan çok bir karakterin adı şekline dönüşmüş, toplumun ve dünyanın kurtuluşu ile eş anlamlı algılanmaya başlanmıştır. “İsrail’i, “o” kurtaracaktır. Yahudiler M.Ö. 586’da Bâbil, 536’da İran, 333’te Yunan ve 63’te Roma hakimiyeti altına girmiş ve hep sıkıntı ve diaspora (sürgün) hayatı sürmüş, hiçbir dönemde kuramadıkları hakimiyetleri hep bir ümit olarak kalmıştır.

Bazı araştırmacılara göre, yahudilerin hep diaspora acısı çekmelerinin en önemli sonucu, bu acıların zamanla “kurtarıcı mesih” beklentisi şeklinde inanç dünyalarına yansımış olmasıdır. Bu sebepten ötürü Bâbil’den Kudüs’e dönmelerini sağlayan İran Kralı Keyhüsrev, kurtarıcı mesih olarak görülmüştür. Aynı şekilde bu teoriyi destekler mahiyette bir başka hadise de Romalılara karşı Kudüs’te başarısız bir isyan başlatan ve sonunda idam edilen Shimon Bar Kokhba, mesih olarak telakki edilmiştir. Romalılar bu isyanda 1.000 yahudiyi çarmıha gererek idam etmişlerdir.

Yahudi mistik mezhebinin kitabı olan Kabalah’da “beklenen mesih” inancı oldukça önemli bir noktayı teşkil eder. Söz konusu bu mezhebin temel kitaplarından biri olan Zohar’a göre doğaüstü bir mucize olan Mesih’in ortaya çıkışıyla dünya aydınlanacaktır.

Yahudi tarihinde birçok sahte mesihler ortaya çıkmıştır. Yahudileri kandırarak Kudüs’e götüreceğini vaadeden, onlara bütün mallarını sattıran Giritli Moşe, XII. yy’da İran Yahudilerini Kudüs’e götürmek isteyen Menahem Solomon (David Alroy) gibi kurtarıcı rolüne soyunan birçok kişi onların bu ümitlerinden yararlanmıştır. XIII. yy’da Abraham Ebulayfa, XIV. yy’da Aşer Lemlein, XVI. yy’da Samuel Motta, XVII. yy.’da Sabatay Sevi (1626-1676) dikkate alındığında XVIII. yy.’a kadar hemen hemen her yy.’da bir sahte mesih geldiği gözlenmektedir. Ayrıca Polonya asıllı bir yahudi olan Jacob Frank (1726-1791) kurtarıcı mesih olduğunu iddia etmiş ve kendisine bir çok kişiyi inandırabilmiştir.[48]

Siyasî ve politik bir kimlik giydirilen mesihçilik görüşlerinde klasik bir mesih beklentisi yerine evrensel barış, hukuk karşısında eşitlik, sivil özgürlük, ahlakî ve insanî değerlere saygı şeklindeki tartışmalar sürüp gitmektedir. Ancak muhakkak olan bu görüşün mensuplarının mesihin gelişinden çok, modern bir Yahudi Devleti kurmaya dikkatlerini vermiş olmalarıdır. Günümüzde reformcu ve liberal yahudiler mesihçiliği reddederken[49], Ortodoks (gelenekçi) yahudiler “gecikse bile” bir mesihin geleceğine inanmaktadırlar.[50]

Yeni Ahid dönemine girilmeden önce kurtarıcı mesih telakkisi biri millî, diğeri de şahsî olmak üzere iki yönde gelişme kaydetmiştir. Millî yönden gelişen, Davud’un soyundan gelen mesih, insanları akılla ve doğrulukla yönetecek, yeryüzündeki büyük kuvvetleri mağlup edecek, halkını yabancı güçlerden kurtarıp, evrensel bir barış kuracaktır. Bu krallık, barış ve huzur içinde olacaktır. Diğeri ise daha evrensel olan insanoğlu kavramında yoğunlaşmaktadır.

Yahudilikteki mesih inancı, Hıristiyanlığı da etkilemiştir. Hıristiyanlıkta mevcut olan kurtarıcı mesih inancının, Filistin Yahudilerinden alınmış olabileceği görüşü ileri sürülmekte ve buna delil olarak Yeni Ahid’in birçok yerinde geçen “insanoğlu” figürünün, Yahudilikteki doğaüstü bir özellik taşıyan “Davudoğlu” mefhumuyla paralellik göstermesi zikredilmektedir.[51]

Hıristiyanlık çağının yaklaşmasıyla, halk arasında yaygın olan mesihçilik, eski kehanetin maddî unsurlarına dayanıyordu. İsa’nın Kutsal Cuma’da halk tarafından terk edilişinin sebebi ise halkın acı çeken ve küçük düşen bir mesihi kabul edemeyişiydi. Aynı çağlarda Esseniler biri Davudî, diğeri Levii olmak üzere çifte mesih bekler gibiydiler. İlk Hıristiyan cemaatı, din değiştirmiş olan Yahudilerden meydana geldiği için, İsa’yı daha önceki peygamberlerin haber verdiği mesih olarak görüyorlardı.[52]


2. 1. Kral ve Mesih

Mesih’in kral oluşu onun siyasî ve dünyevî liderliğine yapılan bir vurgudur. “Bütün dünyayı yargılayacak, kralını güçle donatacak, meshettiği kralın gücünü yükseltecek”[53] ifadesiyle mesihin hem Tanrı tarafından meshedilmiş hem de güçle donatılmış bir kral olduğuna işaret edilmektedir.

2. Samuel’in 7. bölümü[54] gerçekten mesihin kralla ilişkisine en açık ışık tutan pasajlardan biridir. Tanrı Yahve Davud’a, soyundan çıkaracağı kralla baba-oğul kadar yakın olacağını bildirmekte, kendi adına tapınağı bu krala kurduracağını müjdelemekte, krallığını pekiştirerek sonsuza kadar ayakta tutacağını ifade etmektedir. 1. Tarihler kitabının 17. bölümü de benzer ifadeler içermektedir.[55] Ancak Eski Ahid’e göre buradaki kral beklenen kral (mesih) değil, Davud’un oğlu Süleyman’dır.[56]

Eski Ahid’in tarihinde mesianik umut, yani geleceğin beklentisi her yerde baskın bir rol oynamaktadır. Buna karşı Hıristiyan teolojisi için mesihin sadece son günlerle eşanlamlılık arzetmediği aksine tüm diğer son günler için önem arzettiği unutulmamalıdır.

Bir başka pasajda: “Rab kralını büyük zaferlere ulaştırır, meshettiği krala, Davud’a ve soyuna sonsuza dek sevgi gösterir”[57] denilerek beklenen mesihin büyük zaferlere imza atmasının yanı sıra, Eski Ahid’de mesih ile kral kavramının ilişkisine işaret edilmektedir.

Mezmurların 20. bölümünde[58] meshettiği kralı kurtaran Tanrı, sağ elinin kurtarıcı gücüyle kutsal göklerden kral-mesihe yanıt verdiği dile getirilmektedir.

Mezmurların 28. bölümünde[59] Rab Yahve’nin İsrail halkının gücü olduğu, meshettiği kralın zafer kalesi olduğu ifade edilmektedir.

Yeşaya kitabındaki “Davud soyundan biri sadakatle krallık yapacak”[60] ifadesi Eski Ahid’de mesih ile kral kavramını en açık dile getiren cümlelerden biridir. Çünkü Eski Ahid’e göre beklenen kral-mesih, Davud’un soyundan olacaktır.


2. 2. İsrail’de Krallık Müessesesi

İsrail’de krallık müessesesi deyince akla ilk olarak gelen kuşkusuz tahta çıkan İsrail oymaklarının krallarıdır. İsrail’de tahta çıkan bir kral, mesih yağı[61] ile meshedilir ve böylece kutsanmış bir kral olarak tahta oturtulurdu. Bu anlamda Eski Ahid’de pek çok örnekler mevcuttur.[62]

İsrail’deki krallık kavramı Tanrı Yahve’nin yeryüzünün gerçek sahibi oluşu yönüyle sınırlandırılmıştır. Ancak Davud’un büyük krallığı yüzünden İsrail’deki krallık dinde daha sonra bir yer kazanmış ve Davud’un krallığı bir örnek teşkil etmiştir. Bu da bir mesihin geleceği inancını doğurmuştur.

Burada iki nokta gözlemlenmelidir:


1- 2. Samuel’in 7. bölümünde Kral Davud dinsel meşruluğunu Peygamber Nathan sayesinde kazanmıştır. Davud’un hanedanlığı sonsuza kadar varoluş sözü verilmiştir. Baba ve oğul, Yahve ile Kral Davud’un krallık evi arasında antlaşma yaptırılmıştır.

2- Kral kavramı kralı yüceltmek için çeşitli kavramlar ile birlikte kullanılmıştır ve İsrailliler bu kavramı farklı uluslardan almışlardır. Dolayısıyla bu krallıkla ilgili ifadelerin Mesih inancı ile bir bağlantısı yoktur. Bununla beraber bu ifadeler kraldan krala aktarıldığı için son günlere kadar gideceği öngörülmüştür.[63]

Yukarıda ifade edildiği gibi “mesih” kelimesi, İbranice’de takdis edilmiş, yağ sürülmüş anlamlarına gelen, “İsrael” ve “Yahuda” devletlerinin kralları için kullanılan genel bir deyimdi. Eski Yahudi kralları tahta çıktıklarında yağ ile meshedilirlerdi. Bu onların meshedilerek takdis edildikleri yani kutsandıkları anlamına gelmekteydi. Ancak bu krallar zamanla kutsallıklarını bozmuş, Rabb’in emir ve buyruklarını çiğnemiş, Rabb’e verdikleri söze yani Ahid’e bağlı kalmamışlar, bunun sonucunda da cezalandırılarak Bâbil sürgününe gönderilmişlerdir. İşte bu dönemin peygamberlerinin sözleri arasında ideal bir “kurtarıcı kral” dan bahsedilse de bu kral için mesih dendiği yoktur. Tanrı’nın buyruklarından uzaklaşan krallara karşı ellerinden birşey gelmeyen nebiler ilerde Davud gibi kahraman ama dürüst ve adaletli bir kralın gelip tüm Yahudi ulusunu kurtarmasını beklemeye başlamışlardır.[64]


2. 3.Yahve ve Mesih

İsrailoğullarında Yahudiliğin temel prensiplerine uymak bu dünyayı, Tanrı Yahve’nin tanımladığı son ve en yüce amaca eriştirmektir ki, bu da Tanrı’nın Devleti’nin kurulması ile mümkündür. Bu devlet, Tanrı’nın tüm buyruklarının uygulandığı bir yeryüzü devletidir. Bu iki temel düşünce yani Tanrı’nın dünyayı yaratmadaki son amacı ile Tanrı’nın Devleti düşünceleri Yahudilikte bir bütün halindedir. Ancak bu “Tanrı Devleti” mecazi anlamda göksel bir devlet değil, aksine yeryüzünde kurulması gereken dînî-politik bir devlettir. Bu devlet, Tanrı Yahve’nin yardımıyla ve insan eliyle kurulacaktır. Bu devlet de ancak Tanrı’nın mesihi göndermesiyle mümkündür.

Yahudilerin en çok üzerinde durdukları konu kendi uluslarını üstün saymalarıydı. Bu kendilerini üstün görüş, kendilerince, Tanrıları Rabb’in ismini tüm dünyaya duyurmak istemeleri ve bu kutsal vazifeleri sebebiyle kendilerini üstün saymalarından ileri gelmekteydi. Eski Ahid’de Yahudi Peygamberlerinden herbirinin bu düşünceyi hızlandırdığı muhakkaktı. Böylece bu peygamberlerin sundukları hakikat ile tüm dünya fethedilecek, kurtarıcı mesihin “barış prensi” olarak hüküm sürebilecek bir Aden cenneti oluşturabileceklerdi. İşte bu sebeplerle Yahudiler tarihte birçok konuda iman etmekte tereddütler yaşamışken, bir kurtarıcı mesihe inanmada zerre kadar tereddüt etmemişlerdir. En kötü günlerinde ve en acı sürgünlerinde bile hep bu ümit ile kurtulmayı beklemişlerdir.[65]

Mesih, Tanrı tarafından güçle donatılıp, meshettiği kralı hep yükseltecektir. Yahudilikteki mesih inancına göre beklenen mesih bir insan eliyle değil, Tanrı tarafından meshedilecektir. Bundan dolayı o, Tanrı’nın melekûtunun temsilcisi kabul edilir. Eski Ahid’den alınan aşağıdaki ifade Mesih’in Tanrı tarafından meshedildiğini ifade etmektedir:

“Rabb’e karşı gelenler paramparça olacak, Rab onlara karşı gökleri gürletecek, bütün dünyayı yargılayacak, kralını güçle donatacak, meshettiği kralın gücünü yükseltecek.”[66]

Görüldüğü gibi beklenen mesih Tanrı tarafından meshedilecektir.[67] Zaten Yahudilikte mesihle ilgili inanca göre de, kral Davud’un alnı bizzat Tanrı tarafından meshedildiğinden, kendisi ve soyu da kıyamete kadar İsrail’e ve yabancı halklara egemen olacaktır.[68]

“Bir kral-mesih olarak, (Zekeriya, 9/9)’da Mesih’in Kudüs’e sıpayla girişinden bahsedilmektedir. En son kralı beklerken bir umudun ve beklentinin yanında Yahve’nin sınırsız egemenliği için belirli bir yer yoktur. Bununla birlikte Neviim kitaplarına ait pasajlarda herhangi bir krallığın hükümdarlığına yer verilmemiştir. Eski Ahid’in gelecekle ilgili beklentilerinde mesih ikinci derecede rol oynamakta olup genellikle sembolik ifadeler kullanılmaktadır. Bu bağlamda ‘Tanrı bizimle’ mesih, (Yaratılış, 49/11-12; Yeşaya, 7/14)’te ve ‘hediye’ (Yeşaya, 9/6-7)’de anlamlarına gelmektedir. Yahve tarafından o zamanın kurtarıcısı ve cennetteki yerlerin alınmasını sağlayacak kişidir. Geç dönem Yahudiliğe göre Mesih’in değiştirme etkisi onun gerçek görevi değildir. O, Tanrı Yahve’nin temsilcisi ve uygulayıcısıdır. Efendinin gücü ve görkemi, Yahve’nin ruhunu taşıyan kişidir. (Yeşaya, 11/2) Böylece mesihi, Eski Ahid’in Tanrısının dinamik iradesi olarak algılayabiliriz. Aynı zamanda Tanrı, Eski Ahid’de kimi zaman onunla birlikte, kimi zaman onsuz kendini ifade etmektedir. Bununla beraber Mesih’in ‘doğaüstü karakteri’ de mevcut değildir.”[69]

Kral Mesih’in tanrısal bir yapıya sahip olmadığına bir delil olarak Ortaçağın en büyük Yahudi düşünürü olan Moşe ben Maimon’un (Maymonides) (1135-1204) görüşlerini nakletmek istiyoruz:

“Meshedilmiş kral bir gün gelecek ve Davud’un krallığını eski kudretiyle yeniden diriltecektir. Kutsal yeri (tapınağı) yeniden yapacak ve dağılmış olan İsrail’i toplayacaktır. Bütün adalet hükümleri onun günlerinde yeniden eski yürürlüklerine kavuşacaktır. Ama ona inanmayanlar ya da onun gelmesini beklemeyenler, sadece peygamberleri değil, Tevrat’ı ve öğretmenimiz Musa’yı da inkar etmiş olurlar çünkü Tevrat bunu bildirir ve şöyle der: “Tanrınız Rab size acıyacak, sizi sürgünden geri getirecek. Sizi dağıttığı ulusların arasından yeniden toplayacak. Dünyanın öbür ucuna sürülmüş olsanız bile, Tanrınız Rab (Yahve) sizleri toplayıp geri getirecek. Sizi atalarınızın mülk edindiği ülkeye ulaştıracak. Orayı miras alacaksınız. Tanrınız Rab üzerinize iyilik getirecek ve sizi atalarınızdan daha çok çoğaltacak. Sizin ve çocuklarınızın yüreğini değiştirecek. Öyle ki,


O’nu bütün yüreğinizle, bütün canınızla sevesiniz ve yaşayasınız.”[70] İşte Tevrat’ın açıkça söylediği bu sözler, daha sonra bütün peygamberlerin bildirecekleri vaadleri içinde toplamaktadır. Sakın ola aklına gelmesin ki, meshedilmiş kralın alâmetler ve mucizeler yapması, dünyada yeni şeyler meydana getirmesi ya da ölüleri diriltmesi ve bunun gibi işleri yapması gerekir. Asla böyle olmayacaktır...”

