top of page
  • Rıdvan Demir

İKİNCİ MUSA: EZRA VE METİN HİPOTEZİ

KİTAB-I MUKADDES TETKİKLERİNE GİRİŞ

DİNLER TARİHİ

RIDVAN DEMİR / 2010




" Kitabı Mukaddes üzerine eğitim alan hiçbir ciddi öğrenci Metin Hipotezi'ni öğrenmeden eğitimine devam edemez ve Kitabı Mukaddes'ten elde edilen kanıtlarla sunulan hiçbir açıklama hipoteze meydan okuma noktasına gelememiştir. " Richard Elliott Friedman


Bu çalışmamızda, Yahudi Kutsal metni olan Tanakh (ahd-i Atik)’in farklı üç bölümünden ilki olan Tevrat (Torah / Pentateuch)’e yoğunlaşarak, farklı yüzyıllarda - belki de bin yılı aşan bir süreçte - farklı kişilerin farklı anlayışlar ile kaleme aldığı Tevrat metnini, toplanıp bir araya getirilişini, derlenerek redakte edilişini incelemeye çalışacağız. Elbette ki bu mesele bir inanç meselesi kadar pekala bir bilimsel araştırmanın da konusudur. Kimilerine göre Tevrat, birileri yazsa da Allah’ın yüce bir kelami iken, kimilerine göre tamamen tahrif olmuş ve bozulmuşken, kimilerine göre de bir araştırma konusu olmaya layık tarihin en eski kutsal metinlerinden biri olarak kısmen tahrifata uğramış kabul edilmektedir. Bu noktada kaynak teorisi / metin hipotezi / belgesel hipotez olarak adlandırılan ve Ezra’nın M.Ö. IV. yy.’da redakte ederek farklı metinleri / pasajları bir araya getirmesine ve bazen iki kaynağı da kullanmasına değinilecektir. Özellikle Julius Wellahausen tarafından J, E, D ve P olarak sıralanan teori üzerinde zihinsel gezintiler yapılacaktır. Makale Tevrat’ın tahrifi üzerine olmayıp, Tevrat’ın oluşum sürecine ışık tutar mahiyette kaleme alınacaktır.

Modern Kutsal Kitap eleştiri okulunun kurucularından biri sayılan Spinoza, Du Maes’inkine benzeyen bir yaklaşımla Ezra’nın, Yaratılış ile 2. Krallar arasındaki materyali değişik tarihli belgelerden derlediği sonucuna ulaşmıştır. Tevrat, Yeşu kitabının da dahil edilmesiyle, beş değil altı kitaplı bir antoloji olmaktaydı.


Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta itikadı yansıttığı düşünüldüğü için din adamları tarafından resmi itikadın öğretisinde kullanımı onaylanan ve Eski Ahid olarak adlandırılan bu yazılar külliyatı, kanonik ‘canonical’ olarak anılır ve bir araya getirildiklerinde bir kanon oluştururlar.


Paul Johnson, “Yahudi Tarihi” isimli kitabında kanon terimini, belirli kitapların kutsal müfredat olarak belirlenmesi amacıyla, ilk kez Yahudilerin kullandığını ve her bir Eski Ahid kitabının bir peygambere isnad edilmesinin zorunlu olduğunu belirtmektedir.


Yahudilikte ve Kilisede, bu Kanon külliyatının Tanrı esini olduğu ve dogma öğretisinde normatif olduğu kabul edilir. Fakat bu kitaplar, önkabul edilmiş bir norm olarak peygamberlerin (Süleyman, Davut, Yeşaya vb.) yazdıkları düşünülerek Kutsal, İlhamlı, kanonik ve otantik olarak kabul edilmişti. [1]


Kutsal Kitap boyunca sadece iki kişi kanun koyucu olarak bilinmektedir: bu kişiler Musa ve Ezra'dır. Ezra ilk sürgün grubunun dönüşünden seksen yıl sonra, MÖ 458 yılında Babil’den Yahuda’ya gelmiş bir kahin ve katiptir. Kutsal Kitap anlatısı Ezra’nın Harun neslinden gelen bir kahin olduğunu açıkça belirtmekte ve onun sıradan bir katip olmadığını da ifade etmektedir. Ezra ve Nehemya kitaplarında “Musa’nın Tora’sı” ifadeleri, JE, D ve P’den metinleri kapsamaktadır. Bu nedenle Ezra’nın Babil’den Yahuda’ya getirdiği kitabın bizim bildiğimiz şekilde Tora’nın / Musa’nın Beş Kitabının tamamı olması mümkündür.[2]


Yazarların hikâyeleri ve yasaların pek çoğu döneminin siyasal, dinsel ve sosyal meseleleri hakkında bağlı olduğu grubun görüşlerini yansıtır. P’nin yazarı Harun neslinden gelen kahinlerden biri ya da onların sözcüsüydü. Bu yazar anlattığı hikâyeler ve vurguladığı dinsel kurallarla Harun neslinden gelen kâhinler teolojisini ve konumunu destekledi. P hikâyeleri yazarın kesinlikle tek bir kişi tarafından yazılmış gibi görünür. Yazar, eserini, üzerinde dikkatlice düşünerek JE’ye alternatif olarak yazmıştı ancak daha sonra gelen biri P ile JE’ye birleştirdi.[3]


Tevrat'ı kaleme aldığını veya redakte ettiğini kendisi ile tartışan spinoza, muhtemelen bu kişinin bir kişi olduğu ve bu kişinin de Ezra olabileceğini düşündüğünü ifade etmektedir. Bu şüphesini ciddi ve birbirine uyumlu pekçok ipucuna dayandırdığını da eklemektedir. Ona göre, Ezra, hiç kuşku yok ki döneminde yaşayanların anlatıları daha iyi anlayabilmesi içinbu bölümleri eklediğini yada sözcükleri değiştirdiğini ifade etmektedir.


Spinoza’ya göre Ezra bu kitapların içerdiği anlatılara son halini verememiş, farklı yazarlardan alınan tarihi alıntıları bir araya toplamaktan başka şey yapamamıştır. Bazen de bu yazarları kopya etmekle yetinmiş sonra onları incelemeden ve bir sıraya koymadan gelecek kuşaklara bırakmıştır. [4]


Babil’de Ezra adından bir Yahudi vardır ki, ceddi Harun’a iner ve İsrail Tanrısının Musa’ya verdiği şeriatın yazıcılarındandır. Tanrı, Fars Kralı Koreş’in 1. yıllında kralın ruhunu uyandırır ve ona dünyanın bütün krallıklarını verdiğini söyler ve Yahuda da ve Yeruşalim de Tanrı evleri inşa ettirmesini emreder ve bütün bu işlerin başarılmasına İsrailoğullarını çağırmasını diler. Fars kralı Artahşaş’ta, Ezra’ya bir mektup verir.


Güya bütün bunları yapması için Tanrı, Fars kralına emir vermiştir. Ezra, sürgünden gelen İsrailoğullarını peşine takar ve Fars kralının bu mektubunu da yanına alarak yola çıkar. Tanrının yardımıyla bin bir badireden kurtularak ve Fars kralının haznedarlarından paralar, gümüşler, altınlar toplayarak Yeruşalim’e gelir. [5]


DÖRT KAYNAK TEORİSİ


Tevrat, M.Ö. 1200’den M.Ö. 400’e kadar olan edebi kompozisyonlara yer verir ve M.Ö. 400’de var olan tüm literatürün edisyonudur. Tevrat’ın kanonizasyon tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte Mabedin yeniden inşasından sonra ve Samiri bölünmesinden önce olmalıdır. Eğer Ezra’nın, Kudüs de kanunu okuyuşu, M.Ö. 444 tarihi ise -ki bazı uzmanlar bundan şüphe etmektedir- kanonizasyon, bundan az önce veya sonra olabilir. [6]


“Pentateuque” veya “Musa’nın beş kitabı” da denilen Tevrati İbranice Kitab-ı Mukaddes’in en önemli kısmını oluşturmaktadır. Yahudi kanonunda, ilk sırada yer almakta, Musa tarafından yazıldığına inanıldığı için de, “Nebiim” ve “Ketubim”den daha üstün bir mevkiye sahip bulunmaktadır.