Maymonides, tabiatüstü güçlere sahip bir mesihi değil, gerçek bir kralı beklemektedir. Onun sadece eski devleti ve Tevrat hükümlerini uygulayacağını söylemektedir. Maymonides’in bu sözleri aynı zamanda Hıristiyanların İsa’yı mesih saymalarına ve ona ilâhi bir tabiat vermelerine bir taşlamadır.[71]

Zamanla mesihçiliğe dönüşecek olan bu umut, sürgünden sonra sadece bazı dönemlerde görülür. Geç dönem Maccabee’lerin[72] yaptığı zulümler ve Pompey’in M.Ö. 63’te Kudüs’ü ele geçirişi Davud’un neslinden beklenen mesihçiliğin yeniden canlanmasına yol açmıştır. M.Ö. 63’ten çok sonraları olmamakla beraber Süleyman’ın Özdeyişleri, Maccabee’leri reddeder. Tanrı’nın gerçek kralını, yani Davud’un oğlunu yükseltmesi için dua ederler. Bu kral, ağzından çıkacak sözlerle Tanrısız ulusları yıkacak, kutsal insan topluluğunu bir araya getirecek ve onları erdeme yöneltecektir. Putperest uluslar onun boyunduruğu altında çalışacaktır. O ata, süvariye ya da oka güvenmeyecek, savaş için altın ya da gümüş te biriktirmeyecektir. Çünkü Tanrı’nın kendisi kral olacaktır. Bu kral, ‘Tanrının seçilmişi’ olarak adlandırılacaktır. Mesih beklentisi 2. Yahudi isyanının (M.S. 132-135) sonuna kadar canlı kalmıştır.[73] Mesianik kavramlar 2. tapınak döneminde çok çeşitliydi. Bununla birlikte çok sayıda mesihin fonksiyonları görülmektedir. Hepsi çeşitli yahudi eğilimlere bağlı olarak teolojik ve ruhsal tahminlerdir. Ancak mesih ya da mesihler her zaman doğa üstü nitelikleri olmasına rağmen insandırlar. Bununla beraber mesih, Tanrı’nın adamıdır ve hiçbir zaman “kurtarıcı” oluşu Hıristiyanlık anlamında değildir. O, Davud’un neslinden olma anlamında bir kral zannedilmiştir.[74]

Mesih beklentisi Yahudi peygamberlerinin kendi uluslarına telkin ettikleri, Tevrat’ta ve Eski Ahid’in diğer yerlerinde Yahve’nin kendi kavmi için verdiği sözleri yerine getirecek olan kurtarıcı bir lider, birleştirici bir şahsiyettir.

Davud’un soyundan beklenen mesih, Tanrı tarafından meshedildiği,[75] büyük zaferlere imza atacağı, kendisine, atası Davud’a ve soyuna sonsuza dek büyük bir sevgi gösterileceği,[76] kraliyet soyunun sonsuza dek sürdürüleceği,[77] meshettiği kralın gücünü yükselteceği[78] yine Tanrı’nın ağzından bir çok yerde dile getirilmiştir. Ancak bu vaad, soyunun Tanrı’nın öğütlerine uyması şartına bağlanmıştır.[79]

Ortodoks (gelenekçi) Yahudiler Eski Ahid’e dayanarak kurtarıcı bir mesihe inanırlar. Onlara göre Davud’un oğlu mesih mutlaka gelecek, Yeruşalim’i (Kudüs’ü) düşmanlarından temizleyecek, İsrail halkı buraya yerleşecek ve Tanrı’nın evi olan Süleyman’ın mabedi yeniden kurulacaktır.[80]

Karşılaştırmalı Dinler Tarihçisi Gressman ve Gunkell’in ifadelerine göre beklenen mesih, bir fatih değil, “barış temsilcisi” dir. Tanrı Yahve’nin temin edeceği altın devrin hükümdarıdır. Bu inancın Yahudilere verdiği intiba, tarihlerindeki, özellikle de Davud zamanı gibi güçlü bir altın çağın yeniden kendi lehlerine dönecek olmasıdır. İnançlarına göre bu dönüş, Tanrı Rab tarafından kendilerine verilecektir. Tanrıları Rabb’in bu iradesi ancak kendi meshettiği ve melekûtunun temsilcisi olan mesih tarafından gerçekleştirilecektir. Bu kurtarıcı mesih ise kuşkusuz tüm dünyanın kurtarıcısı olacaktır.[81] E. Jenni’ye göre Mika kitabının 5. bölümü,[82] Tanrı Yahve’nin temsilcisi olarak mesihin evrensel hükümdarlığını göstermektedir.[83]

Bazı Yahudi düşünürler, düştükleri sıkıntılardan dolayı kendilerini kurtaracak bir mesih fikrini iyice benimsemişler ve onu semanın elçisi olarak tanımlamışlardır. Yine onu seçilmiş olan milletlerini irşad eden, onlara yol gösteren ve hidayetiyle hak ettikleri efendilik ve üstünlüğe ulaştıracak bir kumandan olarak kabul etmişlerdir. Guignebert’in açıklamasına göre beklenen mesih normal bir insan değil, belki semavî bir insandı. Allah’ın kendisini asırlar önce yaratmış olduğu mucizevî bir varlıktı. Gönderilme vaktine kadar gökyüzünde kalacak, Allah kendisini gönderdiğinde ise ona kendi gücünü verecekti. O, “insanoğlu” ünvanını taşıyacak, yani insan sûretinde olacaktı. Fakat Allah ile insan arasında bir tabiata sahip olacaktı.[84] Buna karşı Yahudilikte otorite kabul edilen Maymonides’e göre “Mesihin Kral Oluşu” başlığında ifade ettiğimiz gibi mesih tamamen bir insandır ve hiçbir tabiatüstü güce sahip değildir.

Yahudi düşünürler daha başlangıçta mesihin Davud’un soyundan gelen ve ülkeler fetheden, muzaffer bir kral olacağını zannediyorlardı. Ona Allah’ın oğlu ismini vermişlerdi. Onun, İsrail’in şerefini tekrar iade etmek, Yahudileri Filistin’de toplamak, Tevrat hükümlerini uygulamak için geleceğine inanıyorlardı. Fakat onlar zaman zaman Yeşaya’nın Keyhüsrev’e (Cyrus) dediği gibi, Davud’un soyundan olmasa da düşmanlarıyla savaşanlara “mesih” adını verdiler. Bu fatih ve gazi mesihin gelişi gecikince o zaman da mesihin güvenilir, adil, toplumsal işleri düzenleyici bir ıslahatçı yani bir reformist olarak geleceğine inanmaya başladılar.[85]

Eski Ahid’in bir çok yerinde “mesihin dönemi ve yapacağı işler” anlatılmıştır. Beklenen mesihin rahatlıkla görülecek oluşu, onun halktan kopuk yaşamayacağına, belki de halkın içinde yaşayacağına işaret etmektedir. Ayrıca vaadedilmiş uçsuz bucaksız toprakların da rahatlıkla görülecek oluşu[86] Tanrı’nın İsrailoğullarına vaadinin gerçek oluşuna delalet etmektedir. Burada Tanrı’nın vaadinden O’nun kendi halkı olan İsrailoğullarını Kudüs’te toplayacak oluşu kastedilmektedir.


Tanrı Yahve, kendisine sürekli dua eden birinin kuzeyden harekete geçtiğini, çömlekçinin balçığı çiğnediği gibi onun da bütün önderleri ayağıyla ezeceği ve çiğneyeceğini bildirmektedir. Bu ifadeler Yahudilikte barış sultanı olarak takdim edilen kurtarıcı mesihin, dünyanın liderliğini ele geçirmeye çalışacağı, en azından dünyanın egemenliğini eline alıncaya kadar savaşçı olacağı anlamına gelmektedir. Dünya liderliğinin yahudiler tarafından bu kadar arzu edilmesinin sebebi ise, “tek tanrı inancının” tüm dünyaya hâkim olması isteğinden kaynaklandığı kendileri tarafından ifade edilmektedir.


3. MESİH MÜJDESİ

Yahudiliğin 13 iman esasından 12. si olan “Allah, Mesih’i (Meşiah) gönderecektir ve geciktiği halde yine beklerim” maddesi özellikle Ortodoks / Gelenekçi Yahudiliği için tartışmasız bir öneme sahiptir.[87]

Ancak burada dikkat edilecek husus, mesihe değil, onun gelişine, daha doğrusu Tanrı Yahve tarafından gönderilişine bir işaretin var oluşudur. Bir diğer husus ise mesihin gelişine imanın “gecikse de” gerekliliğine vurgu yapılmasıdır.

Maymonides’e göre bu esaslardan birini kabul etmeyen dinden ve Yahudi cemaatinden çıkmış sayılır. Bu sonraki yüzyıllarda Ortodoks Yahudilerinin genel görüşü olmuştur.[88] Ancak, Maymonides’in 13. asırda tespit ettiği on üç maddelik iman esasları Yahudi dünyasının tartışmasız dogmaları değildir. Hasdai Crescas ve Yosef Albo gibi Yahudi din bilginleri, Maymonides’in belirlediği bu dogmaları eleştirmişlerdir. Günümüzde Ortodoks Yahudileri dışında hiç kimse bunları tartışmasız dogmalar olarak görmemektedir.


3. 1. Tevrat’ta

Bilindiği gibi Eski Ahid; Tevrat (Torah / ilk beş kitap[89]), Neviim (Peygamberler[90]) ve Ketuvim (Kitaplar[91]) olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerin herbirinde olmasa da bazılarında mesih müjdesinin bildirilmiş olduğu bir gerçektir. Ancak mesih kelimesi kullanılmaksızın yukarıda açıkladığımız “mesihle ilgili diğer kavramlar” başlığında mevcut olan kelimelerin de kullanıldığı görülmektedir. Bazen de mesih kelimesi kullanılmış ve bu kelimelerle beklenen kurtarıcıdan çok daha farklı manalar kastedilmiştir.

Tevrat’ın Yaradılış kitabında: “Sahibi (Şilo) gelene kadar krallık asası Yahuda’nın elinden çıkmayacak, yönetim hep onun soyunda kalacak, uluslar onun sözünü dinleyecek” denilerek sanki mesih inancına işaret edilmektedir. Ancak Şilo (Shiloh) pasajı olarak da bilinen bu pasaj yoruma çok açıktır. Mesih inancını çağrıştıracak her pasajı geleneksel hale gelmiş inançlarla açıklamak çok doğru gözükmemektedir. Bununla birlikte pasaj beklenen kurtarıcı ile alâkalı değildir.[92]

“Eski çağların mesianik vaadi X. yy.’dan beri beklenmesine rağmen gelmemiştir. Muhtemelen Kral Davud zamanında (Çölde Sayım, 24/15-19) savaşçı kral vaadiyle şöyle denilmektedir:

‘Onu görüyorum ama şimdilik değil,

Yakup’un soyundan bir yıldız çıkacak,

İsrail'den bir önder yükselecek

Moavlıların alınlarını, Şetoğullarının başlarını ezecek.’

Muhtemelen hakiki peygamberlik olmamasından dolayı Kral Davud’un onuruna taklit edilmiş bir nasihat söz konusudur. Bununla birlikte sadece savaşçı başarılardan bahsetmektedir ancak kesin bir kehanet söz konusu olmamakla birlikte pasaj mesihe atfedilmektedir.”[93]

Tevrat’ta mesih inancı açık bir şekilde gözükmemektedir. Mesih kelimesi bir insan için kullanıldığında daha çok Levililer soyunu oluşturan Harun ve oğullarının kohen / kahinlik müessesesine atandıkları sırada mesih yağıyla[94] meshedilmelerini ifade etmek için kullanılmıştır. Bu da günümüze dönük anlamından çok farklı bir kullanımdır.[95]


3. 2. Neviim’de

Neviim bölümü yukarıda ifade edildiği gibi Peygamber kitaplarıdır. Bu bölüme ait kitaplarda mesih beklentisi belirsiz haldedir. Bu kitaplarda temel vurgu beklenen kurtarıcının Davud’un soyundan gelecek oluşuna, Davud’un zamanındaki ihtişama duyulan özlem ve hasretedir. Yeşaya peygamber bu vurguyu en fazla dile getiren peygamber gibi gözükmektedir. Ancak bu kitapta da vurgu belirli bir kurtarıcıya özel değildir.

“(Yeşaya, 9/6-7)’de beklenen bir çocuktan şu şekilde bahsedilmektedir: ‘Çünkü bize bir çocuk doğacak, bize bir oğul verilecek. Yönetim onun omuzlarında olacak, onun adı harika öğütçü, güçlü Tanrı, ebedî baba, esenlik önderi olacak.’

(Yeşaya, 11/1-5)’te Davud’un krallığı sürgün edilmesine rağmen onun soyu mesih’in çıkmasıyla devam edecek, Mesih İşay’ın filizinden çıkacak, o zamanda -ki Davud’un krallığı sona erdiği halde mesihin krallığı sonsuza kadar devam edecek- o; tanrısızlığı yok edecek, adaleti sağlayacak, fakir ve çaresiz insanlara yardım edecektir.

Yeremya’nın gelecekteki mesih beklentileri öne çıkmamıştır. Davud’un neslinden yeni temsilci atanan (Yeremya, 23/5-6), ‘doğru bir dal’ ile zıtlaştırılmıştır. Bununla birlikte onur ünvanı ‘Rab doğruluğumuzdur’ (Bu söz ‘Yahve haklılığımızdır’, ‘Yahve adaletimizdir’ anlamlarına da gelir) şeklindedir. Şu an ki kral Zedekiah[96] onun ismi de aynı şekilde ‘adaleti’ içerecektir. Krallık, idealitede tüm doğa üstü harikulade nitelikler eksilmektedir. Bilgin ve kral, Yahve tarafından atanmıştır. Kralın ünvanından burada kaçınılmamıştır. O, İsrail’in refahını ve güvenliğini sağlar. Ulusal politik beklentiler kibirsiz ve alçak gönüllü olmuştur.

Yeremya’da olduğu gibi mesih imajı Hezekiel’de de belirsizdir. (Hezekiel,17/22-24; 21/25-27; 21/30-32)’de pasajlar yaratıcı değildir ve bunlar mesianik olmayan yöneticilere de uygulanabilirler. Diğer yandan (Hezekiel, 34/23-24; 37/22, 24, 25)’te Yahve Filistin’i yeniden bir araya getirmek için ‘çobanı’ ve Davud’u onların üzerine atayacaktır.”[97] Hezekiel kitabının bir başka yerinde ise:

“Başlarına onları güdecek tek çoban olarak kulum Davud’u koyacağım. Onları o güdecek, çobanları o olacak. Ben Rab, onların Tanrısı olacağım, kulum Davud’da onların arasında önder olacak. Ben Rab, böyle diyorum”[98] denilmektedir.

“Mesihin hükümdarlığı İsrail’in dışına taşmayacak, halkın gerçeğinden ayrı ‘o zaman ben Tanrıları Rabb’in onlarla birlikte olduğumu ve İsrail soyunun da benim halkım olduğunu anlayacaklar. Böyle diyor Egemen Rab’ (Hezekiel, 34/30).

Amos, Sefanya ve diğer peygamberlerde olduğu gibi Yeşaya’nın 40-55. cümlelerinde de mesih beklentisinin olmadığı bir gerçektir. (Yeşaya, 45:1)’te Yahve bile ona “onun takdis edileni” olarak işaret etmiştir. Bununla birlikte o, son günlerle ilgili mesianik bir kral değildir. Tanrı’nın acı çeken kulu ve bununla birlikte peygamberlik görevi olmasına karşın mesianik bir kral olarak kabul edilmez.”[99]

“Hagay ve Zekeriya kitapları mesih kavramını şu şekilde ele almaktadır: M.Ö. 520’li yıllara doğru Hagay, Kudüs halkının valiliğine -ki kendisi Persler tarafından atanmıştır- çok yakın bir gelecekte Yahve’nin muhteşem devrimini göstereceğini bildirdi. Ulusun askerî gücü yok olacaktı. ‘Herşeye Egemen Rab o gün seni alacağım, ey Şealtiel’in torunu kulum Zerubbabil diyor ve seni mühür yüzüğü gibi yapacağım. Çünkü ben seni seçtim. Öyle diyor herşeye egemen Rab.’ (Hagay, 2/23) ‘Kul’ gibi ve ‘mühür yüzüğü’ gibi. Örneğin; Tanrı’nın valiliği Davud’un soyundan gelen Zerubbabil son günlerin mesianik yöneticisi olacaktır. Burada sonra gelecek olan daha fazla beklenmeyecek ama sadece onun tahtına oturması beklenecektir. Benzer şekilde yakında olması beklenen mesianik beklenti çağdaşı Hagay’da da, peygamber Zekeriya’da da bulunur. (Zekeriya, 6/9-14)’teki Pasajlar orijinal metinden olduğu gibi mesihi taçlandırmak için baş rahip Joshua (Yuşa)olmasa da Zerubbabil ‘dal’ ünvanını (Yeremya, 23:5) kullanmıştır. Burada çoktandır mesihin onuru anlamını oluşturmuştur. Vaadin yerine getirilmesi gerçekleştirilemeyince, yazılış tarzı ikincil olarak değiştirilmiştir. Böylece yüksek rahip Joshua mesihin gelişine işaret olarak taçlandırılmayı yazmış fakat yerine getirilmemiş, gerçekleşmesi vâki olabilecek mesih fikri böylece gelecekte beklenen mesih halini almıştır.

Zekeriya kitabına gelince, mesianik beklentilerden biri de burada bulunmaktadır. Pasajda tarih vermek zor olmakla birlikte şöyle bir ifade yer almaktadır:

“Ey Siyon kızı (İsrail halkı), sevinçle coş! Sevinç çığlıkları at, Ey Kudüs kızı! İşte kralın! (Mesih alçak gönüllü barışçı kral olarak resmediliyor.) O adil kurtarıcı ve alçak gönüllüdür. Eşeğe, evet sıpaya (eşek yavrusuna) binmiş sana geliyor! (Eşek kraliyete ait binek hayvanıdır (Yaradılış, 49:11 ile karşılaştırın) ve atla tezatlık / zıtlık bulunur yani barış seven kralın binek hayvanıyla) Savaş arabalarını Efrayim’den, atları Yeruşalim’den (Kudüs’ten) uzaklaştıracağım. Savaş yayları kırılacak. Kralınız uluslara barışı duyuracak, onun egemenliği bir denizden bir denize, Fırat’tan yeryüzünün uçlarına dek uzanacak.” (Savaşçıların boyunduruğu kesilmiş olacak ve uluslara barış için emir verecek...)

Onun dünya çapındaki hakimiyeti geleneksel formülle ifade edilmiştir. Önceki peygamberlik beklentilerinin en çok çeşitli unsurları burada bir kez daha etkili mesih imajıyla harmanlaştırılmıştır.”[100]

“(2. Samuel, 7/8-17) pasajı Eski Ahid inancının açık bir şekilde en tipik örneklerinden biridir. Üslup yönünden bakıldığında bu pasaj deteronomik (deuteronomic) (Yasanın Tekrarı’na / Tesniye bölümüne ait) görünür ve Joshua’nın döneminden daha erken olması da pek mümkün değildir. Ana fikri Davud hanedanının sürekliliği noktasında ısrar etmektir. Kendi bağlamında bu Saul’un hanedanının düşüşüyle karşılaştırılır fakat biz aynı zamanda Kuzey Krallığının kısa süreli çeşitli hanedanlarına yönelik bir karşılaştırmanın imâ edildiğini de varsayabiliriz. (Hoşea, 8/4 ile karşılaştırın.) Pasaj, Davud’un ardından gelecek baştan seçilmiş ya da nihai tek bir haleften bahsetmez ve hiçbir şekilde eskatolojiyle alâkalı değildir. Ancak tahtı işgal edenler kendi değersizliklerini kanıtladıkları oranda, ideal olanı gerçekleştirebilecek bir kralın peşine düşmek de o derece doğal olacaktır. Şayet aynı zamanda harika bir kurtarıcıdan umulan başka beklentiler de var olduysa, iki umut çizgisinin birbirine geçmesi son derece kolaylıkla vukû bulmuş olmalıdır.

Her halükârda, Eski Ahid’deki bireysel mesih neredeyse tamamen Davud hanedanıyla ilişkilendirilmiştir ve daha önceki peygamberlerde mesihçi olarak kabul edilebilecek atıflar tamamıyla bununla bağlantılıdır. Bunlar gerçekten de 2. Samuel kitabının 7. bölümünden daha eski olabilir ancak her durumda bu pasaj söz konusu umudun kaynağını teşkil etmekten uzaktır. Bu pasaj daha çok zaten var olan bir şeyi kuşatmakta ve buna edebî bir biçim vermektedir.

(Amos, 9/11-5)’te Davud hanedanının yeniden tesisine dair bir vaad vardır ancak burada bireysel bir mesihe dair hiçbir atıf bulunmaz ve daha çok sürgünle alâkalı bir ektir.

(Hoşea, 3/5)’te gelecekteki olaylardan bahseden tüm pasajları reddetmektedir. Kısıtlı anlamıyla mesihle alakalı kabul edilebilecek tek bölüm üçüncü ayettir. ‘Daha sonra İsrail’in çocukları geri dönecek ve Tanrıları olan Rabb’i ve kralları olan Davud’u arayacaklardır.’ Burada da Davud hanedanına vurgu yapılmaktadır ancak ya bölümün tümü ya da en azından ‘kralları Davud’ ifadesinin orijinalliği şüphelidir.

“(Yeşaya, 9:6-7) çok farklı nitelikte bir pasajdır. Burada karşımızda gerçek bir Davud’un neslinden mesih vardır ancak yenilenmenin Yehova’nın (Tanrı Yahve) eseri olduğunu belirtmek faydalı olacaktır. Bununla birlikte çocuğun kendisi bir fatih değil fakat barış prensi olmak için doğmuştur. ‘Güçlü Tanrı’ ifadesi ‘güçlü kahraman’ olarak yumuşatılmamalıdır. Zira bu Eski Ahid’de geçen benzersiz bir ifadedir. Tüm ünvaların ‘belki de mitolojik’ olduğu ve pasajın Hofstil’in (saray erkanının elit yaşam modeli / saray kültürü) etkisini ortaya koyduğu öne sürülebilir. Güya çocuk tahta derhal çıkar -bu iddiaya göre taht çocuğun doğumunda boştur ve bu belki de sürgünle bağlantılı bir tarihe işaret eder- ancak pasajın kendisinde Yeşaya’dan sonraya atılmasını gerektirecek başka hiçbir şey yoktur. Bu gerçekte daha erken döneme ait bir mesih beklentisini ortaya koyabilecek olan en açık ve net pasajdır. Bununla birlikte pasajın daha sonraki literatürde hiçbir etkiye sahip olmaması, ne Eski Ahid’de, ne Apokalipslerde[101] ne de Yeni Ahid’de buna atıfta bulunulmaması oldukça ilginçtir.

Diğer yandan (Yeşaya, 11/1) sonraki düşün üzerinde oldukça büyük bir etki göstermiştir ve birçok apokaliptik (kıyamete yönelik) pasajlardan devşirilen mesih resminin arkasında durur. Bilhassa ‘dal’ terimi teknik hale gelmiştir. Burada da mesih Davud’un neslindendir ve özel bir ruh güzelliğine sahiptir. Ayrıca altın çağın dönüşüne yapılan vurguyu da fark ederiz -ki bu yabancı mitolojilerden devşirilmiş olabilecek bir unsurdur- her halükârda Davud’un neslinden mesih açık bir şekilde eskatolojik bir bağlamda yer alır ve M.Ö. 586’dan sonra gelen bir tarihe işaret eder görünür. Böylece karşımızdaki metafor kökten kesilmekte ve yeni sürgünler veren bir ağaçtır ki bu da krallığın Kudüs’ün düşüşünde geçirdiği yıkımdan sonraki canlanışını tam bir şekilde resmetmektedir.”[102]

“Yeremya’da temel vurgu Davud çizgisinin devamı üzerine yapılır ve bu vurgu elimizdeki haliyle kitapta önemli bir yer tutar. Bu asıl pasaj olan 1. Samuel’in 7. bölümünün deteronomik kaynağı dikkate alındığında oldukça önemli bir özelliktir. (Yeremya, 23/5)’te Yahve Sidkenu (Rab doğruluğumuzdur) adıyla karşımızda adil “dal” ya da “sürgün” ifadeleri çıkmaktadır. Burada belki de hüküm süren Zedekiah’a alaycı bir atıf vardır. Ancak aynı terimin paralel olarak (Yeremya, 33/16)’da Kudüs’e uygulanması, ana vurgunun tek bir ya da nihai bir temsilciden çok, hanedanın kendisine yapıldığını gösterir ve bu özellik Yeremya, 17/25; 22/4)’te (Davud’un tahtı üzerinde oturan krallar) açık bir şekilde görünür. (Yeremya, 33/14-22)’de ise Davud’la yapılan anlaşmaya çok özel bir vurguda bulunulur ki bu da onun asla bir takipçi istememesi gerektiği anlamında yorumlanır. (Yeremya, 30/9)’da (Rableri olan Tanrıya ve kralları olan Davud’a -ki onu onların üstüne yükselteceğim - hizmet edecekler) o soydan gelen tek bir kişiye değil, takip eden her bir temsilciye ya da Davud’un kendisinin geri döneceğine dair bir inanca atıfta bulunuluyormuş gibidir. Son olarak, kurtuluşu getirecek olan Tanrı Yahve’nin kendisidir. Davud’un neslinden kral, sadece kurtuluş gerçekleştikten sonra görünür.

(Hezekiel, 34/23; 37/24)’teki genel sunum Yeremya’daki ile örtüşür. Altın çağ resimleriyle ve Yehova’nın hazır bulunmasına dair güçlü bir vurguyla, “kulum Davud” ’a geleceğin kralı olarak yapılan atıflarla karşı karşıya gelinmektedir.

Hezekiel’in verdiği genel izlenim, onun bireysel bir mesihe dair popüler umutlara ve bilhassa Davud hanedanına atfedilen vaadlere aşina olduğudur. Bütün bunlar gözardı edilebilmek için haddinden fazla güçlüdürler. Fakat prens-peygamber bunlara çok az ilgi gösterir.

(Hagay, 2/23)’e göre Zerubbabil, mesih çağında hükümdar olacaktır. (Zekeriya, 3/8; 6/12)’de ise bu şahıs ‘dal’ ve ‘Yehova’nın kulu’ olarak geçer. Pasajların önemi iki derecelidir: (a) ilk defa tarihsel bir kişiliğin Mesihle eş tutulduğunun tartışmasız bir örneğiyle karşı karşıyayız; (b) Dala yapılan atıf, Hezekiel’dekinden çok daha kesin biçimde, daha evvelki kehanetlerin çalışılmakta olduğunu ve mevcut durumlara uygun bir şekilde yorumlandığını göstermektedir.

(Zekeriya, 9/9)’da yer alan haberler başka ve daha geç dönem bir kehanete aittir. Her ne kadar merkep, aslen kraliyet sembolü olagelmişse de, (Yaratılış, 49/11 ile karşılaştırın) burada alçak gönüllülüğü temsil eder. Kral düşmanları karşısında galip gelmiştir. Fakat asıl vurgu onun yönetiminin barışçıl karakteri üzerinedir. Kral çok açık ve sarih bir şekilde Davud’un neslinden bir çizgide görünmez.”[103]

S. E. Johnson’a göre “(Hoşea, 1/11)’de Yahuda’nın ve İsrail’in tek bir baş altında birleşeceği kehanetinde bulunur. Sürgün sırasında Hezekiel, kendi gelecek resmine insanların gerçek çobanı olacak Davud neslinden bir prensin kalıcı hükmünü de ekler. (Hezekiel, 37/24) Bununla birlikte (Hagay, 2/21-23 ve Zekeriya, 4/6-10) Davud’un neslinden umudun en açıkça belirtilen formudur.

Her iki peygamber de tahtın eski gücünü Vali Zerubbabil’le birlikte kazanacağını ummaktadır. Bu Acem İmparatorluğuna karşı girişilecek isyan sonucu olmayacaktır: “Güçle kuvvetle değil, ancak benim ruhumla başaracaksın diyor. Böyle diyor herşeye Egemen Rab.” (Zekeriya, 4/6)

(Yeşaya, 9/6-7)’deki kehanetler Eski Ahid’deki Davud’un neslinden telakkinin en yüksek noktasını işaret eder. Davud’un tahtındaki hükümranlığı adalet ve erdemle kurulacak ve hiç bitmeyecek olan bir “barış prensi” olacaktır.

Jesse’nin (Davud’un babası Yesse) kesik uzuvlarından bir filiz boy verecek; Tanrı’nın ruhu onun üzerine dayanacak, o adaletle hükmedip yeryüzünün fakirlerinin hakkını koruyacak ve hatta vahşi tabiat bile huzur içinde yaşayacaktır. Çünkü yeryüzü tıpkı suyun denizi kapladığı gibi, Rabb’in bilgisiyle (Rab bilirlikle) tamamen dolacaktır. Ancak ikinci Yeşaya’da Davud’un neslinden kral arka plana çekilir. Tanrı’nın “Davud için olan muhkem ve kesin sevgisi” zayıflamayacak ve Tanrı sürekli devam edecek olan bir sözleşme yapacaktır (Yeşaya, 55/3). Fakat bununla birlikte krallığın yeniden kurulacağına dair belirgin bir vaad yoktur.”[104]

Eski Ahid’in Neviim bölümü için bir bekleme inancı ve geleceğe duyulan bir özlemden bahsedilse de teknik anlamda özel bir kurtarıcıdan bahsetmek olanaksız gibi gözükmektedir.


3. 3. Ketuvim

Kitaplar bölümü de diyebileceğimiz Ketuvim bölümündeki beklenen mesihe yönelik gibi gözüken pasajlar yanıltıcı olabilmektedir. Çünkü bu tür pasajlar bölüm boyunca kimi zaman ortaya çıkıp kimi zaman da kaybolmaktadır. Geleceğe yönelik pasajlar diğer bölümlerde olduğu gibi daha çok İsrail halkınının sürgünden kurtuluşları adına ifade edilmiş millî umutlardır.

E. Jenni’ye göre, “Mika kitabındaki mesih beklentisi, Yeşaya kitabındaki ile çok kuvvetli bir şekilde benzerlik gösterir. Burada da Mesihin doğumundan mistik ama dolaylı belirtilerle bahsedilmiştir. Mesih, Davud’un neslinden olmakla beraber Kudüs’ten gelmemekte, Davud’un soyunun yeniden bir başlangıcı kabul edilmektedir (Bkz. 1.Samuel, 17/12). Kısacası bu ihtiyaç sürgünden eve dönenlere atfedilmemiştir. Böylece Mika’nın peygamberliği kabul edilmemek zorundaydı ama Davud’un krallığının yeniden onarılmasında da atıfta bulunulduğu gibi o, Kral Süleyman’ın ölümünden ve Asurlular’ın ilhakından sonra ayrılmış ve bozulmuştu. (Mika, 5/2-5)’te Yahova’nın temsilcisi olarak mesihin evrensel hükümdarlığı şöyle gösterilmektedir: “... O gelince halkını Rab’den aldığı güçle Tanrısı Rabb’in görkemli adına yönetecek. Halk güvenlik içinde yaşayacak. Çünkü bütün dünya onun büyüklüğünü kabul edecek. Halkına esenlik getirecek.”[105]

C. W. Emmet’e göre alıntı yaptığımız aynı bölüm için okuma ve yorumla alakalı küçük sorunları atladığımızda, asıl noktalar adına şunları söyleyebiliriz: “(a) Pasaj, mesihle ilgili hiçbir bahsin geçmediği bölüm 4’teki eskatolojik pasajı takip eder. (b) Beytlehem’de (Efratha) doğmuş mesihçi bir kraldan bahseder ve dolayısıyla Davud’un neslindendir. Kral mütevâzı kökenine rağmen yüce ve anlaşılan barışçı bir hükümdardır. Bundan daha fazlasının imâ edildiği şüphelidir. Kralın ailesinin önceden beri mi varolduğu şüphelidir. ‘Doğum ağrısı çeken kadın’ın anlamı da açık değildir. Gressman ve diğerleri bunu ilâhi anne olarak açıklar. Fakat gizemli bir doğuma telmihte bulunulsa da, annenin bakire olduğuna ya da çocuğun bir şekilde İmmanuel pasajı ile bağlantılı olduğuna dair hiçbir imâ yoktur. Bu pasajın tarihi ne olursa olsun, daha eski yorumcuların izinden gitmek ve bu ibarede (Mika, 4/9) geçen Siyon’un doğum sancılarına bir atıf olduğunu görmek çok daha iyi olacaktır.

Her iki pasajda geri kalanların dönüşüne atıfta bulunulurken, (Mika, 4/9)’da ‘doğum sancısı çekmek’ için tamamen aynı kelimeler kullanılmıştır. Dolayısıyla ‘doğum sancısı çeken kadın’, Siyon’un cisimleşmiş halidir. 2. cümle hüküm süren hiçbir kral olmadığını kesinlikle ortaya koyar ve dolayısıyla sürgüne ait bir tarihe işaret eder. 5. cümle ve devamında farklı bir kehanete ait gözükür. Mesih ortadan kalkar ve pasajdaki güven başka bir kaynaktan destek alır.