Tevrat, “İlk Tarih” diye adlandırılan büyük bir metinler bütününün, ilk bölümünü teşkil etmektedir.

M.Ö. V. yüzyılda tamamlanan bu tarihi çalışmanın bir kısmını teşkil eden Tevratın, ilk ortaya çıkışı ve ona katkıda bulunan kaynakların tesbiti, Kitab-ı Mukaddes uzmanlarını bir hayli uğraştırmıştır. Bu konuda, en yaygın görüş “Dökümanlar hipotezi”dir. “Dökümanlar hipotezi”, meseleyi iki yönden ele almıştır.


1. Tevrat’daki materyali, çeşitli ayrı kaynaklara indirgeme ile neticelenen metin analizi ve dilbilim temel.

2. Dökümanlar arasındaki münasebeti ortaya koyarak, İsraildeki dini müessese ve fikirlerin tekamülünün tarihi delillerinin tedkikinden ibaret olan tarihi temel. [7]


Metin analizi, dört yazılı kaynak tesbit etmiştir ki bunar da J, E, D ve P’dir. Dökümanlar hipotezine göre, Tevrat’ın dört kaynağı ve özellikleri şunlardır:


1. YAHVİST METİNLER (J)

2. ELOHİST METİNLER (E)

3. TESNİYE METNİ (D)

4. RUHBAN METNİ (P)


Tevrat’ın kesin ve son yazılışı hususunda, Ezra’nın görevi, Yahudilerce bilinmektedir. Ezra’nn Apokrif kabul edilen IV. kitabı, Şeriat kitabının yakıldığını, Ezra’nın, beş katiple birlikte, kanonik olan ve olmayan diğer kitaplarla birlikte, Şeriat kitabını yeniden teşkil etmek zorunda kaldığını ifade etmektedir. Kilise babaları da aynı fikri ifade etmişlerdir. Seville’li Isıdore, Ezra’nın, Tevrat’ı yeniden ortaya koyan ve ikinci olarak ilan eden kişi olduğunu söylemektedir. Şu halde, Ruhban okuluna ait ilave kanunların da eklenmesi suretiyle, Tevrat’ın, kesin olarak tamamlanışı Ezra ile olmuştur. [8]


Helenistik bir toplumda yaşayan Yahudiler için, Tevrat okuyucusunun metin kadar yazarın ve otoritesinin da önemi vardır. Tüm Eski Ahid yazılarına ilişkin dogmalar yükselmeye başlamış, İşaya, Yeremya, Samuel gibi peygamberlerin kompoze ettiği kitaplara bir rabay olan din adamı Ezra şekil vermiş, edit edip koleksiyon şeklinde toplayarak bugünkü Eski Ahid dediğimiz kitabı oluşturmuştur. Bu süreçte yazarlar kitaplarının başında isimlerini imalı bir şekilde, açıkça değilse de anarak giriş yapma geleneğini başlatmışlardır. İşaya, 1:1 gibi. İşaya, 8:16’da sanki kitabın yazarları İşaya’nın öğretilerini toplayan havarilerine ait gibi gözükmektedir. Peygamberler Tanrı’nın sözlerini konuşurlar onları yazmazlar. Yeremya da açık bir yazı kültürünün varlığını görürüz. Metin bir peygamberden bir krala yazılmış kehanetleri içerir. Yeremya’nın kendisi olmasa da bir sekreteryanın varlığı bellidir. Yeremya 36:32. Gerçekten de daha sonraki dönemde yazıya geçirmenin çok az sebebi mevcuttu. Çok az işi okuyabiliyorken yazı materyalleri pahalı idi. Kitap üzerinden eğitim-öğretim için sosyal alt yapı müsait değildi. İsrail gelenekleri bu sebeplerle genel anlamda ağırlıklı olarak sözlü kültüre dayanmaktaydı. MS. 18. yy.’da aydınlanma döneminde basmakalıp dini geleneklere bazı eleştiriler ve sorgulamalar yöneltilmeye başlanmıştır. Bu eleştiriler J Jahwist, Elohist, J + DE(teronomy) gibi bir kitabın içinde birden fazla yazarın varlığını ifade eden ama bazı bölümleri de Musa’ya nisbet etmekten de geri durmayan farklı bakış açıları idi. Böylece modern dünya görüşleri çerçevesinde kutsal bir metnin çözülmesi anlayışı oluştu, antik kültür gözü ile bakış açısı değil. Fakat bu metinler antik dünyada yazılmıştı. Modern bir dünyada değil ve modern bir kritikçi nazarı ile bakmak ta doğru değildi. Geçen yüzyılın genel havası da bu idi. Pek çok metin kritikçisi metinler önlerine alıp modern bir bakış açısı ile eleştiri getirmeye başlamışlardı. İronik bir şekilde bu kitaplarda bu kitapların yazarlığı yazarları tarafından önemli bulunmamaktaydı.


Dini bir lider olarak karşımıza çıkan Ezra tapınağın ikinci inşaasının gölgesinde, vahyin metinleşmesine ve son şeklini almasına en fazla katkı sağklayan yada son şeklini büyük oranda almasına katkı sağlayan en önemli figürdür.


Eski Ahid’in yazıya aktarımı sürecini iki büyük döneme ayrılır. Pers dönemi ve Helenistik dönem. Schniedewind, burada Yahudi halkının Pers İmparatorluğu’nun gölgesinde gerçekten de karanlık ve bize kapalı bir dönemin varlığını kabul eder. [9]


Babil kralı Nebukadnessar MÖ. 562'de ölmüş, krallığı zayıflamış, 538'de Pers kralı Koreş (Cyrus) Yahudilerin tekrar Kudüs'e dönmelerine ve Mabedlerini yeniden inşa etmelerine müsaade etmiş ve böylece Yahudi tarihinde 2. Mabed dönemi başlamıştır. 2. Mabed döneminde bugünkü Tevrat'ın temelini ve aslını teşkil edecek çalışmalar yapılmıştır. Ezra başta olmak üzere onun kurduğu Knesset Ha-Gadol (Büyük Meclis) ve önde gelen üyeleri Soferim çalışmalar yapmış ve başta Ezra, Tevrat'ı yeniden yazıya geçirmiştir. Ezra geride kalarak kendi nesline kadar olan kısmı yazmış ve 2. kafile ile Babil'den gelmiştir. Bunun ardından Ezra, 40 gün boyunca yanına aldığı 5 kişilik bir grup ile yeni harf karakteriyle (kare karakterli Asuri yazı) ıssız bir yerde dikte etmiştir / yazdırmıştır. Takkanoth isimli Tevrat'ta ve gelenekte 10 değişiklik yapan Ezra ayrıca sözlü tüm geleneği de halktan dinleyerek toplamış ardından tüm metni halka okumuş, bunu hayat tarzı olarak benimsemelerini istemiş, Tevrat'ı haftalık okuma parçalarına bölmüş ve bazı harflerin ve zor kelimelerin yanlış okunmasına engel olmak için üzerlerine bazı noktalama işaretleri koymuştur. Bu noktalama işaretlerini Peygamber İşaya'ya soracağını ifade eden Ezra, ihtimal ki, kendisi ile karşılaşma imkanı bulamadığı için bugünkü Tevrat metninde Ezra'nın koduğu bu noktlamalar hala mevcudiyetini korumaktadır. Buradan hareket ile Rabbani anlayışın aksine Ezra'nın Tevrat'ını oluştururken ya farklı nüshalardan yararlandığı ya da hafızasından yazıya geçirdiği düşünülmüştür.[10]


Knesset Ha-Gadol ve yeni Tevrat'a katkıları: Knesset Ha-Gadol (Büyük Meclis) Ezra tarafından kurulmuş 120 üyeli büyük bir meclistir. Bu 120 kişinin 30'u nevi (peygamberler), zıkanim (ileri gelenler) ve Soferim teşkil etmektedir. Rabbani anlayışta Knesset ha-Gadol, Tevrat'ın nakil senedinde bir halkadır. Bu nakil senedine göre Tevrat'ı; Musa Yeşu'ya, Yeşu Zıkanim'e, Zıkanim Neviim'e, Neviim de Knesset ha-Gadol'a nakletmiştir. Tevrat, Musa'dan Knesset ha-Gadol'a kadar elden ele ele hiç düşürülmeden günümüze kadar gelmiştir. Bu büyük meclisin en önemli görevi de zaten Eski Ahid metninin tespit edilmesi görevidir. [11]


Soferim ve yeni Tevrat'a katkıları: Soferim; müstensihler ve yazarlar demektir. Tevrat harflerini ve kelimelerini saymak ve Tevrat'ı çoğaltmakla görevli bu kişiler, Babil Talmudu'nda en yetkili kimseler olarak görülür. Her ne kadar Soferim, Babil sürgünü dönüşünde Malaki ile son bulan peygamberlik kurumundan sonra Ezra'nın önderliğinde ortaa çıktığı söylenmekteyse de Tevrat dikkatle incelendiğinde 2. Mabed döneminden sonra Ezra ile birlikte başlamadığı, Yeremya peygamberin eleştirileri ile aslında Soferim'in Tevrat metni üzerinde değişiklik yapmış oldukları 1. Mabed döneminde de var olduklarını ve hatta 2. Mabed dönemi kadar etkin oldukları anlaşılmaktadır. Türkçe'ye Soferim'in tamiratları / düzeltmeleri olarak tercüme edilecek Tikkuney Soferim ile edebi süsleme ve güzelleştirme yapmak adına Tevrat metnine yerleştirme yapma şeklinde tercüme edilecek İttur Soferim'in varlığı Rabbani gelenekte ağır eleştirilere maruz kalmıştır. [12]


Simon’un, Kitabı Mukaddes yazarlarının, kendi anlatılarını, eski kaynaklarını kendilerince bir düzene bir araya getirerek kurdukları fikri, Kitabı Mukaddes’i kimin yazdığının keşfi konusunda önemli bir adımdı. Musa’nın Beş Kitabı’nın, farklı yazarların kaleme aldığı eski kaynakların söz konusu biçim içinde birleştirilmesi faaliyetinin ürünü olduğu hipotezi sonraki yüzyılda üç araştırmacı tarafından geliştirilerek yeni bir kanıtın kullanılabilmesinin yolunu açtı. Bu yeni kanıt “tekrarlama”ydı. Geleneksel yanıtı çürüten başka bir ipucu keşfedildi. Araştırmacılar, çoğu durumda, tekrarlanan hikayelerden birinin, Tanrı’dan ilahi bir adla yani Yahve olarak söz ettiğini, hikayenin diğer versiyonunun ise Tanrı’yı yalnızca “Tanrı” diye andığını tespit ettiler. Her bir grup, Tanrı’nın adı konusunda kendi içinde tutarlıydı. Üstelik araştırmacılar bu durumun yalnızca Tanrı’nın adlarına has olmadığına da gördüler. Her iki grup hikayede de düzenli olarak görünen bir dizi başka terim ve özellik buldular. Bu da, birbirinin farklı iki eski kaynağı aldığı, parçaladığı ve devamlılık arz eden bir hikaye oluşturacak biçimde Musa’nın Beş Kitabı içinde bunları bir araya getirdiğine ilişkin hipotezi destekleme eğilimini teşvik etti. [13]


Böylece araştırmanın sonraki aşaması iç içe geçmiş bu eski kaynakları birbirinden ayırma süreci oldu. Onsekizinci yüzyılda birbirinden bağımsız üç araştırmacı böyle bir çalışma yaparak benzer sonuçlara ulaştı: bu üç kişi bir Alman papazı (H.B. Witter), Fransız bir tıp doktoru(Jean Astruc) ve bir Alman profesördü (J.G.Eichhorn)’du. Başlangıçta TEKVİN’deki hikayelerin iki versiyonundan birinin Musa’nın kaynak olarak kullandığı eski bir metin diğerinin ise Musa’nın –onun aynı konuları kendine özgü sözcüklerle anlattığı- kendi versiyonu olduğu düşünüldü. Ancak en sonunda her iki kaynağın da Musa’dan sonra yaşayan yazarlara ait olması gerektiği sonucuna ulaşıldı. Bu süreçte atılan her adım Musa’nın bizzat kendisinin yazar olduğuna ilişkin inancı zayıflatıyordu.


Ondokuzuncu yüzyılın başından itibaren iki-kaynak hipotezi gittikçe genişledi. Bilim adamları Pentatök’ü oluşturan yalnızca iki temel kaynak metnin olmadığına ilişkin kanıtlara ulaştılar – çünkü dört metin vardı! İki bilim adamı, Kitabı Mukaddes’in ilk dört kitabında hikayelerin yalnızca iki kez değil, bazen üç kez tekrarlandığını tespit etti. Bu keşif, çelişkiler ve karakteristik dil gibi diğer kanıtlarla birleşerek onları Pentatök’ü besleyen başka bir kaynak bulduklarına ikna etmişti. Ve daha sonra genç bir Alman bilim adamı, W. M. L. De Wett, doktora tezinde, Musa’nın Beş Kitabı’nın beşincisinin, yani TESNİYE’nin dil açısından, kendisinden önce gelen dört kitaptan açık bir şekilde farklılık gösterdiğine dikkat çekti. Diğer üç eski kaynaktan hiçbiri TESNİYE’de devam etmiyordu. Böylece W. M. L. De Wette, TESNİYE’nin dördüncü ve ayrı bir kaynak olduğunu öne sürdü.


Pek çok önemli kişinin çalışmaları ve bazılarının ödediği kişisel bedeller sayesinde Kitabı Mukaddes’in kaynaklarına ilişkin muamma açıkça tartışılmaya başlandı ve işe yarayan bir hipotez oluşturuldu. Bu, Kitabı Mukaddes’in tarihi boyunca yaşadığı kayda değer gelişmelerden biriydi. Araştırmacılar artık bir muammanın varlığını ve bu muammanın temel özelliğini görebiliyordu. Ancak bu dört eski kaynağın yazarlarının kimler olduğunu ve neden yazdıklarını hala bilmiyorlardı. Ve bu kaynakları neden bu kadar karmaşık bir şekilde birleştirdiği hakkında en ufak bir fikirleri yoktu. [14]


Hipotezi mümkün olduğunca basit bir biçimde ortaya koymak gerekirse, muammanın genel görünümü şöyleydi:


Musa’nın Beş Kitabı’nın, dört farklı kaynağın kesintisiz bir tarihsel anlatı oluşturacak biçimde bir araya getirilmesiyle oluşturulduğuna dair kanıtlar vardı. Üzerlerinde çalışmayı kolaylaştırmak için bu dört kaynak alfabetik sembollerle adlandırıldı. Tanrı’nın adı olarak Yahve/Yehova’nın kullanılmasıyla tanımlanan metne J dendi. Tanrı’dan Tanrı ( İbranice Eloim) olarak söz etmesiyle tanımlanan metne E dendi. Hukukla ilgili konuların anlatıldığı bölümlerin büyük çoğunluğunu içeren, kahinlerin yapması gereken şeylere yoğunlaşan, üçüncü ve en uzun metne ise (İngilizce priest sözcüğünden hareketle) P dendi. Ve yalnızca TESNİYE kitabında bulunan kaynak ise (bu kitabın İbranice adı olan Devarim ya da İngilizce adı olan Deuteronomy’den hareketle) D olarak adlandırıldı. Bu noktadaki sorun, bu dört metnin tarihçesinin nasıl ortaya çıkartılacağıydı.