Mezmurlar, 2., 45., 72., 89., 110. ve 132. bölümlerinde yer alan ifadeler dikkat çekicidir. Burada tarihle alâkalı neredeyse çözülemeyecek sorunlarla karşılaşılır. Çünkü belli bir peygamberin yazmalarındaki pasajlar örneğinde karşımıza çıkan apriori / önsel tahminler bile burada söz konusu değildir. Daha da ötesi, çeşitli Mezmurların geçirdiği düzenlemeler sürecinde ortaya çıkabilecek yorumlar olasılığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu tarz te’viller varsayılan mesihçi bir referansı daha çok vurgulamış olabilirler. (Bkz. Mezmurlar, 72/8-12) Tüm bu Mezmurlarda krallardan, onların hüküm alanlarının kapsamından ve güçlerinden bahsederken genelde Davud ahdine vurguda bulunan şaşırtıcı bir dille karşılaşılmaktadır. Böylesi bir dilin, her krallıktaki İsrailli krallardan hiçbiri için geçerli olmadığı kabul edilmelidir. O halde bu Mezmurlar, gelecekte beklenen kurtarıcıya, yani mesihe mi hitap etmektedir? Bu görüşe getirilen itiraz, belli ve yaşayan bir kralın hedef gösterildiğine dair birçok durumda karşımıza çıkan güçlü bir izlenimdir. Örneğin, Mezmurların 45. bölümü açıkça gerçek bir evlilik şarkısıdır ve şayet bu Mezmurlardan bir kısmı tarihsel olarak anlaşılacaksa, dilin genel benzerliği aynı ilkenin tümüne uygulanması gerektiğini ortaya koyar. A. F. Kirkpatrick gerçekten de, bunların tümünün, mânevî uygulamalarıyla ilgili herhangi bir önyargı olmaksızın, aslî bir tarihsel atıfa sahip olduğunu öne sürer. Dili yorumlarken, Gressman’ın ya da diğerlerinin dikkat çektikleri ‘saray üslubu’ ya da Hofstil’in (saray kültürü) varlığından istifade ederiz. Bu tür abartılı bir dil doğulu hükümdarların şerefine verilen saray nutuklarının ve şiirlerinin o döneme ait düzenli bir ögesidir.

Bu Hofstil’in / saray kültürünün İsrail’de ve belki de başka bir yerde mesihçi beklentiden türemiş unsurları içinde barındırması mümkündür. Davud hanedanının bir üyesinin diğerleri arasında en yüce olacağına inanılmakta idiyse, herhangi bir kralın takipçilerinin krala tahta çıkışında başka kimsenin değil sadece onun uzun zamandır özlemle beklenen kişi olduğunu imâ etmesi oldukça doğal kabul edilmelidir. Bu durumda Mezmurlar, yarı-mesihçi olarak adlandırılmalıdır ve bunlar en azından mesihçi umudun doğasını açıklığa kavuştururlar.

Herhangi bir Mezmur’da bahsi geçen krala isnat edilen eşsizlik, haşmet ve nihai oluş gibi noktalara çok fazla vurgu yapmaktan sakınılmalıdır. Bunların dili, harfi harfine alındığında, sadece tek bir eşsiz mesihe uygulanabilir görünür. Ancak bir doğulunun ağzında uygulaması nispeten daha az katı ve dışlayıcıdır.

Takip eden noktalara ayrıca dikkat edilmelidir. Ketuvim’de / Peygamberler bölümünde olduğu gibi vurgu Davud ahdi üzerinedir. 2. Samuel kitabının 7. bölümü sürekli olarak şairin gözleri önünden geçer görünmektedir. Bu özellikle millete ve hanedana atıfta bulunan Mezmurlar 89’da vurgulanmıştır. Bir bütün olarak Mezmurlar yeni bir çağı simgeleyecek belli bir kralın gelişinden ziyade hanedanın ve milletin eski durumuna dönmesi için yapılan bir duadır. Her ne kadar ‘Davud’un tomurcuklanan ‘boynuz’ ve ‘dala’ atıfta bulunuyor olması muhtemelse de aynı durum Mezmurlar’ ın 132. bölümü için de geçerlidir. Bununla birlikte Mezmurlar’ın 45. bölümü Davud’un neslinden beklenen mesianik bir umuda yönelik değildir. Aynı durum başlığı dışında Mezmurlar’ın 110. bölümü için de geçerlidir.

Mezmurlar’ın dili daha sonraki mesihçi fikirlerde çok büyük bir etki göstermiştir. Burada kullanılan terimler daha sonradan mesihin lakapları olmuştur. Ancak Mezmurlar’da geçtikleri şekliyle bunlar neredeyse hiç terim anlamında değillerdir. Diğerlerini hariç tutacak şekilde belli bir kişi ya da kral için kullanılmazlar. Örneğin (Mezmurlar, 2/2; 89/38-51; 132/10-17.)’da ‘kutsanmış’, (2/7 ancak muhtemelen 2/12’deki değil) ‘oğul’, ‘ilk doğan’(89/27) gibi genel anlamlarda kullanılmıştır. Ancak ‘senin tahtın, Ya Rab’ (45/6) ifadesi tanrılaştırma ifade edebilir.”[106]

“Kristoloji, Eski Ahid’de gelecek krala dair duyulan Yahudi umutları ve gelecekteki kurtuluş vakti temelinde gelişmiştir. İbrani kral (1.Samuel, 10/1; 16/13) ve

yüce rahip (Çölde Sayım, 35/25) göreve geldiklerinde kutsanmışlardır. Dolayısıyla kral çoğunlukla “Tanrı’nın kutsanmışı” olarak adlandırılmıştır. Eski Ahid’in daha sonraki kısımları Davud’un neslinden gelen ideal bir yöneticiyi bekler. Onun zamanında Tanrı dünya üzerinde barış, refah, erdem, adalet ve marifetullahı sağlayacağı gibi Tanrı’ya hakiki ibadetin simgelediği mükemmel ve kalıcı hükmünü de tesis edecektir. Ancak bununla beraber bazı Eski Ahid kitaplarıyla birlikte Kitâb-ı Mukaddes dışı Yahudi literatüründe gelecek çağ dolaysız olarak Tanrı tarafından başlatılmakta ve bir mesih figüründen hiç bahsedilmemektedir.

Mesihçiliğin ilk başta, İsrail’in gelecekteki kaderiyle ilgili kehanetlerden mi yoksa Davud hanedanının kalıcı olacağı umudundan mı doğduğu kesin değildir (Yaratılış, 12/1-3; 49:/10; Çölde Sayım, 24/17-19). Belki de en erken Davud’un neslinden kehanet Mezmurlar’ın 18. bölümüdür.” [107]

Eski Ahid pasajları üzerine yaptığımız incelemeden anlaşılacağı gibi, burada dar anlamıyla mesih beklentisi nispeten ikincil bir yer işgal eder. Gelecekle ilgili pasajların ve kitapların büyük çoğunluğunda ondan neredeyse hiç bahsedilmemiş olması, onun gelişinin millî umutlar dahilinde aslî ya da değişmez bir unsur olduğunu göstermesi bakımından son derece önemlidir. Örneğin, tamamıyla eskatoloji bahsine ait olan Sefanya’da ya da Yoel’de mesih beklentisinden hiç bahsedilmez. Bu durumlarda mesihin zaten anılmasına gerek olmaksızın mevcut bulunduğu varsayılamaz. Gerçekte ona dair ne üstü kapalı bir imâ ne de onu sokabilecek bir yer mevcuttur. Daha da ötesi, ona dair muhtemel atıflarla karşılaşılan kitaplarda ya da yazı parçalarında bile onun tamamıyla göz ardı edildiği birçok pasaj vardır. Buna Yeşaya’yı örnek verebiliriz. Fikir ani olarak ve zaman zaman ortaya çıkar ve yine aynı şekilde gözden kaybolur. Kurtarıcı ve halaskâr, Yehova’nın kendisidir ve işte bu Eski Ahid öğretisinin en aslî ve değişmez unsurudur. Asıl vurgu onun gelişine ve tezahürü üzerine yapılır. Bu vurgu herhangi bir temsilci üzerine değildir.

Mesihe yapılan atıfların ortaya çıkış biçimi ve bunların biçimsel olarak sıklıkla karmaşık hale gelmesi, mesihçi inancın her şeyden önce dine ait bir unsur olduğuna işaret eder. Bu inanç din adamlarına ait yazmalarda gözlerden uzaktır ve incelediğimiz üzere Hezekiel buna bir parça şüpheyle yaklaşır görünmektedir. Peygamberler bunu sürekli kullanmazlar ve söz konusu inanç sıra dışı olarak bir görünür, bir kaybolur. Ancak bu inancın tamamıyla göz ardı edilmesi de mümkün olmamıştır. Din öğreticileri bundan ancak tedbir ve ihtiyatla yararlanabilirken, krallıkla olan bağlantı, bu inancın insanların kafasına sağlam bir şekilde yerleşmesine sebep olacaktır.

Karşılaştırmalı Dinler Tarihçisi Gunkell ve özellikle mevcut konumuz açısından Gressman, mesihçi inancı da içinde barındıran Yahudi eskatolojisinin peygamber ya da sürgün dönemlerinde ortaya çıkan yeni bir gelişme olmadığını, aksine çok daha erken bir döneme uzandığını ısrarla öne sürmüşlerdir.[108]


4. MESİHİN ÖZELLİKLERİ

4. 1. Davud’un Soyundan Oluşu

Yahudi İnanç esaslarına göre beklenen mesih Davud’un kraliyet soyundandır. Bu inanç özellikle Ortodoks Yahudiliğinde değişmez bir kuraldır.

Bilindiği gibi Davud[109] (King David) ve oğlu Süleyman[110] (King Şalomo) İslam’daki gibi bir peygamber değil, kral olarak telakki edilmişlerdir.[111] Bu anlayıştan hareketle, Kral Davud’un soyundan bir mesih beklenmekte ve bu mesih liderlik vasfına haiz bir kurtarıcı kabul edilmektedir. Tanrı’nın himayesi sayesinde o, günah işlemeyen bir şahsiyettir ve masumdur. Mesih’i diğer insanlardan ayıran bir diğer husus ise onun yeryüzünde Tanrı’nın melekûtunun temsilcisi olmasıdır. Böylece o, Tanrı’nın özel lütfuna sahip olarak her an günahtan korunur.[112] Eski Ahid’de Kral Davud, kraliyet soyundan gelecek kurtarıcı olup, aynı zamanda Tanrı ile baba-oğul gibi karşılıklı sevgi içerisinde olacak ve soyu sonsuza dek önderlik yapacaktır.

Aşağıdaki alıntılar, Davud’un soyundan gelecek yüksek şahsiyetli, karizmatik kişiliği ile beklenen bir kurtarıcıyı en çarpıcı olarak aktaran pasajlardan biri olarak görüldüğünden biz aynen aktarmayı uygun bulduk.[113]

“Şimdi kulum Davud’a şöyle diyeceksin: ‘Herşeye egemen Rab diyor ki, halkım İsrail’e önder olasın diye seni otlaklardan ve koyun gütmekten aldım. Her nereye gittiysen seninleydim. Önünden bütün düşmanlarını yok ettim. Adını dünyadaki büyük adamların adı gibi büyük kılacağım. Halkım İsrail için bir yurt sağlayıp onları oraya yerleştireceğim. Bundan böyle kendi yurtlarında otursunlar, bir daha rahatsız edilmesinler. Kötü kişilerde halkım İsrail’e hâkimler atadığım günden bu yana yaptıkları gibi, bir daha onlara baskı yapmasınlar. Seni bütün düşmanlarından kurtarıp rahata kavuşturacağım.

‘Rab senin için bir soy[114] yetiştireceğini belirtiyor: Sen ölüp atalarına kavuşunca, senden sonra soyundan birini ortaya çıkarıp krallığını pekiştireceğim. Adıma bir tapınak kuracak olan o’dur. Ben de onu krallığının tahtını sonsuza dek sürdüreceğim. Ben ona baba olacağım, o da bana oğul olacak. Kötülük yapınca, onu insanların değneğiyle, insanların vuruşlarıyla yola getireceğim. Ama senin önünde kaldırdığım Saul’dan esirgediğim sevgiyi hiçbir zaman esirgemeyeceğim. Soyun ve krallığın sonsuza dek önümde duracak; tahtın sonsuza dek sürecektir.’ Böylece Natan bütün bu sözleri ve görümleri Davud’a aktardı. “Bunun üzerine Kral Davud gelip Rabb’in önünde oturdu ve şöyle dedi: “Ey Egemen Rab, ben kimim, ailem nedir ki, beni bu duruma getirdin? Ey Egemen Rab, sanki bu yetmezmiş gibi, kulunun soyunun geleceği hakkında da söz verdin. Ey Egemen Rab, insanlarla hep böyle mi ilgilenirsin? Ben sana başka ne diyebilirim ki! Çünkü, ey Egemen Rab, kulunu tanıyorsun. Sözünün hatırı için ve isteğin uyarınca bu büyüklüğü gösterdin ve kuluna bildirdin...”

“Şimdi, ya Rab Tanrı, kuluna ve onun soyuna ilişkin verdiğin sözü sonsuza dek tut, sözünü yerine getir. Öyle ki, insanlar, ‘her şeye Egemen Rab İsrail’in Tanrısıdır!’ diyerek adını sonsuza dek yüceltsinler ve kulun Davud’un soyu da önünde sürsün. “Ey herşeye Egemen Rab, İsrail’in Tanrısı! Senin için bir soy çıkaracağım diye kulunu açıkladın. Bundan dolayı kulun sana bu duayı etme yürekliliğini buldu. Ey Egemen Rab, sen Tanrısın! Sözlerin gerçektir ve kuluna bu iyi sözü verdin. Şimdi önünde sonsuza dek sürmesi için kulunun soyunu kutsamanı diliyorum. Çünkü, ey Egemen Rab, sen böyle söz verdin ve kulunun soyu kutsamanla sonsuza dek kutlu kılınacak.”[115]

Görüldüğü gibi Tanrı tarafından Davud’un soyundan yani kraliyet ailesinden gelecek bir kurtarıcı açık bir ifade ile dile getirilmekte, Davud’un soyunun ve tahtının sonsuza dek hüküm süreceği bildirilmektedir. Ayrıca beklenen bu “öndere” vadedilmiş toprakların yani arz-ı mev’ud’un verileceği de açık bir dille ifadelendirilmektedir.

Yahudiler, özellikle Hıristiyanlığın ilk asrından itibaren mesih inancını dinlerinin ayrılmaz bir parçası olarak görmüşler ve bu kimseyi Davud’un oğullarından beklemişlerdir. Beklenen mesih ise esrarengiz bir şekilde zuhur edecektir.[116] Davud’un soyundan gelecek bu mesih, Yahudi inancına göre bilinmeyen bir çağda, Yahudileri mutluluğa ulaştırmak için mutlaka günün birinde gelecektir.[117]

Yahudiliğin en önemli ikinci kaynağı olarak görülen Talmud’da da mesih üzerine bir çok pasajlar vardır. Bu pasajlardan bir tanesi şöyledir:

“Rabbi Nehorai dedi: Davud oğlunun geleceği zamanda delikanlılar ihtiyarların yüzlerini sarartacaklar ve ihtiyarlar delikanlılara ayağa kalkacaklar. Kız anasına, gelin kaynanasına karşı gelecek ve bu zamanın yüzü köpek yüzü gibidir ve bir oğul babasından utanmayacak.’ Yani artık aile bağları tamamiyle çözülecektir.”[118]

Eski Ahid’in Yeşaya bölümünde, kurtarıcı’nın Yakub soyundan geleceğinin bildirilmesi bu konuda Yahudi din adamları arasında bir tartışma konusu olmuştur.

Yeşaya’nın 59. bölümünde “Rab diyor ki, ‘kurtarıcı Siyon’a, Yakub soyundan olup başkaldırmaktan vazgeçenlere gelecek’ ” denmekle birlikte[119] mesihin kimliği sorununda ikinci görüş olan “Yakub’un soyundan” geleceği şeklindeki görüşün Levililere (Kohenler) ait zayıf bir görüş olduğunu söylemekle yetinmek istiyoruz. Genel görüş mesihin Davud’un soyundan beklenmesi yönündedir.


4. 2. Kral Oluşu

Yahudi inancına göre beklenen kral mesih bir gün mutlaka gelecek, zulüm, baskı ve sürgün yılları son bulduğunda sevgiye dayanan bir yönetim kuracak, Davud’un soyundan biri sadakatle “krallık”[120] yapacak, adalet ve doğruluk dağıtmakta tez davranacaktır.[121] Eski Ahid’e göre mesihin bir özelliği de kral oluşudur. Eski Ahid krallık kavramını çoğu zaman siyasî iktidara sahip oluşunu ifade etmek için kullanmıştır.

Tanrı, Eski Ahid boyunca her fırsatta beklenen mesihin Davud’un kraliyet soyundan geleceğinden ve bu kişinin de bir kral olacağından bahsetmekte; Davud’un soyundan bir kral mesih çıkaracağı günlerin yaklaştığını, bu kralın bilgece egemenlik süreceğini, ülkede adil ve doğru olanı yapacağını ve Yahudi ulusunun vaadedilmiş topraklarda huzur ve barış içinde yaşayacağını vaadetmektedir.[122] Ayrıca bu kralın güçlü biri olacağını, düşmanlarına galip geleceğini ve başındaki kraliyet tacının hep parlayacağını yani krallığının ebediyen süreceğini bildirmektedir.[123] Yine Eski Ahid’in 2. Tarihler kitabında: “Davud’un soyuna ilişkin Rabb’in verdiği söz uyarınca, kralın oğlu kral olacak”[124] denilerek kraliyet soyundan gelecek kişinin de bir kral olacağı dile getirilmektedir. Yeşaya’da ise:

“Kralı bütün güzellikleriyle görecek, uçsuz bucaksız ülkeyi seyredeceksin”[125] denilerek İsrail halkının kralın lütfundan besleneceği ve vaadedilmiş topraklara ulaşılacağı müjdelenmektedir.


4. 3. Kurtarıcı lider oluşu

Mesih inancı, ulusların uğradığı büyük yıkım ve felaket dönemlerinde, ilâhi bir sığınak ve koruyucu bulamadıkları zamanlarda ortaya çıkmıştır. Yahudilerin de tutsaklık çağlarında böyle bir inanca kapılmaları olağandı. Onlara göre mesih dünyanın sonuna doğru ortaya çıkacak, bütün kötülüklerin kökünü kazıyacak, İbranileri yükseltecektir.[126]

Yahudi din bilginlerine göre mesih sözü, ilk olarak Bâbil Talmud’unun 97. bölümünde geçmektedir. O gelecek, yeryüzünde “Tanrı’nın Devletini” kuracak, Yahudi ulusunun mutlu yaşayışı da böylece başlayacaktır. Eski Ahid’de, Zekeriya,[127] Yeşaya,[128] Yeremya[129] gibi bölümlerde mesih adı geçmeksizin bir kurtarıcı liderin geleceğine, günün birinde yahudileri tüm kötülüklerden, baskılardan, zulümlerden ve özellikle de sürgünden kurtarıp, vaadedilmiş topraklara yerleştireceğine ilişkin anlatımlar vardır.

Sonraları bu anlatımların temelini teşkil eden mesih inancı Maymonides’le iman esasları içine girmiş ve günümüze dönük şeklini kazanmıştır. Bu kavram daha çok Ortaçağda gelişmiş gözükmektedir.

Yahudi ulusunun nasıl bir mesih beklediği ve bu inanca nasıl yürekten inandıkları ortadadır. Yahudilerin ne zaman başları sıkışsa, ne zaman sürgün edilseler, ne zaman acılara göğüs germek zorunda kalsalar hep bu kurtarıcı mesih inancına sarılırlar. Bu inanç zamanla çok güçlenmiş ve yaygınlaşmıştır. Bu sebeple, zaman zaman İsrailoğullarından halkı düştüğü durumlardan kurtarmak için mesihler çıkmış, ancak bu çıkışlar Yahudileri daha büyük felaketlere uğramalarından alıkoyamamıştır.[130]

Biz son olarak mesihin kimliği konusunda ulaşabildiğimiz üç görüşü sunarak bu bölümü de sona erdirmek istiyoruz:

Musa, ilâhi nurun timsâlidir. Hüküm gününden daha önce tövbekâr olmuş kimselere şefaat edecek ve kurtaracaktır. Beklenen mesih de Musa peygamberden başkası değildir.[131]

Diğer görüş beklenen Mesih’in aslında Yahudi halkının kendisi olduğudur. Yeşaya bölümünde ismi bildirilmeyen bir peygambere göre mesih bir fert değildir.

Bir diğer görüş ise Mesih bütün İsrail’di ve bütün İsrail “Rabb’in ızdırab çeken kulu” idi. İsrail, diğer tüm uluslara gönderilmiş bir aydınlıktı. Ancak bu sayede bütün uluslar kurtuluşa erebilirdi.[132]

Mesihin kimliği başlığı altında incelemeye çalıştığımız bu bölümde Yahudilikte mesihin kim olduğu sorusuna üç cevap bulabildik. Bunlar, yukarıda detaylarıyla vermeye çalıştığımız şu üç görüştür :

1- Mesih’in Hz. Musa olduğu ve yeniden döneceği,

2-Mesihin İsrail ulusunun kendisi olduğu,

3-Mesih’in Davud’un soyundan beklenen kurtarıcı bir insan olduğu.

Yukarıda uzun uzadıya açıklamaya çalıştığımız Mesih’in bir şahıs ve henüz yeryüzüne inmemiş olan Davud’un soyundan beklenen bir kurtarıcı olduğu görüşü bizce daha doğru bir görüş gibidir. Yukarıda gösterdiğimiz kaynaklar bu görüşü desteklemektedir.

5. MESİHİN DÖNEMİ VE MİSYONU

5. 1. Mesih Dönemi

Yahudilerin beklediği mesih, dînî kimliğinin yanı sıra askerî ve politik bir liderolacaktır.[133]

Sellin, beklenen mesih inancıyla Eski Ahid pasajları arasında varsayılan paralellikleri tafsilatıyla ele alır ve tarihin sonunda gelecek ya da yeni bir çağ başlatacak ilâhi bir kurtarıcı beklentisiyle gerçekte hiçbir paralellik olmadığı sonucuna varır. Bulunabilecek en fazla şey, cennetin altın çağının dönüşüne duyulan özlemle birlikte belli bir krala sunduğu övgülerdir. Her yeni kralın bir mutluluk ve barış çağı getireceğine yönelik doğal bir umut vardır ancak Sellin’in sonuçlandırdığı gibi İsrail’e özgü gerçek bir mesih beklentisine dair hiçbir kanıt yoktur: “Kadim (eski) doğu hiçbir eskatolojik (dünya ve hayatın sonu / sonrasına yönelik) kral tanımamıştır.”

Yaygın bir kurtarıcı-kral inancı Eski Ahid’in dilini açıklamada lüzumlu değildir. En erken mesihçi pasajlarda, Davud hanedanının artan ihtişamı ve yeniden canlanışıyla bağlantılı beklentilerle karşılaşırız. Ayrıca nisbeten daha erken bir döneme uzandığı muhtemel olan altın çağın tekrar geleceğine dair eskatolojik umutlar da vardır. Bu altın çağ bizzat Yehova tarafından gerçekleştirilecektir. Ancak tüm kritik ilerleme dönemleri gerçek hayatta özellikle yüce bir kişiliğin görünüşüyle bağlantılı olduğundan Yehova’nın bu kurtarışına, O’nun dünyevî temsilcilerinden birinin aracılık edebileceğine inanmak doğaldı ki bu temsilci de Davud’un nesli arasından aranacaktı. Böylece Yeşaya kitabının 11. bölümünde karşımıza çıktığı şekliyle, millî ve eskatolojik umutlar kolaylıkla birleşecekti. Davud’un neslinden mesih geniş ölçüde dağılmış bir dünya kurtarıcısı fikirlerinin yozlaşmış halini simgelerken, söz konusu mesih fikri daha sonradan millî ve eskatolojik umutların bir araya gelişinin ürünü olarak gelişmiş gözükmektedir.[134]

Mesih bekleyen bir Yahudi için o, hem din hayatını düzenleyecek, uygulatacak reformist ve dinî bir lider, hem düşmanlarını yok edecek askerî komutan hem de İsrailoğullarını vadedilmiş topraklara götürecek ve sonunda tüm dünyayı yönetecek siyasî bir kişiliktir. Dolayısıyla Yahudilik’te beklenen mesih, fazlaca politize edilmiş bir şahsiyet olarak gözükmektedir. Dinî liderliği onun siyasî, politik ve askerî liderliği ile dengede gibidir. Eski Ahid pasajlarının tamamı için eskatolojik bir kurtarıcının mevcudiyetini ifade etmek oldukça güç gözükmektedir. Beklenen mesih, Davud’un soyundan gelecektir. Ancak bu geliş mutlaka kıyamet öncesi bir geliş değildir. Asıl vurgu Davud’un ihtişam dolu krallığına ve halkın o yıllardaki rahatlığına duyulan özlemdir. Yüzyıllar içinde bu özlem bir inanca dönüşmüştür. Süleyman’ın mabedinin yeniden inşası da bir anlamda bu özlemin sembolik ve fiziki bir yansımasıdır. Eski Ahid pasajlarına bakarak bu mabedin yapılmasının bir inanç kadar önem arzettiğini söylemek neredeyse imkansız gibidir.

Mesih geldiğinde sularda büyük bir bolluk olacak, çöllerden sular fışkıracak.[135] O gün dağlar tatlı şarap, tepeler süt akıtacaktır. Rabb’in evinde bir kaynak çıkacak, “Şittim” (Akasyalar) vadisini sulayacaktır.[136]

Mahsülün çok artması, mesihin oluşturacağı dinî ve ahlakî hayatın bir mükâfatı olacaktır. Bahçeler ormandan farksız olacak, çöllerde akasyalar ve zeytin yetişecek, ağaçlar devamlı meyve verecektir. Yeryüzü, bitkilerin aromatik kokuları ile dolacak, hubûbat bol ve yerdeki otlar gibi çok olacaktır.[137]

Mesih’in en önemli misyonu, Allah’a imanı öğretmektir. Onun varlığı, kâinata hakimiyetini, tarihin aynı zamanda yöneticisi olduğunu insanlara anlatmaktır. Hak ve hakikatı tebliğ edip duyurmaktır. Onun döneminde denizin sularla dolu olması gibi, vaadedilen topraklar da Rabb’in bilgisiyle yani imanla dolacaktır.[138]

Türkiye’de, son yıllarda Yahudilik üzerine önemli araştırmaları bulunan Baki Adam’a göre, Maymonides’in Yahudi olmayan uluslarla Yahudilikteki mesih inancı arasında önemli bir bağlantı mevcut bulunmaktadır. Nasıralı (Hz. İsa) ve O’ndan sonra gelen İsmailî (Hz. Muhammed) Tanrı’nın kullarını mesihi döneme hazırlamışlar ve mesihin yolunu açmışlardır. Dünyanın en uzak noktalarına ve adalarına kadar Allah’ın adını ulaştırmışlardır. Maymonides başka bir yerde, Mişne Tora isimli ünlü eserinde ise bu görüşünü şöyle dile getirmektedir:

“Nasıralı’nın ve İsmailî’nin öğretileri, bütün dünyayı, tek bir ruhla, Tanrı’ya ibadeti mükemmelleştirecek olan mesihin gelişini hazırlama hususunda kutsal amaca hizmet etmektedir. Hıristiyanlar ve Müslümanlar, kutsal kitabın sözlerini ve hakikat kanunlarını bütün dünyaya yaymışlardır. Yaptıkları ve yapacakları hatalar dikkate alınmaksızın, mesihî çağın gelişinde onlar tam doğruya döneceklerdir.”[139]

Görüldüğü gibi Maymonides’e göre Hz. İsa ve Hz. Muhammed, mesihin gelişine zemin hazırlayan önemli bireyler olarak nitelendirilmektedirler.

İbranice haham yazıtlarında mesih özellikle ön planda yer almaz fakat ilk iki yüzyılda Ferisî çevrelerde mesihçi kurguların olduğunu gösterecek yeterince gelenek kalmıştır. Hahamlar mesihin sadece Tanrı tarafından bilinen bir vakitte geleceğini ve kendini ayrıca mesihî mucizelerle ve eserlerle kimliğini kanıtlayıncaya kadar gizli kalacağını düşündüler. Onun geliş tarihini hesaplamaya yönelik çabalar genel olarak hahamlar tarafından engellenmeye çalışılmıştır. Zaman zaman İsrail’in günahlarının onun gelişini geciktirdiğine inanılmıştır.[140]

Mesihin yeryüzünde ne kadar kalacağı meselesi hahamlar arasında bir ihtilaf konusudur. Bazıları mesihin kırk yıl, bazıları yetmiş yıl bir kısmı da üç nesil kalacağını söylemektedir. Bazı görüşler ise daha çarpıcıdır. Mesihin yeryüzünde dünyanın yaratılmasından beri geçen süre kadar yahut Nuh’tan zamanımıza kadar geçen süre kadar hükmedeceğini söylerler. Hahamlardan bazılarının görüşü ise mesihin saltanatının binlerce yıl süreceği şeklindedir. Onlara göre “iyi bir yönetim meydana gelirse çabucak yıkılmayacaktır.” Yine onlara göre mesih ölecek, ona oğlu halef olacak, sonra da torunu yerine geçecektir.[141] Yine başka görüşlere göre Mesih devri hahamların hesabına göre 400 sene sürecek ve Mesih’in ölümü ile son bulacaktır.

Ancak bunlar kabul edilmiş genel doğrular olmayıp, sadece yapılan yorumlar ve görüşlerdir. Bâbil Talmud’ unun Sanhedrin bölümünün 97 a ve 97 b bölümlerinde bu dönem şöyle geçer:

“Elia’nın sinagogunda şöyle öğrettiler: Dünya altı bin yıl duracak; iki bin yıl şaşkınlık, iki bin yıl yol gösterme, iki bin yıl da mesihin zamanı. Ama bizim pek çok olan suçlarımız yüzünden bunlar geçtikleri gibi geçtiler.” Yine bazılarınca, mesihin geleceği zamanı ancak Allah bilmektedir. Her an beklenir. Bununla birlikte mesihin geleceği yıl ve ay, Yahudi mistik kitabı olan Kabbala’ya başvurularak hesap edilmeye çalışılmıştır. Tesbit edilen tarih tutmayınca veya “mesihim” diye ortaya çıkanlar sahte çıkınca te’vil yoluna sapılmış ve tarihler ileriye atılmıştır. Mesih’in gelmesi yine gecikince de bunu, sebt (kutsal Cumartesi kutlaması) gününü ihlal etmelerine ve günahkârlıklarına vermişlerdir. Mesih’in geliş tarihini hesap edenlere göre o, herhangi bir Nisan ayının 14. gecesinde gelecektir. Çünkü Tanrı Yahve, İsrailoğullarını bu ayda ve bu günde kurtarmıştır. Bir veya iki sebt gününe riayet edilse Mesih hemen gelecektir. Bir başka görüşe göre ise bu geliş ya Nisan ya da Ekimde olacak ve tüm Yahudiler bu ayda kurtulacaklardır. Bazıları ise onun geliş tarihini 240 veya 471 yılı olarak ilan etmişlerdir. Ancak bu görüş de yine içerden yükselen itirazlarla kabul görmemiştir. Çünkü mesih hiç beklenmedik bir anda gelecektir.

Yahudilikte Mesih’in şu anda nerede olduğu konusu da tartışmalıdır. Bazı yahudilerce, Mesih semada bulunmaktadır. Daniel peygamber, Mesih’i yanında bir grup semavî varlıkla gökten inecek bir şahsiyet olarak düşünmüştür. Bazıları daha ileri giderek Mesih’in hâlâ semada ilahî bir taht üzerinde oturmakta ve dünyayı yöneteceği zamanı beklemekte olduğunu söylemektedirler.[142] Bu görüşün mensupları Eski Ahid’in şu ifadelerini delil olarak göstermektedirler:

“Gece görümlerimde insanoğluna benzer birinin göğün bulutlarıyla geldiğini gördüm. Eskiden beri var olanın yanına doğru ilerledi, onun önüne getirildi. Ona egemenlik, yücelik ve krallık verildi. Bütün halklar, uluslar ve her dilden insan ona tapındı. Egemenliği, hiç bitmeyecek sonsuz bir egemenlik, krallığı hiç yıkılmayacak bir krallıktır.”[143] Bu ifadeler Hıristiyan araştırmacıların da ilgisini hayli çekmiştir. Yahudilerin aksine onlara göre “insanoğluna benzer biri” İsa’dır. Yine onlara göre İsa yeryüzüne bulutların arasından yani gökten inecektir.

Yahudi araştırmacılara göre ise Mesih’in yeryüzüne ne zaman geleceği ve ne kadar kalacağı konusunda en genel ve doğru görüş, bunların sadece Allah tarafından biliniyor olmasıdır. Bu konuda sadece mesih devrinden önce ve mesih zamanına yönelik işaretler ve alâmetler mevcut olabilir.