İlk adım, bu kitapların yazılma düzenini belirlemeye çalışmaktı. Bu yaklaşım, ondokuzuncu yüzyıl Almanyası’nda baskın olan, medeniyetlerin tarihsel gelişimine ilişkin Hegelci görüşleri yansıtıyordu. On dokuzuncu yüzyılda iki kişi göze çarpar. Bu kişiler soruna oldukça farklı yöntemlerle yaklaşmış, ancak birbirini tamamlayan sonuçlara ulaşmıştır. Bunların ilki, Karl Heinrich Graf, Kitabı Mukaddes metinlerindeki göndermelerden hareket ederek mantıksal olarak hangi metinlerin önce, hangilerinin sonra gelmesi gerektiğini tespit etmeye çalıştı. İkinc araştırmacı, metinleri dinin erken dönemlerini mi geç dönemlerini mi yansıttıkları yönünde ipuçları bulmak için inceleyen ve böylece kadim İsrail dinini gelişim tarihini ortaya çıkartmaya çalışan Wilhelm Vatke’ydi.


Graf, J ve E metinlerinin Kitabı Mukaddes hikayelerinin en eski versiyonlarını sunduğu sonucuna ulaştı, çünkü bu kaynaklar ( ve diğer erken dönem Kitabı Mukaddes yazıları) diğer metinlerde ele alınan meselelere değinmiyordu. D, J ve E’den sonra yazılmıştı, çünkü tarihin daha sonraki dönemlerinde meydana gelen gelişmelerle ilgili bilgi sahibiydi. Ve P, yani hikayenin kahinler versiyonu ise en son yazılan kaynaktı, çünkü peygamberlerin kitapları gibi Kitabı Mukaddes’in daha önceki kısımlarında bilinmeyen bir dizi konudan söz ediyordu. Bu esnada Vatke ise J ve E’nin, İsrail dininin gelişiminde oldukça erken bir aşamayı, onun esasında bir tabiat/üretkenlik dini olduğu zamanları yansıttığı sonucuna ulaştı. D’yi, dinsel gelişmenin orta aşamasını, İsrail inancının manevi/ahlaksal bir din olduğu zamanları, kısacası İsrail’in büyük peygamberleri dönemini yansıtan bir metin olarak değerlendirdi. P metninin ise İsrail dininin son aşamasını, kahinlere, kurbanlara, ibadet ve yasaya dayanana kahinlik dini aşamasını yansıttığını düşünüyordu.


Vatke’nin İsrail dininin gelişim aşamalarını, Graf’ın ise Pentatök’ün kaynaklarının gelişimini yeniden inşa etme girişimleri aynı sonuca ulaşıyordu. Yani, dinsel yasaların büyük bir kısmı ve Pentatök’teki hikayelerin çoğu- Musa tarafından yazılmak şöyle dursun- Musa dönemindeki hayatın bir parçası olamazdı; hatta bu metinler İsrail kralları ve peygamberleri dönemindeki yaşamın bile parçası değildi. Bu metinler, Kitabı Mukaddes döneminin sonralarına doğru yaşamış bir kişi tarafından yazılmıştı. Yine de Graf ve Vatke’nin düşünceleri yüz yıl boyunca ‘Kitabı Mukaddes çalışmaları’ alanına egemen oldu ve bu esasen tek bir adamın çığır açıcı eseri sayesinde geçekleşti- bu adam Wellhausen’di.


Julius Wellhausen (1844-1918), Kitabı Mukaddes’in yazarının kim olduğuna ilişkin araştırmalarda ve genel olarak ‘Kitabı Mukaddes çalışmaları’nda etkili bir kişilik olarak karşımıza çıkar.


Wellhausen, Kitabı Mukaddes’in yazarlarını tespit etmeye yönelik girişimin tarihinde özel bir yerdedir. Bu tarihsel süreçte onun katkısı başlangıcı değil sonu oluşturmaktadır. Wellhausen’in söylemek durumunda kaldığı şeylerin çoğu, kendisinden öncekilerin söylediklerinden alınmıştı, ancak Wellhousen’in katkısı kendisine ait pek çok araştırma ve çıkarımla destekleyerek açık ve düzenli bir sentez içinde kendinden önceki tüm unsurları bir araya getirmesiydi.


Wellhausen, Vatke’nin İsrail dininin üç aşamalı gelişimine ilişkin şemasını ve Graf’ın, kaynaklarını üç farklı dönemde yazıldığına ilişkin keşfini kabul etti. Sonra bu iki tabloyu bir araya getirdi. J ve E’deki hikayeleri ve yasaları inceledi ve bunların, dinin tabiat/üretkenlik aşamasındaki yaşamı yansıttığını ileri sürdü. TESNİYE’deki (D) hikaye ve dinsel kurallarıni dinin manevi/hukuk aşamasından geldiğini kanıtlamaya çalıştı. Metnin, dinin bir dizi temel niteliğini- ruhban sınıfının özellikleri, kurban çeşitleri, ibadet yerleri ve dinsel bayramlar- naıl yansıttığını inceleyerek, her bir kaynağın metni aracılıyla her bir aşama ve dönemin karakterini tespit etti. Yalnızca Pentatök’ün beş kitabında değil, Kitabı Mukaddes’in tarihe ve peygamberlere ilişkin diğer kitaplarındaki em yasalarla ilgili hem de anlatısal bölümleri de belirledi. Sonuçta sunduğu bilgiler uygun, anlaşılır, ve oldukça etkiliydi, her şey bir yana bu sunum hayli güçlü bir yapıya sahipti, çünkü yalnızca alışılmış kriterler (tekrarlanmalar, çelişkiler vb.) yardımıyla kaynakları birbirinden ayırmıyordu. Bu kaynaklar ile tarih arasında bir bağlantı kuruyordu. Böylece onların nasıl geliştiğini açıklayabilecek güvenilir bir çerçeve oluştu. Dolayısıyla Wellhausen’in modeli, neden farklı kaynakların var olduğu sorusuna yanıt verebilmeye başladı. Bu aşamada tarihsel ve edebi çözümlemeler başarıyla bir araya getirildi ve bu çalışma alanı ilk kez kabul görmeye başladı. Kaynak metinlerin bir ayara getirilmesine ilişkin bu model, Metin Hipotezi olarak bilinir. Metin Hipotez o günden beri söz konusu alanda egemenliğini sürdürmektedir. Bugün eğer bu fikirlerle bir uyuşmazlığınız varsa Wellhausen’le var demektir. [15]


YAHVİST VE ELOİST METİNLER (J ve E)

Kitabı Mukaddes’i kimin yazdığını bulmaya çalışan üç araştırmacı, birbirlerinden bağımsız olarak aynı şeyi keşfetti. Bu üç araştırmacıdan biri papaz, biri hekim ve bir diğeri ise profesördü. Her birinin yaptığı keşifler nihayetinde iki kanıtın bir araya gelmesiyle özetlenebilir: “tekrarlanma”lar ve Tanrı’nın adları. Araştırmacılar, yalnızca sürekli kendini tekrar eden bir kitap ya da oldukça benzer hikayelerin dağınık bir içimde bir araya getirildiği bir derlemeyle karşı karşıya olmadıklarını gördüler. Böylece iki ayrı eserin söz konusu olduğunu ve birinin bu eserleri derleyip tek bir eser olarak bir araya getirdiğini keşfettiler. [16]


Kaynakların Keşfi

Birçok keşfe imza atan üç kişiden ilki Henning Bernhard Witter adında bir Alman papazdı ve keşfini 1711 yılında gerçekleştirdi.


İkinci araştırmacı ise Fransız tıp profesörü ve XV. Louis’in saray hekimi olan Jean Astruc’tü. Astruc bulgularını yetmiş yaşındayken Brüksel’de ve 1753 yılında da gizli olarak Paris’te imzasız bir biçimde yayımladı.