Yahudiliğe göre dünyanın saltanatı altıbin’inci yılında sona erecek ve yeryüzünde hiçbir canlı kalmayacaktır. Yedibin’inci yılda ise kıyamet kopacak, ardından da haşir ve hesap günü olacaktır.[144]

Mesih karşıtı veya hristiyan karşıtlarıyla ölümünden yeniden dirilme, kötü ve günahkârlar arasındaki adaleti sağlamak onun genel maksadına karşı oluşuna ilişkin bir zorluk söz konusudur. Mesih’in gelişi transandantal (aşkın / yüce) ve kozmiktir (bütün evren içindir). Bilinmeyen zamanın başlangıcında yeryüzünün tapusunu Tanrı için hak edeceklerdir. Bu yeni beklentiyle eski ve dünyevî olan ulusal mesianik krallık arasında çelişkiler mevcuttur. Her ikisine bakarak varılan nokta Mesih’in krallığı şu anki bilinmeyen zamanın sonu içindir. Sınırlı zaman için dayanmak –ki 40, 400, 1000 veya 2000 yıldan bahsedilir- ve sonra yeni bilinmeyen zaman takip eder. Bu müddetin sonunda Mesih ölecek ve yeniden kendisi için bilinmeyen bir çağda dirilecektir.[145]

Talmud, mesihî döneme bir kaç açıdan yaklaşmaktadır:

Evrensel açıdan bakıldığında mesihî dönemle günümüz dünyası arasındaki fark sadece devletler tarafından boyunduruk altına alınmadadır. Yani yaşamın sosyal şartları ve sosyal adaletinin hüküm süreceği bir dönemin arzusunu yansıtmaktadır. Millî açıdan yaklaşımda mesih ancak İsrail’in bozulmuş hâkim ve zaptiyelerinin yok olduğu zaman gelir. Mistik açıdan yaklaşımda ise mesih ancak bedende bulunan ruhlar tükendiğinde gelir. Anlatılanlara göre Tanrı, ruh ve mahlukâtı elinde tutandır. Mesih, ancak ruh stoku tükendiğinde gelecektir.

İshak Luria’nın öğretisine göre ise, Kabbala’nın esas amacı, Mesih’in gelişine insanları hazırlamak ve kurtuluş çağını hızlandırmaktır. Yapılan hesaplara göre kurtuluş yılı 1648 idi. Ancak bu tarihte de mesihin gelişi gerçekleşmemiştir.[146]

5. 2. Mesihin Misyonu

Bu başlığımızda mesihin yeryüzüne gelişinden önce dünyanın durumu ve geldikten sonra bozulmuş olan dünyayı düzeltmek için yapacağı işleri Eski Ahid verilerine göre incelemek istiyoruz:

Mesih gelmeden önce dünyada dinsizlik, ahlaksızlık, pahalılık, felaketler, savaşlar, yıkımlar, hastalıklar artacak; utanma hissi, adalet, verim, toprakların bereketi azalacaktır. Kudüs harap olacak, sınır halkları şehir şehir dolaşacak ve kendilerine bir vatan bulamayacaklardır. Bâbilliler; İsrail ülkelerine ayak basacak, Fars atlıları İsrail mezarlarını çiğneyecektir. Mesih, Tanrı Yahve’nin yeryüzündeki vekilidir. Bu nedenle o, hem Yahudi ulusuna, hem de Yahudi olmayan uluslara hâkim olacaktır. Hâkimiyetine karşı gelenler ilâhi ceza ile karşılaşacaklardır. Mesih, adil bir hükümdar olarak Davud’un tahtından ülkeyi idare edecektir.[147]

Mesih, Tanrı evini (Süleyman’ın Mabedi) Kudüs’te Siyon tepesine kuracak, ilâhi rahmetle Kudüs, bir sahil şehri olacak, etrafını 12 kapısı bulunan ateşten bir sur çevirecektir. Şehrin tamamı inci ve mücevherlerle süslenecektir. Caddeler, evler, surlar mücevherlerden inşa edilecektir. Şehir öyle genişleyecektir ki Şam kapılarına kadar ulaşacaktır.

Eski Ahid’in Yeşaya, Yeremya ve Daniel bölümlerinde yaygın olarak geçen mesih devrine ait tasvirler de kısaca şöyledir:

Beklenen Mesih yukarıda zikrettiğimiz gibi Davud’un soyundan gelecek ve Beytlehem de doğacaktır. Doğduğu gün mabed yıkılacak, doğumunu Mikâil ilan edecek, Tanrı Yahve’nin yeryüzündeki bir temsilcisi olarak Yahudi olan ve olmayan tüm uluslara hükmedecektir. Bir dünya imparatoru olarak Yahudilere Tanrı Yahve’nin rahmetini, inançsızlara da Tanrı’nın lanetini getirecektir. Adil bir hükümdar olarak ülkesinin sınırlarını denizlerden denizlere ulaştıracaktır. Roma’yı fethetmesinin yanısıra, Mısırlıları ve Arapları vergiye bağlayacak, ülkesini Tanrı’nın güzel buyruklarına göre yönetecektir. Tevrat’ı tüm uluslara öğretecek, insanların kalpleri imanla dolacaktır. Savaşların

tamamını kaldıracak, savaş aletlerini tarım aletlerine çevirecektir. Onun devrinde huzursuz ve mutsuz hiç kimse kalmayacak, hatta çocuğu olmayan kimseler bile çocuk sahibi olacaktır. Allah Kudüs’ü kuşatacak olan Yecüc ve Mecüc’ü; hastalık, ateş ve dolu ile yok edecek, leşlerini vahşi hayvanlar temizleyecektir.[148]

Aslında bu tasvirlerin tamamı mecazi bir anlam ifade ediyordu. Anlatılmak istenen şey insanın doğasında var olan ve yaradılışından gelen mükemmel bir dünyada yaşama arzusunun tasviriydi. Yahudi peygamberler ancak bu şekilde acılar içinde kıvranan Yahudi halkını rahatlatabiliyordu.

Kral Davud’un ve oğlunun görevi Kudüs’ü tanrısızlardan ve putperesetlerden temizlemekti. Ondan sonra kutsanmış insanların krallığını kuracaklar ve yabancılar bu krallığa kabul edilmeyeceklerdir. Boyun eğdirilmiş putperestler çok uzaklardan Kudüs’e, onun yüceliğini ve ulusun dağıtılmış üyelerini geri getirmek ve görmek için geleceklerdir. Bilge, güçlü ve günahsız kral, tek başına Tanrı’ya bağlı olarak kutsanmış çağ sunacaktır. Eski Ahid’e göre Mesih, İsrail’in kurtuluşu için oldukça aktif bir rol oynamaktadır. Mesih’in geldiği zamanı göz önünde bulundurursak birçok apokaliptik (kıyamete yönelik kitap veya pasajları olan) yazar dünyanın sürekliliğini tarihsel olarak hesaplamaya çalışmıştır. Ancak bazı yazarlara göre hiç kimse Tanrı’nın hesapladığı günü ve saati bilemez. O dünyanın günahkârlığı doruk seviyeye ulaştığında gelecektir. (Savaş, mikroptan kırılmalar, açlık ve diğer şeyler çözümsüz kaldığında gelecek.) Bazı hahamlara göre yasaya itaat ve pişmanlık onun gelişini hızlandıracaktır. Ancak diğer otoriteler İsrail’in pişmanlığına bağlı olarak geleceğini inkâr ederler. En geniş alana yayılmış olan inanç, Peygamber Elişa’nın geri dönecek ve İsrail’i Mesih’in gelmesi için hazırlayacaktır.[149] Mesih’in çoktandır tanınmaz şekilde kendini sunduğu ve İsrail’in günahları için gizlediği düşünülürdü. Mesih geldiğinde o, Roma ve Bâbil gibi dünyevî güçleri yok edecek ve siyon üzerine görkemli krallığını sadace İsrailliler için kuracaktır.

Mesih dünya üzerindeki her türlü zulme son verecek, adaleti egemen kılacaktır. Onun oluşturduğu barış ortamı sadece insanlara değil, aynı zamanda vahşi hayvanlara da yönelik olacaktır. Vahşi hayvanların vahşetleri de sona erecektir. Halkını açlık, sefâlet ve yoksulluktan kurtaracak, fakirlere yardım edecek, İsrail topraklarını güllük gülistanlık yapacak ve tüm insanlık Rabb’in bilgisiyle dolacaktır.[150]

İsrailoğullarına göre Mesih’in öncüsü İlia (İlya / İlyas)’dır.[151] Peygamber Malaki, Mesih’in gelişinden hemen önce İlia’nın geleceğini müjdelemiştir: “İşte, Rabb’in büyük ve korkunç günü gelmeden önce, ben size peygamber İlyas’ı göndereceğim.[152] O, Mesih’in gelişinden üç gün önce, Filistin dağlarında görünecek ve kurtarıcı Mesih’in geleceğini müjdeleyecektir. Daha sonra Mesih’e başkâhin olarak hizmet edecek, Yahudilerin aile hayatını düzenleyecek, dinî işleri bir düzene koyacaktır.[153]

Karşılaştırmalı Dinler Tarihçileri olan Gressman ve Gunkell’in değerlendirmelerine göre beklenen Mesih, muzaffer bir komutan değil, bir “barış temsilcisi” dir. Tanrı Yahuda’nın temin edeceği “altın devrin” hükümdarıdır. Bu inancın Yahudilere bıraktığı intiba, tarihlerindeki gibi güçlü bir altın çağı yeniden yaşayacak olmalarıdır. Bu dönüş Tanrı Rab tarafından kendilerine verilecektir. Ancak Tanrıları Rabb’in bu iradesi ancak kendi meshettiği ve melekûtunun temsilcisi olan Mesih tarafından gerçekleşirilecektir. Bu kurtarıcı Mesih ise tüm dünyanın kurtarıcısı olacaktır.[154]

Yahudi tarihinde yaşamış kahinler kaynak itibariyle Bâbil kanunlarından yararlanmışlardır. Ancak kendi yaptıkları kanun kitabı, peygamberlerle birlikte büyük bir hız kazanmıştır. İsrail’in bu kanun kitabı, beklenen kurtarıcı Mesih’in ortaya çıkacağı ve Mesih’in müjdesinin gerçekleşeceği gün için hazırlanmıştı. Gerçi kimse bugünün ne zaman olacağını bilmiyordu. Fakat bütün halk, özlem ve hasretle o günü bekliyor ve sürgünden kurtulacaklarına inanıyordu. Sürgün devrinin en büyük peygamberi olan Yeşaya, kitabında o günün ihtişam ve debdebesini Yahudilerin asla unutamayacağı ifadelerle anlatıyordu. Böylece İsrail’in kendisine gösterdiği saygı zirveye ulaşmış bulunuyordu. Denilebilir ki Yahudi tarihinde hiçbir peygamberin aklından geçmeyen bir şey Yeşaya’nın

aklından geçmişti. Adı bildirilmeyen bir peygambere göre Yahudi ulusuna verdiği bu inanılmaz değer ve yücelik sebebiyle beklenen kurtarıcı, Mesih’i de bir fert değil, İsrail kavmi olarak görüyordu. Böylece bütün İsrail “Rabb’in ızdırap çeken kulu” idi. “İsrail, Rabb’in sürü dışındakilere gönderdiği aydınlıktı. Ta ki, kurtuluş arzın sonlarına kadar yayıla” deniyordu. Fakat yukarıda ifade ettiğimiz gibi Mesih’in bir insan yani bir fert olmasından ötürü bu görüşü de kabul etmek oldukça güçtür.

Bu meçhul peygamber, İsrail’e bu derece büyük bir zaferi vaadediyordu. Nice ulusların kılıçla başaramadıklarını Yahudi ulusu Tanrı’nın vaadi ile başaracaktı. Bu sayede İsrail tüm yeryüzünde muzaffer olacak, bu sayede ruhları, idealleri ve Tanrı Yahve bütün dünyaya hakim olacaktı. Böylece Kudüs dünyanın merkezi ve başkenti olacak, Süleyman’ın daha doğrusu Rabb’in mabedi yeniden Tevrat’ta bildirilen tüm teknik detaylara uygun olarak yeniden inşa edilecekti. Tüm dünyaya dağılmış Yahudiler bütün milletlerin fatihi olacaktı. Ezilen, hor ve hakir görülen, herkes tarafından aşağılanan yahudi halkı tüm dünyadan Kudüs’e akacak ve acılarının tamamını geride bırakacaktı.

Yeşaya kitabının 40-55. bablarında sözleri naklolunan adı meçhul peygamber (muhtemelen Yeşaya peygamber) işte bunları anlatıyordu. Onun anlattığı bu pasaj Yahudilere çok yüksek ümitler vermesinin yanısıra yaşama ve dayanma azimlerinin de kat kat artmasına sebep oluyordu. Durumları çok acı da olsa kendilerini bu anlamda üstün ve farklı görüyorlardı. Gelecek kurtarıcı sebebiyle ümidin zevk verici hazzında adeta yüzüyorlardı. Bekledikleri şey, “yaşamaktan kurtulmak değil, yaşamak için kurtulmaktı”. Bu da ancak beklenen bir kurtarıcı olan mesih ile mümkündü.[155]

Yeşaya peygamber mesihin gelişini bekliyor ve ancak onun gelişiyle altın devrin açılacağına inanıyordu. Kendisi bu altın çağı şöyle betimlemektedir:

“Onun döneminde kurtla kuzu bir arada yaşayacak, parsla oğlak birlikte yatacak, buzağı, genç aslan ve besili sığır yanyana duracak, onları küçük bir çocuk güdecek. İnekle ayı birlikte otlayacak, yavruları bir arada yatacak. Aslan sığır gibi saman yiyecek. Emzikteki bebek kobra deliği üzerinde oynayacak, sütten kesilmiş çocuk elini engerek kovuğuna sokacak. Kutsal dağımın hiçbir yerinde kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek. Çünkü sular denizi nasıl dolduruyorsa, dünya da Rabb’in bilgisiyle dolacak.

O gün İşay’ın kökü ortaya çıkacak, halklara sancak olacak, uluslar ona yönelecek. Kaldığı yer görkemli olacak. O gün Rab; Asurdan, Mısır, Patros, Kûş, Elam, Şinar (Bâbil), Hama ve deniz kıyılarından halkının sağ kalanlarını kurtarmak için ikinci kez elini uzatacak. Uluslar için sancak kaldıracak, sürgün İsrailliler’i toplayacak, dağılmış Yahudalılar’ı dünyanın dört bucağından biraraya getirecek.

Efrayim halkının kıskançlığı yok olacak, Yahudalıları sıkıştıranlar ortadan kalkacak. Efrayim Yahuda’yı kıskanmayacak, Yahuda Efrayim’i sıkıştırmayacak. Batıdaki Filistlilere[156] saldırıp hep birlikte doğudakilerin herşeyini yağmalayacaklar. Edom ve Moav halklarının topraklarına el koyacak, Ammonlulara boyun eğdirecekler. Rab, Mısır’ın Süveyş Körfezi’ni tümüyle kurutacak. Elinin bir sallayışıyla estireceği kavurucu rüzgarla Fırat’ı süpürüp yedi dereye bölecek.

Öyle ki, insanlar ırmak yatağından çarıkla geçebilsin. Rabb’in Asur’da sağ kalan halkı için bir çıkış yolu olacak, tıpkı Mısır’dan çıktıkları gün İsrailliler’in de bir çıkış yolu olduğu gibi.”[157]

Yahudiler bekledikleri mesih için, istedikleri şekli çizmede o kadar ileri gittiler ki, onun gölgesinde sadece insanların değil aynı zamanda tüm hayvanların da bu barış ve huzur atmosferine uygunluk sağlayacağına inanmışlardı.[158]

Mesihçilik fikri, Tanrı’nın ulusunun tarihini hareketlendiren fikir akımı olup, İsrail kurtuluşunu bundan beklemekteydi. Bunun anlamı Yahve ile tam barışma ayrıca barış ve adalet içinde mutluluk, düşmanlar üzerinde zafer, çok yüksek bir dinî ülkü içinde dünyanın İsrail ile birleşmesi şeklinde görülüyordu. Bu da ancak Tanrı’ya çok yakın olan esrarengiz bir varlığın müdahalesiyle mümkün olacaktı.

Yahudi ulusu birliğine kavuşacaktı. Davud sülâlesinin krallığı yeniden teessüs edecek, yeni bir Kudüs, Yahudi müminlerle muhtedi putperestleri biraraya getirecekti. Ancak Tanrı’nın bu hükümranlığının teessüsü sabit bir gelişme çizgisi göstermiyordu. Kâh Tanrı bunu doğruca gerçekleştiriyor, kâh bir kurtarıcı mesih eliyle yapacağını vadediyordu.[159]

Eski Ahid’de Davud’un soyundan birinin Tanrı Yahve’ye sâdık ve bağlı kalarak halkına krallık yapacağı, insanlara adalet dağıtırken tarafsız ve adil olacağı, feraset ve zekasıyla doğru olanı yapmakta tez davranacağı ifade ediliyordu.[160] Bir başka yerde ise:

“O gün Mısır ve Asur’un yanısıra İsrail üçüncü ülke olacak. Dünya bu üçü sayesinde kutsanacak. Herşeye Egemen Rab, halkım Mısır, ellerimin işi Asur ve mirasım İsrail kutsansın diyerek dünyayı kutsayacak”[161] deniyordu.

Böylece hem İsrailoğullarına vaadedilen toprakların sınırları belirleniyor, hem de bu belirlenen toprakların Tanrı Rab tarafından kutsanarak, kutsal topraklardan kutlu bir dünyaya doğru bir geçişin gerçekleşecek oluşunun ipuçları veriliyordu.

Mesih inancı, ulusların uğradığı büyük yıkım ve felaket dönemlerinde, ilâhi bir sığınak ve koruyucu bulamadıkları zamanlarda ortaya çıkmıştır. Yahudilerin de tutsaklık çağlarında böyle bir inanca kapılmaları olağandı. Onlara göre mesih dünyanın sonuna doğru ortaya çıkacak, bütün kötülüklerin kökünü kazıyacak, İbranileri yükseltecektir.”[162]


Yukarıda ifade edildiği gibi bazı araştırmacılara göre mesih sözü ilk olarak Talmud’un Sanhedrin bölümünün 97. kısmında geçmektedir. O gelecek, yeryüzünde “Tanrı’nın devletini” kuracak, Yahudi ulusunun mutlu yaşayışı da böylece başlayacaktır.

Eski Ahid’de Zekeriya,[1] Yeşaya,[2] Yeremya[3] gibi bölümlerde mesih adı

geçmeksizin bir kurtarıcı liderin geleceği, günün birinde Yahudileri tüm kötülüklerden, baskılardan, zulümlerden ve özellikle de sürgünden kurtarıp, vaadedilmiş topraklara yerleştireceğine ilişkin anlatımlar mevcut bulunmaktadır.

Sonraları bu anlatımların temelini teşkil ettiği mesih inancı ortaya çıkmış ve günümüze dönük anlamını kazanmıştır. Günümüze dönük bu anlamın daha çok Ortaçağda geliştirilmiş olduğu sanılmaktadır.[4]

“İşte Davud için doğru bir dal çıkaracağım günler geliyor, diyor Rab. Bu kral bilgece egemenlik sürecek, ülkede adil ve doğru olanı yapacak. O’nun döneminde Yahuda kurtulacak, İsrail güvenlik içinde yaşayacak. O, “Rab doğruluğumuzdur” adıyla anılacak.[5]

“Ey Siyon kızı,[6] sevinçle coş! Sevinç çığlıkları at, ey Yeruşalim kızı! İşte kralın! O, adil kurtarıcı ve alçak gönüllüdür. Eşeğe, evet, sıpaya, eşek yavrusuna binmiş sana geliyor! Savaş arabalarını Efrayim’den, atları Yeruşalim’den uzaklaştıracağım. Savaş yayları kırılacak.”

“Kralınız uluslara barışı duyuracak, onun egemenliği bir denizden bir denize, Fırat’tan yeryüzünün uçlarına dek uzanacak. Size gelince, sizinle yaptığım kurban kanıyla yürürlüğe girmiş antlaşma uyarınca, sürgündeki halkınızı susuz çukurdan çıkarıp özgür kılacağım. Kalenize dönün, ey siz, umut sürgünleri! Bugün bildiriyorum ki, size yitirdiğinizin iki katını vereceğim. Yahuda’yı yayımı gerer gibi gereceğim ve Efrayim’i ok gibi ona dolduracağım. Oğullarını Greklere karşı uyandıracağım, ey Siyon ve seni bir savaşçının kılıcı gibi yapacağım.”[7]

Görüldüğü gibi mesih bir fert olup, sıpaya binmiş olarak Kudüs şehrine giren bir şahsiyet olarak tanımlanmaktadır. Ancak yukarıda ifade ettiğimiz gibi Yahudilerle Hıristiyanlar arasındaki bu ihtilaflı ifadeleri ilgili başlık altına bırakmayı uygun buluyoruz.

Yahudilikte Mesih inancında Süleyman’ın (M.Ö. 961-922) mabedi yani İbranice ifadesiyle Bet-Amikdaş çok önemli bir yer tutmaktadır.

Süleyman’ın mabedinin en açık ve kesin geçtiği pasaj hiç kuşkusuz 1.Tarihlerin 28. Bölümünün 4. ve 7. ayetleri arasıdır. Davud, özlem ve hasretle yapmayı planladığı mabedi inşa görevinin kendisine değil oğlu Süleyman’a verildiğini şöyle açıklar:

“Davud, oğlu Süleymanı yanına çağırdı. O’nu İsrail’in Tanrısı Rab için bir tapınak kurmakla görevlendirdi. Sonra Süleyman’a şöyle dedi: Oğlum, Tanrım Rabb’in adına bir tapınak kurmak istedim. Ama Rab bana, ‘sen çok kan döktün, büyük savaşlara katıldın’ dedi, benim adıma tapınak kurmayacaksın. Çünkü yeryüzünde gözümün önünde çok kan döktün. Ama barışsever bir oğlun olacak. Onu her yandan kuşatan düşmanlarından kurtarıp rahata kavuşturacağım. Adı Süleyman[8] olacak. O’nun döneminde İsrail’in barış ve güvenlik içinde yaşamasını sağlayacağım. Adıma bir tapınak kuracak olan odur. O bana oğul olacak, ben de ona baba olacağım. Onun krallığının tahtını İsrail’de sonsuza dek sürdüreceğim.”[9]

Yukarıdaki ifade Tanrı Rabb’in evinin Davud tarafından değil, oğlu Süleyman tarafından yapılacağını açık ve kesin olarak bildirmektedir.[10]

Mezmurlarda da Tanrı Rab benzer ifadelerle miras olarak ulusları, mülk olarak yeryüzünün dört bucağını vereceğini, düşmanlarına ezici bir üstünlük sağlayacağını vaadetmiştir. Kendisiyle bir baba oğul kadar sevgili olduğunu, yani beklenen mesihi çok sevdiğini de ifade etmesinin yanısıra bu vaadlerinin sadece dilemesine ve buyruklarına uyması şartına bağlamıştır.[11]

Süleyman bunca vaad karşısında Tanrı Rabb’e duada bulunmuş ve bu duasında babası Davud’a verdiği sözü tutmasını istemiştir. Bu söz hiç şüphesiz Davud’un soyundan krallık tahtına oturanların ardı arkasının kesilmemesidir. Bu sözün tek şartı ise oğullarının da tıpkı Davud gibi Tanrı’nın yolunda dikkatle yürümeleridir.[12]

Bu duası üzerine Rab Süleyman’a kendi doğru yolundan ayrılmayıp, kurallarına uyması şartıyla krallığını sonsuza değin sürdüreceğini yineler.[13]

İşte tüm bunlardan sonra Rab Süleyman’ın kendisi adına yaptıracağı mabede izin verir. Sanki bu devre Süleyman’ın bu mabedi yaptırması için beklemesi ve olgunlaşması için gereken süredir. Kanaatımızca bu dönem onun mabedi yaptırmak için bekletildiği psikolojik bir evredir. Bu evreyi de başarıyla geçen Süleyman artık mabedi yaptırmayı da başarmıştır. Tapınağın açılış gününde Süleyman tüm halkını toplayıp şöyle demiştir:

“ ‘Ya Rab, karanlık bulutlarda otururum demiştin. Senin için görkemli bir tapınak, sonsuza dek yaşayacağın bir konut yaptım.’

‘Kral ayakta duran bütün İsrail topluluğuna dönerek onları kutsadıktan sonra şöyle dedi: Babam Davud’a verdiği sözü tutan İsrail’in Tanrısı Rabb’e övgüler olsun! Rab demişti ki, halkımı Mısır’dan çıkardığım günden bu yana, içinde bulunacağım bir tapınak yaptırmak için İsrail oymaklarına ait kentlerinden hiçbirini seçmedim. Ancak adımın içinde bulunacağı yer olarak Yeruşalim’i, halkım İsrail’i yönetmesi için Davud’u seçtim.’

‘Babam Davud İsrail’in Tanrısı Rabb’in adına bir tapınak yapmayı yürekten istiyordu. Ama Rab, babam Davud’a, adıma bir tapınak yapmayı yürekten istemen iyi bir şey dedi, ne var ki, ‘adıma yapılacak bu tapınağı sen değil, öz oğlun yapacak.’

‘Rab verdiği sözü yerine getirdi. Rabb’in sözü uyarınca, babam Davud’tan sonra İsrail tahtına ben geçtim ve İsrail’in Tanrısı Rabb’in adına tapınağı ben yaptırdım. Ayrıca Rabb’in İsrail halkıyla yaptığı antlaşmanın içinde korunduğu sandığı oraya yerleştirdim.’ ”[14]

Görüldüğü gibi Süleyman’ın mabedi yani Bet-Amikdaş inşa edilmiş ve bu Süleyman’a nasip olmuştur. Süleyman, güzel saraylar yaparak Kudüs’ü güzelleştirmek istiyordu. Fakat onun esas emeli Allah için bir ev yani bir mabed yaptırmaktı. Aslında bu yüce vazifeyi babası Davud yapmayı çok arzu etmişti. Fakat hem devrin peygamberi Natan hem de çok kan akıttığı için Tanrı bunu istemiyordu.

Mabed’in yıkılışı M.Ö. 586’da son Yahuda Kralı Tsidkiyau ve devletin ileri gelenlerinin Bâbil’e sürgün edilmesinin ardından gerçekleşmiştir. Bâbil Kralı 2. Nebukadnesar (Nevuhadnesar, yani Buhtunnâsır) işgalden sonra hâlâ çok öfkelidir. Yahuda devletinin son kralı Tsidkiyau, devrin hapsedilen nebisi Yeremya (Yermiyau) ile gizli istişarede bulunmuş ve nebinin tüm isteklerine rağmen halkın başka bir milletin boyunduruğu altına girmeyi kabul etmemesi sebebiyle Bâbil Kralı Nebukadnesar’a vergi ödemeyi reddetmişti. Bâbil Kralı işgal ettiği ülkenin tüm ileri gelenlerini kralla birlikte Bâbil’e sürgün etse de sinirleri yatışmamıştı. Bunun üzerine Bâbil Kralı Yahuda Krallığını ortadan kaldırmak için Nevuzaradan adlı bir generalini Kudüs’e yolladı. Yahudi takvimine göre Av isimli ayın dokuzunda Kudüs’e giren Nevuzaradan Bet-Amikdaş’ı yani mabedi, Süleyman’ın sarayını ve bütün kutsal yerleri yaktı. Ayrıca Nebukadnesar’ın yağmaladıklarından geride kalan tüm kutsal alet ve eşyaları aldı. Tüm soylu Yahudi aileleri Bâbil’’e, sürgüne götürüldü. Tüm Kudüs ateşe verilerek yakıldı. Yahuda Devleti, kuruluşundan 487 yıl sonra bu şekilde yıkıldı.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Mabed’den geriye sadece etrafını çevreleyen surların batı kısmı kaldı. Tarihten günümüze kadar bu duvara Batı Duvarı[15] denmesinin sebebi budur. Bir diğer ismiyle Ağlama Duvarı öylesine bir önem arzediyordu ki neredeyse mesihin gelişiyle mabedin yeniden inşaası ikiz bir inanç halini almıştı.

Şehrin ve mabedin yıkılışı devrin peygamberi Yeremya’yı öylesine etkilemişti ki, milleti için döktüğü gözyaşları sırasında her sene Tişa-Beav gününde okunan duayı yazdı. “Eha” isimli bu duanın başı şöyledir:

“Halkla dolu olan şehir nasıl perişan oldu. O şimdi aynen bir dul gibi durmakta...”[16]

İşte Yahudilerin Bâbil diasporası yani sürgünü böylece başlamış oluyordu. Bu sürgün yaklaşık yarım yüzyıl sürse de İsrailoğulları üzerinde yüzyıllarca devam eden bir acı ve hasreti geride bırakmıştı. Süleyman’ın mabedi yeniden kurulacak ve bunu beklenen Mesih gerçekleştirecekti. Bu hasret dolu bekleyiş İsrailoğullarına öylesine ümitle karışık bir acı veriyordu ki Süleyman’ın mabedi Bet-Amikdaş ile mesihin dönüşü artık birbirinden ayrı düşünülemez olmuştu.

Yeremya peygamber halkı teselli etmekten hiç vazgeçmedi. Bir konuşmasında Tanrı adına Kudüs’ün tekrar inşa edileceğinin, İsrail kızlarının nasıl gülerek dans edip şarkılar söyleyeceğinin ve Siyon dağına çıkacakları günün müjdesini veriyordu. Yeremya, Tanrı’nın ağzından tüm İsrailoğullarını dağıttığı gibi tekrar Kudüs’e toplayacağını bildiriyor ve kaybettikleri şeylerin yine kendilerine iade edileceğine değiniyordu.[17] Yeremya peygamberin bu sözlerini İsrailoğulları hiçbir zaman akıllarından ve kalplerinden çıkarmadı.


Tüm bunların ardından M.Ö. 530 yılında yeni Bâbil Devletini, bütün yakın Asya’ya hakim olan Farslılar yıktı. Devrin Fars Kralı Yahudilerin Koreş dedikleri Kyros (Keyhüsrev) bir hainin kapısını açtığı Bâbil’e M.Ö. 538’de savaşsız girdi. Bu arada İsrailoğullarına da Kudüs’e dönmelerine izin verdi. Yıkılışından yaklaşık yarım yüzyıl sonra İsrailoğulları yeniden Kudüs’e dönebilmişler ve mabedi ikinci kez inşa etmişlerdir. Bu sefer o, gerçekten halkın bir ibadet yeri haline gelmiştir ancak mabedin kaderinde İsa’dan sonra 28 Ağustos 70’te Roma istilasıyla ikinci kez yıkılmak vardır. Aynı yılın Ekim ayında Kudüs, imparatorluk ordusu tarafından yerle bir edilir.[1]

İşte yukarıda bahsettiğimiz yahudilerdeki bu özlem dolu kurtarıcı mesih beklentisi mabedin 2. yıkılışından sonra büyümeye ve gelişmeye başlamıştır. Onlara göre bir gün Mesih gelecek, mabedi 3. kez inşa edecek ve herşey çok güzel olacaktır.

Son olarak Mesaratik ve Rabbinik edebiyatın da diğer dünyaya yapılan atıflarla dolu olduğuna kısa da olsa temas etmek istiyoruz. Fakat yeniden dirilme gerçekleşmeden İsrailoğullarına ait özel bir olay olacaktır. İsrail peygamberlerinin verdikleri haber doğrultusunda İsrailoğulları sürgünden bir Mesih sayesinde kurtulacaktır. Bunu akıl da doğrular. Çünkü Allah adildir. Günahlarımızdan ötürü topraklarımızdan ve bağımsızlığımızdan bizi mahrum eden O olduğu gibi, bu cezanın sonunu getirecek de O’dur. Davud’un oğlu Mesih gelecektir. Kudüs’ü düşmandan temizleyecek ve kavmini oraya yeniden yerleştirecektir. Tüm İsrailoğulları Filistin’e toplandıklarında yeniden diriliş zamanı vaki olacak, Süleyman’ın mabedi yeniden bina edilecek, Allah’ın nuru yine onun üzerine yerleşecek, genç-ihtiyar, efendi-köle bütün İsraillilere peygamberlik nuru ihsan edilecektir. Bu mukaddes dönem kıyametle birlikte öteki dünyanın başlangıcına kadar sürecektir.[2]

Mesih doktrini, oldukça karışık bir yapıya sahip oluşundan ötürü anlaşılması zordu ve girift bir yapıya sahipti. Bu, tarihten günümüze değin böyledir. Ancak muhakkak olan bir şey varsa o da gelecek Mesih’in siyasî, politik ve askerî bir lider oluşudur. Ancak mesih geldiğinde fiziksel ve dünyevî bir devletin kuruluşu başlayacaktır.[3] Tanrı Yahve, bir gün bir görevli göndererek bütün adaletsizlikleri, zulüm ve haksızlıkları ortadan kaldıracaktır. “Tanrı’nın Krallığı” kalıcı olacaktır. Hiç kuşkusuz bu krallık gökyüzünde değil, yeryüzünde olacak, Tanrı’ nın iradesiyle fakat insanların da emeğiyle kurulacaktır. Bu inanç Yahudilerin ümit kaynağıydı. “Tanrı’nın Devleti” mesih’le kurulacaktır. Aynı zamanda bu devlet evrensel bir yapıya sahip olacaktır.[1] Sonuç olarak Eski Ahid’de mesih inancı zaman zaman ortaya çıkıp kaybolmaktadır. Mesih ile Davud’un soyu arasındaki ilişki en güçlü ilişki olarak görülmekte, hemen ardından da mesih ile beklenen kral arasında güçlü bir bağ kurulmaktadır. Eski Ahid’de beklenen kurtarıcı kıyamet öncesi dönemle ilişkilendirilemez. Yahudilikteki mesih inancı bu anlamda apokaliptik değildir. Bununla birlikte zaten Eski Ahid’de beklenen Mesih’in kıyametten hemen önce geleceğine ilişkin bir ifade veya imâ da

mevcud gözükmemektedir. Beklenen Mesih tabiatüstü güçlere sahip olmayan ancak Tanrı Yahve’nin meshettiği bir insan olacaktır. Kutsal kitaplarında açık ve net bir inanç gibi gözükmese de yahudiler, en azından Ortodoks yahudiler bir kurtarıcı mesih beklemektedirler. Süleyman’ın mabedi yapılınca Mesih’in geliş süreci başlayacaktır. Bu süreç, kendi inançlarına göre, yahudiliğin temel prensiplerine eksiksiz uymaları ile hızlanacağı inancıyla paraleldir. Tüm bunlara ilave olarak Yahudilikteki mesih kavramının günümüze dönük anlamda kullanılmasına 2. Mabed devrinden sonra başlandığını ve gerçek kurtarıcının Tanrı Yahve olduğunu eklememiz gerekmektedir.