Ancak bir bilim adamı olan üçüncü bir kişi de aynı keşfi yapıp 1780 yılında bunu yayımlaynca dünya artık bunu göz ardı edemez oldu. Bu üçüncü şahıs, Almanya’da iyi tanınan ve saygı duyulan bir bilim adamı ve aynı zamanda bir papazın oğlu olan Johann Gottfried Eichhorn’du. Eichhorn, ilahi Tanrı olarak anan hikayeler grubunu “E” diye tanımladı, çünkü bu metinlerde Tanrı için İbranice EL veya Eloim sözcükleri kullanılmıştı. Tanrı’yı Yahve olarak adlandıran hikayeler grubunu ise “J” şeklinde tanımladı (çünkü Almanca’da J, Y gibi telaffuz edilmektedir).


Kitabı Mukaddes’te anlatılan erken dönem tarihinin, iki farklı kişinin yazdığı birbirinden farklı iki eserin birleştirilmesiyle oluşturuduğu düşüncesi yalnızca oksekiz yıl varlığını sürdürebildi. İnsanlar bu düşüncenin Kitabı Mukaddes ve din için ne gibi sonuçlar doğuracağını tam anlamıyla düşünme fırsatı bile elde edemeden, araştırmacılar Kitabı Mukaddes’in ilk beş kitabının iki yazar tarafından yazılmadığını keşfetti –aslında dört yazar söz konusuydu.


E’nin bir değil iki kaynak olduğu anlaşıldı. Bu kaynaklar Tanrı’yı Yahve olarak değil de Eloim şeklinde adlandırdıkları için tek bir kaynak gibi görüşmüştü. Ancak araştırmacılar, Tanrı’yı Eloim şeklinde adlandırılan bu hikaye grubu içinde de bazı “tekrarlanma”ların olduğuna dikkat çektiler. Bu grup içinde de üslup, dil ve ilgi farklılıkları bulunmaktaydı. Kısacası J ve E’nin keşfedilmesini sağlayan türden kanıtlar, şimdi de E’nin içinde saklı olan üçüncü bir kaynağın keşfedilmesini sağlamıştı. İlgi farklılıkları çok şaşırtıcıydı. Bu üçüncü hikaye dizisi özellikle kahinlerle ilgiliydi. Kahinlere ilişkin hikayeleri, onlara ilişkin dinsel kuralları, ibadetler, kurban, tütsü yakılması ve temizlikle ilgili meseleleri içeriyor, zamanlar, sayılar ve ölçülerle ilgileniyordu. Bu nedenle söz konusu kaynak Kahinler Metni, -kısaca P- olarak anılmaya başladı.


J,E ve P kaynakları, Musa’nın Beş Kitabı’nın ilk dört kitabı – TEKVİN, ÇIKIŞ, LEVİLİLER ve SAYILAR- boyunca yayılmış ve bir bütünlük içinde ilerler biçimde bulunuyordu. Ancak son bölümlerdeki birkaç satır dışında beşinci kitapta, yani TESNİYE’de, bu üç kaynağa ilişkin hemen hemen hiçbir iz yoktu. TESNİYE diğer dört kitaptan tamamıyla farlık bir üslupta yazılmıştı. Bu farklılıklar tercümelerde bile açıkça görülebilir. Kullanılan sözcük dağarcığı farklıdır. Bir dizi tekrarlanan açıklama ve gözde ifadeler vardır. TESNİYE’de ilk dört kitabın bütün bölümlerinin bir tekrarı yer alır. Ancak ilk dört kitap ile TESNİYE arasında açıkça görülen çelişkiler de bulunmaktadır. Hatta On Emir’in bazı bölümleri bile farklıdır. Bu nedenle TESNİYE bağımsız ve dördüncü bir kaynak olarak görüldü ve D şeklinde adlandırıldı. [17]


Dört ayrı ve kendi içinde tutarlı metnin bulunduğuna ilişkin keşif, “Metin Hipotezi” olarak anılmaya başlandı. Bu süreç aynı zamanda “Üst Eleştiri (Derin Tenkit)” şeklinde de adlandırıldı. On sekizinci yüzyılda üç kişinin fikri olarak başlayan şey, on dokuzuncu yüzyılın sonunda Kitabı Mukaddes’e dair araştırmalar üzerinde egemen oldu.


Özellikle J’nin yazarı Yahudalı, E’nin yazarı ise İsrailli’ydi. Eğer Eloim (E) hikayeleri ile Yahve (J) hikayelerini birbirinden ayırırsak, E hikayelerinin İsrail’le J hikayelerinin ise Yahuda’yla ilişkisi olan biri tarafından yazıldığını gösteren tutarlı ipuçları elde edeceğiz.


RUHBANLAR METNİ (P)


Yazar, Kudüs’ün Kildaniler’in eline geçtiği MÖ 587 yılından önce yaşamış ve yazmıştı. P,JE’ye alternatif olarak yazıldı. Belki de P hakkında en sıra dışı şey, Musa’yla ilgili tutumudur. Yazar oldukça hassas bir konumda bulunuyordu. Zira Musa’nın önemi azalmış gözükmekteydi. [18] Ruhban pasajların daha çok yahudi şeriatını ifade eden mitzva’ya yönelik ve din adamlarının elbisesi ve mabede yönelik cümleler içerdiği, harun soyundan gelen Levililere ait pasajlar olduğu bilinmektedir.



DÖRT KAYNAK TEORİSİNİN BİRLEŞTİRİLMESİ

JULIUS WELLHAUSEN (1844-1918)

Alman bir oryatalisttir. Hameln, Almanya’da, Luteran bir din adamının oğlu olarak dünyaya gelmiştir. H. Ewald’ın kontrolünde Goettingen üniveritesinde eğitim almış, Greifswld’da 1872-1882 yılları arasında teoloji profesörü olarak çalışmıştır. Öğrencilerini Protestan Kilisesi’ne hizmete hazırlama görevi hususunda kendini yeterli görmemesi sebebi ile bu görevinden istifa etmiştir. 1882-1885 yılları arasında Halle Üniversitesi’de Doğu Dilleri’nde, ardından 1885-1892 yılları arasında Marburg Üniversitesi’nde ve ardından da 1892’den itibaren Goettingen Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdürmüştür.

Wellhausen, XIX. yy.’ın Tevrat eleştirilerini özetlemeyi başarmış ve onu antik İsrail tarihi hakkındaki kapsamlı görüşleri üzerine temellendirmiştir. Onun ilk önemli kitabı “ Der Text der Buecher Samuelis (1871)’dir. O, Samuel sifirinin orijinal metnine ulaşmak için Septuagint’i kullanmayı denedi. Yazdığı başka bir kitabın ardından o yine antik İsrail’e ilişkin çalışmalarına geri döndü ve 1889’da “ Die Composition des Hexateuchs” adlı eserinde dört kaynak teorisini geliştirmeyi başardı. Yahvist (J), Elohist (E), Deuteronomy (D), ve Kahin / rahip (P) kodlarını K. H. Graf ve A. Kuenen’in çalışmalarını başlangıç noktası yaparak kronolojik düzene yerleştirdi. İlk olarak o, (P) pasajları – daha önceden en eski kaynak olaak addedilen olmasına rağmen – Babil sürgününden sonraki bir döneme tarihlendirmiştir. 1878 yılına gelindiğinde o, Bleek adlı bir arkadaşı ile birlikte tarih kitaplarının geri kalanlarını “Eski Ahid’e Giriş” adlı kitabında analiz etmiş ve “Geschichte Israels” adlı 1878 yılındaki eserine yönelik tarihçiliğinde bu araştırmaya başvurmuştur. Böylece bu son çalışmasında W. M. L. de Wette ve W. Watke’nin tezlerine yeniden canlılık kazandırmıştır. O, dikkatini (P) pasajlarına ve 1. Ve 2. Tarihlere verdi ancak bunu antik İsrail’in tarihi için değil sürgün sonrası Yahudilik için yapmıştır. Antik İsrail henüz teokrasiyi kurumsal olarak bilmiyorsa da bunu bir fikir olarak bilmekteydiler. Gerçek yasa sürgünden önce kısa bir şekilde oluşmuştu (Yasa’nın Tekrarı), sürgünden sonra hahamlar tarafından ritüel hukuk formunda kanonların temeli yazıya geçirilmişti.