[1] Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, a.g.e., s. 249.

[1] Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, s. 224; Mircea Eliade-Loan P. Couliano (Çev. Ali Erbaş), Dinler Tarihi Sözlüğü, İstanbul 1997, s. 286. [2] Yaşar Kutluay, a.g.e., s. 179-80. [3] Paul Johnson, a.g.e., s. 123.

[1] Bkz. Zekeriya, 6:12-3. [2] Bkz. Yeşaya, 9:6-7. [3] Bkz. Yeremya, 23:5-6. [4] Hilmi Yavuz, a.g.e., a.md., s. 432. [5] Yeremya, 23:5-6. [6] Yeruşalim (Kudüs) kentinin kurulduğu tepelerden biri olan “Siyon” sözcüğü, mecazi anlamda “Tanrı’nın konutu”, “Tanrı’nın halkı demektir. “Siyon kızı” ise “Yeruşalim halkı” anlamına gelir. Kutsal Kitap, sözlük bölümü, s. 1620. [7] Zekeriya, 9:9-13. [8] Süleyman, İbranice “barış” sözcüğüyle aynı kökten gelmektedir. Bkz. Kutsal Kitap, dipnot, s. 531. [9] 1. Tarihler, 22:6-10. [10] 1. Tarihler, 28:4-7. [11] Mezmurlar, 2:7-9. [12] 2. Tarihler, 6:16-7. [13] 1. Krallar, 9:4-5. [14] 2. Tarihler, 6:1-11. [15] Hayrullah Örs, a.g.e., s. 234-6. [16] Rabbi Nesim Behar, İbranilerin Öyküsü, İstanbul 2000, s. 159-60. [17] Yeremya, 31:3-14.

[1] Bkz. Yeşaya, 44:6. [2] C. W. Emmet, “Messiah” md., Encyclopedia of Religion and Ethics, Edinburg 1979, VIII, 570. [3] Harold Louis Ginsberg, “Messiah” md., Encyclopedia Judaica, Jerusalem 1972-1978, XI, 1407- 8; C. W. Emmet, “Messiah” md., Encyclopedia of Religion and Ethics, VIII, 571; E. Jenni, “Messiah Jewish” md., Interpreter’s the Dictionary of the Bible, Nashville 1988, III, 360. [4] C. W. Emmet, “Messiah” md., ERE, VIII, 571. [5] S. E. Johnson, “Christ” md., IDB, I, 563. [6] Ebu Abdurrahman Halil b. Ahmed b. Âmir el-Ferâhidî, el-Ayn, Beyrut 1993, III, 1698-99; Ebu’l Fazl Muhammed İbn Manzur, “m-s-h” md., Lisân’ul-Arab, Beyrut (t.y), II, 593. [7] S. E. Johnson, “Christ” md., IDB, I, 563; E. Jenni, “Mesiah Jewish” md., IDB, III, 360. [8] Harold Louis Ginsberg, “Messiah” md., EJ, XI, 1407-8; Yuhanna, 1:41. [9] 1.Tarihler, 11:3. [10] Mısırdan Çıkış, 29:36. [11] Hakimler, 9:8; 9;15. [12] Mısırdan Çıkış, 30:26-28. [13] Mısırdan Çıkış; 29:7; 35:28; Levililer, 8:30; Çölde Sayım, 4:16. [14] E. Jenni, “Messiah Jewish” md., IDB, III, 360. [15] 1. Samuel, 16:12-13; 1. Krallar, 1:39. [16] 2. Samuel, 7:8-12; 1.Tarihler, 17:7-12. [17] Harold Louis Ginsberg, “Messiah” md., EJ, XI, 1407-8. [18] 1. Samuel, 10:1; Mısırdan Çıkış, 29;7-9; Çölde Sayım, 35:25. [19] 1. Krallar, 22:29-30. [20] 1. Krallar, 19:15-16. [21] Yeşaya, 11:6-8. [22] Yeşaya, 9:6-7. [23] Ekrem Sarıkçıoğlu, Dinlerde Mehdi Tasavvuru, Samsun 1997, s. 15. [24] James Strong, The New Strong’s Exhaustive Concordance of the Bible, Nashville 1990, “Messiah, Messias”, md., s. 702. [25] Enoch (Hanok/İdris), Nuh’un dört kuşak üstü olup, hem yahudi hem hıristiyan kültüründe kitabı kanonik (sağlıklı) kabul edilmez. Kitap başkasının yazıp Enoch’a izafe edilmesi sonucu oluşmuştur. [26] C. W. Emmet, “Messiah” md., ERE, VIII, 571. [27] a.mlf., a.md., a.e., VIII, 571. [28] Yeremya, 23:5-6. [29] Daniel, 7:13-4. [30] C. W. Emmet, “Messiah” md., ERE, VIII, 574. [31] James Strong, a.g.e, “Expected”, md., s. 335. [32] a.mlf., a.e, “King”, md., s. 583-9. [33] Hezekiel, 37:24-5. [34] Yeşaya, 59:20. [35] Paul Johnson, (Çev. Filiz Orman), Yahudi Tarihi, İstanbul 2000, s. 123. [36] C. W. Emmet, “Messiah” md., ERE, VIII, 572. [37] a.mlf., a.md., a.e., VIII, 575. [38] Zeki Sarıtoprak, İslam İnançları Açısından Nüzul-u İsa, İzmir 1997, s. 20. [39] Hayrullah Örs, Musa ve Yahudilik, İstanbul 1966, s. 431-2. [40] C. W. Emmet, “Messiah” md., ERE, VIII, 574. [41] a.mlf., a.md., a.e.,VIII, 575. [42] Zerubbabil, 6. yy.’ın sonlarında Yahuda devletinin valiliğini yapmıştır. Şealtiel’in oğlu, Yehoyaki’nin torunudur. M.Ö. 537’de Bâbil sürgünündeki yahudilerin başında ilk koloni ile Kudüs’e dönmüş ve Süleyman’ın mabedini düşmanlarının saldırıları sebebiyle 17 yılda tamamlayabilmiştir. Bkz. Encyclopedia Americana, “Zerubbabel” md., New York 1968, XXIX, 771. [43] Tobit; Katoliklere göre deterokanonik, Protestan ve Yahudilere göre ise apokrif (sahte / muteber olmayan) kabul edilen 7 kitaptan biridir. Bilindiği gibi deterokanonik kitaplar 7 aded olup; Katoliklerce kanonik (sağlıklı / muteber) kabul edilen ancak Kutsal Kitap’ta yer almadığı halde ikinci derecede önemli kabul edilerek kutsal kitaplar listesine alınan ilâhi kitaplardır. [44] Harold Louis Ginsberg, ”Messiah” md., Encyclopedia Judaica, XI, 1407-9. [45] Ekrem Sarıkçıoğlu, Dinlerde Mehdi Tasavvuru, s. 18. [46] E. Jenni, “Messiah Jewish” md., IDB, III, s. 360. [47] Zeki Sarıtoprak, İslam İnançları Açısından Nüzul-u İsa, s. 11. [48] a. mlf., a.e., s. 17-9. [49] a. mlf., a.e., s. 20. [50] Bkz. Türkiye Haham Başılığı, İbrani Din Bilgisi, İstanbul 1992, s. 21-22. [51] Zeki Sarıtoprak, a.e., s. 21. [52] “Mesihçilik” md., Meydan Larrousse, İstanbul 1978, VIII, 657. [53] 1. Samuel, 2:10. [54] 2. Samuel, 7:12-16. [55] Benzer pasaj için Bkz. 1. Tarihler, 17:11-14. [56] Bkz.1. Tarihler, 22:6-10; 1. Tarihler, 28:4-7. [57] Benzer pasaj için Bkz. 2. Samuel, 22:51. [58] Mezmurlar, 20:6. [59] Mezmurlar, 28:8. [60] Yeşaya, 16:5. [61] Mısırdan Çıkış, 31:11; 35:15; Levililer, 8:2-3; 10;30; Çölde Sayım, 4:16. [62] Bkz. 1. Samuel, 16:3; 2. Samuel, 2:4; 2. Tarihler, 6:42; 11:3; Mezmurlar, 45:6-7; 1. Krallar, 1:34. [63] E. Jenni, a.md., IDB, III, 360. [64] Hayrullah Örs, a.g.e., s. 428-429. [65] Ömer Rıza Doğrul, Yeryüzündeki Dinler Tarihi, İstanbul 1963, s. 174. [66] 1. Samuel, 2:10. [67] Ayrıca Bkz. 2. Samuel, 22:51. [68] Paul Johnson, a.g.e, s. 122. [69] E. Jenni, “Messiah Jewish” md., Interpreter’s the Dictionary of the Bible, III, 362. [70] Yasanın Tekrarı, 30:3-6. [71] Hayrullah Örs, a.g.e., s. 433-4. [72] Maccabeeler, milattan hemen önce kısa bir süre de olsa Roma İmparatorluğundan ayrılmış bir yahudi hanedanlığıdır. [73] S. E. Johnson, “Christ” md., IDB, I, 564. [74] Harold Louis Ginsberg, ”Messiah” md., Encyclopedia Judaica, XI, 1410. [75] Mezmurlar, 132:17-8. [76] Mezmurlar, 89:27-9. [77] Mezmurlar, 89:3-4; 28-40; 2. Samuel, 7:25-9 , 22:51. [78] 1. Samuel, 2:10. [79] Mezmurlar; 132:10-2. [80] Yaşar Kutluay, İslâm ve Yahudi Mezhepleri, İstanbul 2001, s. 179. [81] Ömer Rıza Doğrul, Asr-ı Saadet, İstanbul 1978, V, s. 390. [82] Bkz. Mika, 5:2-5. [83] E. Jenni, “Messiah Jewish” md., IDB, III, 362. [84] Ahmet Çelebi, Mukayeseli Dinler Açısından Yahudilik, (Çev. Ahmet M. Büyükçınar - Ö. Faruk Harman), İstanbul 1978, s. 214. [85] Ahmet Çelebi, a.g.e., s. 214-5. [86] Bkz. Yeşaya, 33:17. [87] Türkiye Hahambaşılığı, İbrani Din Bilgisi, s. 21-2; Yaşar Kutluay, a.g.e., s. 181-2; Hayrullah Örs, a.g.e, s. 334; Günay Tümer-Abdurahman Küçük, Dinler Tarihi, Ankara 1997, s. 252-3; Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, Isparta 1999, s. 229. [88] Günay Tümer - Abdurrahman Küçük, a.e., s. 252. [89] Yahudilerin Torah dediği Tevrat, Eski Ahid’in ilk Beş Kitabıdır. Bunlar; Yaradılış, Mısırdan Çıkış, Levililer, Çölde Sayım ve Yasanın Tekrarı’dır. [90] Neviim bölümü 21 kitaptır. Bu kitaplar; Yeşua, Hakimler, 1. Samuel, 2. Samuel, 1. Krallar, 2. Krallar, Yeşaya, Yeremya, Hezekiel, Hoşea, Yoel, Amos, Ovadya, Yunus, Mika, Nahum, Habakkuk, Sefanya, Hagay, Zekeriya ve Malaki’dir. [91] Ketuvim bölümü 13 kitaptır. Bu kitaplar; Mezmurlar, Süleyman’ın Özdeyişleri, Eyüp, Ezgiler, Rut, Ağıtlar, Vaiz, Ester, Daniel, Ezra, Nehemya, 1. Tarihler ve 2. Tarihler’dir. Bu üç bölüm yani Tevrat, Neviim ve Ketuvim bölümleri Eski Ahid’i yani yahudilerin kutsal kitabını oluştururlar. Yahudiler bu kutsal kitabın tamamına “Tanah” derler. 86., 87. ve 88. dipnotlardaki kitapların sıralamaları ise yahudi geleneğine göredir. [92] C. W. Emmet, “Messiah” md., ERE, VIII, 575. [93] E. Jenni, “Messiah Jewish” md., IDB, III, 362. [94] Mısırdan Çıkış, 29:7, 21; 30:25-31. [95] Bu kullanımlar için Bkz. Mısırdan Çıkış, 28:40-1; 29:29; Levililer, 8:12,30. [96] Zedekiah, M.Ö. 597-587 yılları arasında yahuda krallığı yapmıştır ve asıl adı Mattania’dır. Babillilerin Kudüs’ü yakıp yahudileri Bâbil’e sürgün etmesiyle hükümdarlığı sona ermiştir. Bkz. Ana Britannica, “Zedekya” md., İstanbul 1990, XXII, 549. Ayrıca Bkz. 2. Krallar, 24. ve 25. bölümler; 2. Tarihler, 36. bölüm. [97] E. Jenni, “Messiah Jewish” md., IDB, III, 362-3. [98] Hezekiel, 34:23-24. [99] E. Jenni, “Messiah Jewish” md., IDB, III, 362-3. [100] a.mlf., amd., a.e., III, 363-4. [101] Apokalips, Kutsal Kitap’taki kıyamete yönelik pasajların genel adıdır. Daniel ve Vahiy kitaplarının tümü ile Yeşaya ve Zekeriya gibi kitapların bazı pasajlarıdır. [102] C. W. Emmet, “Messiah” md., ERE, VIII, 571-2. [103] C. W. Emmet, “Messiah” md., ERE, VIII, 572-3. [104] S. E. Johnson, “Christ” md., IDB, I, 563-4. [105] E. Jenni, “Mesiah Jewish” md., IDB, III, 362-3. [106] C. W. Emmet, “Messiah” md., ERE, VIII, 572-3. [107] S. E. Johnson, “Christ” md., Interpreter’s the Dictionary of the Bible, I, 563. [108] C. W. Emmet, “Messiah” md., ERE, VIII, 574. [109] James Strong, a.g.e., “David”, md., s. 241-5. [110] James Strong, a.e., “Salomo”, md., s. 984-5. [111] Bkz. 2. Samuel, 7:18; 2. Tarihler, 23:3; Hezekiel, 37:24-5. [112] Selman Kuzu, Mehdi-Deccâl-Mesih, İstanbul 2001, s. 44-5. [113] Benzer pasaj için Bkz. : 1.Tarihler, 17:7-19. [114] İbranice “beyt” sözcüğü, tapınak, konut ve soy olarak çevrilmiştir. Kutsal Kitap, İstanbul 2001, dipnot, s. 388. [115] 2. Samuel, 7:8-29. [116] Ömer Rıza Doğrul, Asr-ı Saadet, V, s. 391. [117] Hilmi Yavuz (Editör), Dinler Tarihi Ansiklopedisi, “Musevilik” md., İstanbul 1976, s. 430. [118] Hayrullah Örs, a.g.e., s. 433. [119] Yeşaya, 59:20. [120] James Strong, a.g.e, “Kingdom”, md., s. 589-90. [121] Yeşaya, 16: 4-5. [122] Yeremya, 23:5-6. [123] Mezmurlar, 132:17-8. [124] 2. Tarihler, 23:3. [125] Yeşaya, 33:17. [126] Hilmi Yavuz, a.g.e., a.md., s. 430. [127] Zekeriya, 6:12-3. [128] Yeşaya, 9:6-7. [129] Yeremya, 23:5-6. [130] Hilmi Yavuz, a.g.e., a.md., s. 430-2. [131] Yaşar Kutluay, İslam ve Yahudi Mezhepleri, s. 209; Ayrıca Bkz. Selman Kuzu, a.g.e., s. 44. [132] Ömer Rıza Doğrul, Yeryüzündeki Dinler Tarihi, s. 175. [133] Paul Johnson, a.g.e., s. 123. [134] C. W. Emmet, “Messiah” md., ERE, VIII, 575. [135] Yeşaya, 35:6; 41:18. [136] Yoel, 3:18. [137] Yeşaya, 32:15; Ayrıca Bkz. Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, s. 234. [138] Yeşaya, 11:9. [139] Baki Adam,“Yahudiliğin Hıristiyanlığa ve İslâm’a Bakışı”, Dinler Tarihi Araştırmaları, I, Ankara 1996, s. 159.

Comments


bottom of page