Wellhausen sadece etkili ve zeki bir analizci değil aynı zamanda mükemmel bir yazardır da. Düşmanlarının şiddetli saldırılarına rağmen görüşleri son derece etkili idi. Her ne kadar günümüzde kesin olarak çürütülmüş ise de akılcı yaklaşımlarından dolayı kendisine Hegelci denmiştir. Tarihsel araştırmaları insanın bireysel özgür gelişiminde son derece etkili olmuş ve antik İsrail hakkındaki görüşleri hem daha ileri araştrmalar sonucunda doğrulanmış ve hem de antik Yakın Doğu araştırmaları tarafından da doğrulanmıştır. [19]

O, nihai olarak büyük bir buluş yapmış ve Tevrat eleştirilerine yönelik konularda daha önceden konuya ilişkin buluş yapmış olan Edvard Reuss, Karl Heinrich Graf, Abraham Kuenen ve Wilhelm Vatke’in görüşlerini daha ileri taşımıştır. Bu araştırmada bu ilerlettiği görüşleri antik İsrail tarihine ilişkin modern görüşlere de temel teşkil etmiştir ki bu görüşlerini 1894’te İsraelitische und Jüdische geschichte adlı eserinde dile getirmiştir. O, geri kalan tarih tarihsel kaynakları (Yahvist, Elohist ve Deteronomist) Ruhban pasajlarından daha eskiye dayandırmaktadır. Wellhausen için antik İsrail ve yahudilik birbirinden farklı şeylerdir ve Yahudilik İsrail tarihinin yeni bir seviyesidir. [20]


Ezra, mabedin yeniden yapılması aşamasında çok büyük rol oynayan Babil sürgününden dönüşte bir din adamı ve yazıcıdır. Nehemya kitabında (8:9;12:26), Ezra’dan bir din adamı ve yazıcı olarak bahsedilmekte ise de Nehemya onu asla baş kahin veya yüksek sınıftan bir din adamı olarak isimlendirmemiştir. Aile şeceresi hakkında Ezra ve 1. Tarihler kitabında detaylı bilgiler bulunmaktadır. Ezra, Ezra kitabında priest / din adamı 7:1-5, 11, 12, 21; 10:10, 16 ve Nehemya 8:2,9; 12:26 ve din adamlığına yönelik faaliyetlerinden bahsedilmektedir.

Eski Ahid’de Onun yazı işlerinden mesul olduğuna dair bilgiler de mevcuttur. O, katip olarak en az on defa adlandırılır (İbranice kökeni sfr / sofer (Ezra 7:6, 11, 12, 21; Neh. 8:1, 4, 9, 13; 12:26,36). Ezra’nın kudüs’te Yahudi cemaatinin dini bir önderi olşundan önce Babil’de son derece önemli bir konumda oduğu Eski Ahid’de açık bir şekilde görülmektedir. Babil’de dini konularda bilgisi iyi olan Ezra’nın Yahudi cemaatinin içinde de özel bir yeri olduğu açıktır. Böylece kendisi hem Farslardan hem de Yahudilerden büyük saygı görüyordu. O, ‘Musa’nın Kanunu’ mahir /usta (İbranice mhyr) bir yazıcı olarak Ezra, 7:6’da, sözlerin, rabbin emirlerinin ve İsrail’in kanunlarının (İbranice, dt) (7:11) ve cennetin tanrısının hukuk yazıcısı (7:12, 21) şeklinde geçer. Sık sık Musa’nın hukuk kitabı, (mesela, 8:1) ve Tanrı’nın hukuk kitabı (mesela, 8:18) gibi ifadeler mevcut olsa da anlamlarına ilişkin çok açık ifadeler bulunmamaktadır. Ezra’nın pozisyonu sorunu, Ruhban kod’da ve hatta Tevrat’ta metin hipotezi taraftarlarınca daha da büyütülmüştür. Bu anlamda, derleyicinin / redaktörün bir veya iki kişi olduğunu bilemeyiz. O, açık ve derin bir şekilde Musa’nın Tora’sının öğretisini ilan etti. Onun ilgisi Kudüs’te ve vergi hukukunda olup, Nehemya’nın hukukunu da yansıtacak şekilde, zamanın şartlarına göre Tevrat’ın çeşitli kaynak belgelerine (D, P VE H) uyarlamayı başarmıştır.

Ezra’nın misyonu Nehemya’nınkine yakın olsa da aralarında farklı doğru anlayışı mevcuttur. Kuvvetle muhtemeldir ki, Ezra, cemaat için dini temeller oluşturduysa da Nehemya buna muvaffak olamadı. Ezra’nın öğrenme ve sabrı çok fazla idi. Ayrıca o, hükümler ve hukuklar icat etme özelliğine de sahipti (7:25) ve politik meselelere el uzatma özelliği de yoktu. Nehemya’nın da bahsettiği ortak pasajlarda ise Ezra asla sıkmaz. [21]

İ.Ö. 5. yy.’ın sonu veya 4. yy.’ın başlarında, Musa’nın Kanunu’nu (Torah), sürgün döneminden sonra restore etmiştir ve Yahudiliğin kurucusu olarak biinir.

Ezra’nın işlerinin Ezra ve Nehemya’nın 8 ve 9. bölümlerinde yer alır. 2. Tarihlerin yazarı da muhtemelen Ezra’dır. Pers kralı İ.Ö. 538’de Yahudilerin ülkelerine dönmelerine izin veren fermanının ardından mabedi yeniden inşa etmişlerdir. Bağımsız bazı kaynaklar, kronolojinin kesinlik ifade etmediğini bildirir. Ezra 7. Bölümden itibaren Kudüs cemaatinin tarihi anlatılmaya başlanır. 7-9. Bölümler ilk defa Ezra tarafından yazıya geçirilmiştir. Fakat Ezranın kaynakların farklılığı sebebi ile Ezra’nın anıları ve metindeki, 7: 1-26 ve 10. bölümleri birbirinden ayırmak hiç de kolay değildir. Bunun bir sebebi de Ezra’nın 3. şahıs olarak konuştuğu bölümlerdir. Nehemya’nın hatıralarının yazı tarzının ardından Ezra kitabının kompoze edildiği görülür.

Ezra, Ezra kitabının 7: 1-5’de din adamı olarak tanımlanır ve Harun’a kadar geriye giden bir şecere verir. Fakat o, özellikle, Tanrı’nın yasasının katibi olarak bilinir. Metin, onu Pers kralı Artaxerxes tarafından özel bir göreve atandığını ima eder ki Ezra’nın görevi sadece Yahuda da değil tüm Suriye-Filistin bölgesinde Musa’nın Yasa’sını duyurmasıdır. Ayrıca o, kayda değer bir oranda Kudüs’teki Yahudilerin dini geleceğine yönelik olarak yolculuk için finansal yardım da almıştır. Ezra, Babil’den 5000 kişilik bir grup ve büyük bir hazine ile yola çıkmış ve güvenli bir şekilde 5 ay sonra Kudüs’e varmıştır. Bunun ardından Kudüs’e vardığında Yahudi dindaşlarının Yahudi olmayanlar ile evlendiklerini görünce evliliklerini feshederek onları eşlerinden ayırmıştır. Kudüs’e varışının ikinci yılının yedinci ayında, Sukkot bayramında, en eski geleneğe göre daha önceden düzenlediği cemaate halkın ortasında bir tören düzenleyerek yasayı deklare etmiştir (Neh. 8). Böylece bir bayram, günahların itirafı ve Tanrı ile yeniden bir antlaşma gibi sonuçlar ortaya çıkmıştır.

Pek çok alime göre, bu, Tevrat’ın son şeklinin dönemin Kudüs Yahudileri trafından açıkça kabul edildiği anlamını taşır. Bu sebep ile Ezra figürü yeni bir dönemin başlangıcı olarak kabul edilir ki bu aslında yasa altındaki Yahudi cemaatinin kuruluşu, Tevrat’ın yorumu , kitap sahibi bir dinin ve resmi Yahudiliğin başangıcı kabul edilir. Bununla birlikte bu dönemin öncesinde bir kitap veya dinin olmadığını söylemek doğru olmaz.

Tüm bunlara ilave olarak, bir Eski Ahid tarihçisinin gözünden Ezra’nın misyonu, Tevrat’a son şeklini vermiş / yasayı topluma sunmuş bir kimse olarak konunun tarihi açısından zirve bir dönem kabul edilmiştir. Daha sonraki Yahudilik bu olayın önemini daha ileriye taşımıştır. Ezra geleneğinin dha ileriki aşamalrı olarak tanımlanabilecek Ezra’nın Eski Ahid’deki konumu için hakim ve reformcu ifadeleri yer alacaktır (Ezr. 8-9), veya şeffatçi veya ahid arabulucusu (Neh. 9-10) olarak tanımlayacaktır. Hatta Ezra’nın imajı Yahudilikte neredeyse ikinci Musa olacak kadar önem arzedecektir. [22]



REDAKTÖR


Dört kaynağı, Musa’nın Beş Kitabı içinde bir araya getirip düzenleyen kişi “redaktör” olarak bilinir. Redaktörün kimliğini belirlemek, kaynakların yazarını belirlemekten daha zordur. Kitabın büyük bir bölümünde redaktör zaten var olan metinleri düzenliyor, kendi düşüncelerine çok fazla yer vermiyordu; işte bu nedenle redaktörün kim olduğunu ışık tutabilmek için çok az kanıt bulunmaktadır. Ancak yine de, redaktör hakkında bir şeyler biliyoruz. Redaktör Harun neslinden gelen kâhinlerden biriydi. Ya kendisi kâhindi ya da kahinlerle bağlantısı vardı ve onların çıkarlarını gözetiyordu. Kısacası redaktör Kâhinlere ait başka bir belgeyi Tekvin kitabına yapısını veren metin olarak kullandı. Profesör Cross daha da ileri gitti. P ile R’nin (metin olarak) nerdeyse aynı olduğu sonucuna vardı. Kahinler resmi görevlerinden birisi de yasaları ve geleneği göstermekti. P’yi ve Tesniyeci tarihi yazan kahinlerin eserlerini kahinlere aktarmaları ve bu metinlerin Kahinler çevresinde korunmuş olması oldukça doğal bir şeydir. Daha sonra tarihte öyle bir an geldi ki, bir kahin bu metinleri bir araya getirmenin önemli olduğunu anladı. [23]


Birleştirme

Kahinler metni yazarının ikinci Mabet döneminde yaşadığını söyleyen XIX. yüzyıl araştırmacılarının kısmen haklıydı. Evet Kahinlere ait metinlere son şeklini veren kişi bu dönemde yaşamıştı. Ancak kullandığı kahinlere ait kaynak (P) daha önceki bir dönemden (Hizkiya) gelmekteydi. Neden böylesi bir birleştirmeye ihtiyaç duydu?


Yaklaşık olarak 250 sene önce J ve E’yi birleştiren nedenler ne ise, o da büyük bir olasılıkla aynı nedenlerden böyle bir şey yaptı. Bu dönemde kullandığı bütün kaynak metinler ün kazanmıştı. J ve E neredeyse yüzyıllardır vardı ve D bu iki kaynaktan alıntılar yapmıştı. Yaklaşık olarak Hizkiya döneminden beri varlığını sürdüren P, ulusal reformla ilişkilendirilmiş ve yetkiyi elinde bulunduran kahinler sınıfının desteğini elde etmişti. D, Yoşiya döneminde halka okunmuştu ve her yedi yılda bir bu metnin halka okunmasını isteyen bir kural içermekteydi. Redaktör, bunlardan herhangi birisini nasıl dışarıda bırakabilirdi ki? Burada da mesele, daha önce olduğu gibi, yeni metnin başarılı bir şekilde halka ilan edilip uygulanmasıydı. Ayrıca bu değişik metinleri destekleyen gruplar da hala mevcuttu. Aslında bu dönemde var olan bütün kaynakların bir araya getirilmesi, İsrail-Yahuda cemaatinin farklı hizipleri arasında kesin bir uzlaşma sağlamış olabilir. Ancakreaktöriçinbu kaynakları birbirine karıştırmak zorunda olduğu sorusu hala yanıtlanamamıştır. Neden bu kaynakları yeni Ahit’in dört İncil’i gibi yan yana koyarak korumamıştı? Yeni Ahit ile bu kaynaklar arasındaki farklılık şudur: Ezra dönemine kadar bu kaynakların hepsi açıkça Musa’yla ilişkilendiriliyordu. Bu durumda redaktör ne yapmalıydı? Bazen birbiriyle çelişen iki veya üç farklı metnin hepsini Musa’ya atfedilemezdi. Bu nedenle redaktör, aynı hikayelerin alternatif versiyonlarını tek bir eserde bir araya getirmek gibi oldukça zor, karmaşık ve ironik bir görev üstlendi.


Yöntem

Redaktörün vermesi gereken ilk karar, iki yaratılış hikayesi hakkında ne yapacağıydı. Redaktör her iki hikayeyi de arka arkaya kullanma yolunu tercih etti. Sonraki iki bin yıl boyunca okuyucuların yaptığı gibi, redaktör de olayların değişik bir şekilde düzenlenmesini ve Tanrı adlarındaki farklılığı basitçe önemsememişti ancak redaktör her zaman bu yönteme bağlı değildi. Bazı durumlarda P hikayesini pek çok küçük parçaya ayırma ve bu parçaları bir dizi JE hikayesinin arasına dağıtmayı tercih etti. [24]


Devamlılık

Redaktör, yine de, bütün bu parçalar derlemesine anlamlı bir düzen vermek zorundaydı. Hikayeler arasında bir devamlılığın olması gerekiyordu. Bu devamlılık kısmen metinlerin yapısıyla sağlanıyordu. Bütün hikayelerin birbiriyle uyum içinde olmasını sağlayan şey ise, doğaldır ki, hepsinin tarih içinde bir yerlere yerleşmiş olmasıydı. Bu metinler, olayları bir düzen içinde anlatıyordu ve böylece olayların tarihsel seyir içinde peş peşe meydana geldikleri anlaşılıyordu. bu bizim için önemsiz görünecek kadar açık olabilir. Ancak bunun nedeni yalnızca bizim Kitabı Mukaddes-sonrası (ve Yunan-sonrası) bir dönemde yaşamamızdır. Kitabı Mukaddes, ilk tarih yazma girişimiydi. Redaktörün metni ise kaynakları kucaklar mahiyette oluğu görülmektedir.


Ezra olduğunu bildiğimiz redaktör, Musa’nın Beş Kitabı’nın oluşmasına katkıda bulunanlar arasında en az taktir edilen kişidir. Hikaye ve yasaların yazarlarına genellikle daha çok önem verilir. Bu belki de bir hatadır. Redaktör; J, E, P ve D’nin yazarları kadar ustadır. Onun katkısı bu yazarların katkıları kadar önemlidir. Redaktörün vazifesi yalnızca zor değildi, aynı zamanda yaratıcılık gerektiriyordu. Vazifesi ondan hikaye anlatımı gibi başlı başına ustalık isteyen bir becerinin yanı sıra her adımda hikmet ve edebi hassasiyet talep ediyordu. Sonuç olarak redaktör, bunca yıldır okuduğumuz kitabı yaratan ve milyonlarca kişiyi sayısız şekilde etkileyen hikaye ve kurallara son şeklini veren kişiydi. Yazarların çoğu, böyle bir ortaklığa katkıda bulunduğunu bile bilmiyordu. Farklı hikayelerin, yasaların, şiirlerin ve olayları oluşturan bakış açılarının bir araya getirilmesi, yazarların hiçbirinin hayal bile etmediği şeylerin ortaya çıkmasına sebep oldu. [25]


Ülkemizde Yahudilik uzmanı olarak çalışan / tanınan Baki Adam’a göre Masoratik Tevrat ile Ezra’nın yazdığı Tevrat arasında bir çok farklılığın bulunduğu belirten İbn Hazm, Samirilerin farklı bir Tevrat nüshasına sahip olduğunu bildirmektedir. Buhtunnasır’ın onları Babil’e sürmesinden yetmiş sene sonra Ezra, Kohenlerin yanında bulunan parçalardan Tevrat’ı derlemiştir. Rabbani Yahudilik kaynaklarında, Musa’ya verilen Tevrat’ın tahrif edildiğine dair bir çok haber bulunmaktadır. Hatta bu kaynaklarda, Musa’ya verilen Tevrat’ın kaybolduğu ve bugünkü Tevrat’ın Ezra tarafından tesbit edildiği de belirtilmektedir.


Bazen Malaki olarak da isimlendirilen Ezra, Yahuda din ve tarihinde önemli bir isimdir. O, bir peygamber değildir, fakat peygamberden de ötede bir konuma sahiptir. Rabbiler onu Musa ile mukayese etmiş ve onun da Musa gibi Tevrat’ı almaya layık olduğunu ileri sürmüşlerdir. Rabbilere göre, Musa önce gelmeseydi, Tevrat Ezra’ya verilmiş olacaktı. [26]


Ezra’nın Yahudi tarihinde ön plana çıkışı, Babil Sürgünü’nden dönüşünden sonra olmuştur. İkinci kafile ile Babil’den göçeden Ezra, İkinci Mabed’in yapımına katkıda bulunmuştur. Ezra’nın yaptığı en önemli iş, Tevrat’ın yeniden oluşması ve Yahudi arasında sözlü yorumu ile birlikte tamamen unutulan Tevrat’ı Babil’den gelip yeniden oluşturmuştur.


Ezra, yeni Tevrat’ı halkın huzuruna getirip okumuş, hükümlerini, Yahudilere tek tek açıklamış ve hayat tarzı olarak benimsemeleri istemiştir. O, Tevrat’ı haftalık okuma parçalarına ayırmış ve haftalık Tevrat okuma geleneğini oluşturmuştur. Halkın toplanma günleri olan Pazartesi ve Perşembe günleri ise toplu Tevrat okuma günlerini ilan etmiştir.


Talmud’a göre, Ezra, yeni Tevrat’ta bir takım değişiklikler yapmıştır. O, Musa’ya ilkel İbrani yazı karakterinde verilmiş olan Tevrat’ın yazı karakterini, kare karakterli Asuri yazı stiline çevirmiş, öncekini Samirilere bırakmıştır. Talmud’da Tevrat’ın yazı karakterinin değişmesini, Ezra’nın faziletlerinden sayılmıştır. Ayrıca o, Tevrat’ın bazı harfleri üzerine noktalar koymuştur.


Knesst Ha-Gadol (Büyük Meclis), Ezra tarafından kurulmuş, yüzyirmi üyeli bir büyük meclistir. Bu yüzyirmi üyenin otuzunu Nevi’im (peygamberler), geri kalanını ise Hakhamim (Hahamlar), Zıkanim (İleri Gelenler) ve Soferim teşkil etmektedir. Başlıca görevi Eski Ahid’in tam metninin tesbit edilmesidir.

Rabbilere göre, Ezra’nın tesbit ettiği Tevrat’ta kronolojik düzen bakımından hata ve yanlışlıklar vardır. Rabbani bir kaynak olan Midras Rabah’da, Tevrat’ta bu şekilde on tane hatanın bulunduğu bildirmektedir. [27]


Wellhausen bir konuda haklıydı: bütün bulmacanın anahtarı Mişkan’dı.[28]


KAYNAKÇA


Mehmet Sakioğlu, Tevrat’ı Kim Yazdı, İstanbul 2004

Richard Elliott Friedman, Çev. Muhammed Tarakçı, Kitabı Mukaddes'i Kim Yazdı, İstanbul 2005

Benedictus Spinoza, Teolojik - Politik İnceleme, Ankara 2010

İlhan Arsel, Tevrat ve İncil’in Eleştirisi, İstanbul 2011, s. 160-2

Ömer Faruk Harman, Metin, Muhteva ve Kaynak Açısından Yahudi Kutsal Kitabı, Basılmamış Doktora

Tezi, İstanbul 1988

William M. Schniedewind, How the Bible Became a Book, California 2005

Baki Adam, Yahudi Kaynaklarına Göre Tevrat, İstanbul 2010

Rudolf Smend, Julius Wellhausen md., Encyclopedia Judaica, kudüs - (t.y), XVI

Kurt Rudolph, “Julius Wellhausen” md, The Encyclopedia of Religion, ed. Mircea eliade, Newyork 1987.

Ezra md., J.M.M, EJ., VI., s. 1104-1106.

ER,second edition, Ezra md., V., s. 2946., John Van Seters, Detroit 2005.

Baki Adam, Tevrat’ın Tahrifi Meselesine Müslüman ve Yahudi cephesinden Bir Bakış, Ankara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı, XXXVI [1] Mehmet Sakioğlu, Tevrat’ı Kim Yazdı, İstanbul 2004, s. 272-3. [2] Richard Elliott Friedman, Çev. Muhammed Tarakçı, Kitabı Mukaddes'i Kim Yazdı, İstanbul 2005, s. 217-8. [3] Friedman, a.g.e., s. 294-5. [4] Benedictus Spinoza, Teolojik - Politik İnceleme, Ankara 2010, s. 166-71 [5] İlhan Arsel, Tevrat ve İncil’in Eleştirisi, İstanbul 2011, s. 160-2; ayrıca bkz., Ezra, 8:24-36. [6] Ömer Faruk Harman, Metin, Muhteva ve Kaynak Açısından Yahudi Kutsal Kitabı, Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul 1988, s. 29. [7] Harman, a.g.e., s. 89- 90. [8] Harman, a.g.e., s. 97-8. [9] William M. Schniedewind, How the Bible Became a Book, California 2005, s. 9-10. [10] Baki Adam, Yahudi Kaynaklarına Göre Tevrat, İstanbul 2010, s. 119-23. [11] Adam, a.g.e., s. 123-4. [12] a.e., s. 125-30. [13] Friedman, a.g.e., s. 28-30. [14] Friedman, a.g.e., s. 30-31. [15] Friedman, a.g.e., s. 32-36. [16] Friedman, a.g.e., s. 70. [17] Friedman, a.g.e., s. 72-4. [18] a.e., s. 257. [19] Rudolf Smend, Julius Wellhausen md., Encyclopedia Judaica, kudüs - (t.y), XVI., s. 443-4. [20] Kurt Rudolph, “Julius Wellhausen” md, The Encyclopedia of Religion, ed. Mircea eliade, Newyork 1987, XV., s. 369. [21] Ezra md., J.M.M, EJ., VI., s. 1104-1106. [22] ER,Second Edition, Ezra md., V., s. 2946., John Van Seters, Detroit 2005. [23] Friedman, a.g.e., s. 299-304. [24] Friedman, a.g.e., s. 310-6. [25] Friedman, a.g.e., s. 316-22. [26] Baki Adam, Tevrat’ın Tahrifi Meselesine Müslüman ve Yahudi Cephesinden Bir Bakış, Ankara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı, XXXVI., s. 396. [27] Adam, a.e., 396. [28] Mişkan ya da Çadır Tapınak (İbranice:משכן "mesken, yerleşke", Latince:Tabernaculum "çadır"), çölde Musa tarafından inşa edilen portatif tapınak. İsrailoğulları Mısır'dan çıktıktan sonraVadedilmiş Topraklar'a ulaşmadan önce çölde dolaşırlarken sunak ve tapınak olarak inşa edilmiştir. MÖ 950 yılındaKudüs'te Süleyman Tapınağı inşa edilince Mişkan'a gerek kalmamıştır. Mişkan'ın özellikleri Tanah ve Eski Ahit'te anlatılır. (Bu dipnot, http://tr.wikipedia.org/wiki/Mişkan’dan alıntılanmıştır).


Comments


bottom of page