top of page
  • Rıdvan Demir

PROF. DR. ÖMER FARUK HARMAN (DOKTORA TEZİ)YAHUDİ KUTSAL KİTAPLARI




TEZ ÖZETİ


YAHUDİ KUTSAL KİTAPLARI

Ahd-i atik, sadece Yahudilerin değil bazı farklar ve ilaveler dışında, Hristiyanların da kutsal kitabıdır. Diğer taraftan Müslümanlar da Yahudi Kutsal Kitaplarından Tevrat ve Zeburu kutsal, ancak tahrif edilmiş kabul etmektedirler. Dolayısıyla da Yahudi Kutsal Kitapları Yahudileri olduğu kadar Hristiyanları ve Müslümanları da ilgilendirmektedir.

• Kaynaklar:

Sadece batı kaynaklarıyla sınırlı olan bu çalışmamızdaki gerek dil problemi gerekse bir kişi tarafından tahakkukunun imkansızlığı sebebiyle kutsal yazılar orijinal metinlerden tedkik edilememiştir. Fakat, Fransızca Kitab-ı Mukaddes tercümeleri ile, yine çeşitli batı üniversitelerinde bu alanda araştırma yapan ilim adamlarının ve mütehassısların birinci derecedeki kaynaklara dayalı araştırmalarından faydalanılmıştır.

Yahudi Kutsal Kitapları’yla igili bu araştırmamızda faydalandığımız bazı temel eserleri:

• Ahd-i Atik tercümeleri,

• Ahd-i Atik’le ilgili ilgi araştırmalar

Olmak üzere iki kısma ayırmak mümkündür.

• Metod:

Bu çalışma beş bölümden oluşmaktadır: Giriş mahiyetindeki birinci bölümde, Yahudi Kutsal Kitapları hakkında genel bilgi verilmekte, bu kitapların adı, sayısı, tasnifi, dili, farklı metinleri önemli tercümeleri ve resmi listeye alınışları incelenmektedir. İkinci, üçüncü ve dördüncü bölümlerde, Ahd-i Atik’in “Tora”, “Nebiim” ve “Ketubim” bölümleri, tek tek tedkik edilmektedir.

Beşinci bölümde ise, değişik şekillerde de olsa, bu kitapların kutsallığına inananların durumları ayrı ayrı ele alınmakta, daha sonra da gerek arkeolojik araştırmalar gerekse diğer ilmi tedkiklerin neticeleri verilmektedir.

Çalışmalarımla yakından ilgilenip yardımlarını esirgemeyen değerli Hocam Prof. Dr. Hikmet Tanyu’ya, ikaz tavsiye ve tenkidleri için Prof. Dr. Günay Tümer ve Prof. Drç Ekrem Sarıkçıoğlu’na teşekkürlerimi sunmayı borç bilirim.

2- Bible kelimesi:

Grekçe “Ta Biblia” kelimesinden gelmektedir ki “Kitaplar” demektir. Tekili “To bibliov”dur bu kelime, kilise Latincesine, tekil ve dışıl (müfred-müennes) olarak geçmiştir. Kilisenin resmen kabul ettiği kutsal yazılar koleksiyonunun tamamına verilen addır. Kutsal kitapları ifade etmek üzere, Grekçe “Biblia” kelimesini ilk defa kullanan, İstanbul Patriği Jean Chrysostome’dur.

3- Ahd-i Atik’e Yahudilerin verdiği isim:

Yahudiler, kendi kutsal kitaplarına, ne bizdeki karşılığı “Ahd-i Atik” olan “Ancien Testament – Old Testament” ne de “Bible” adını vermezler. Bu adlandırmalar Hristiyanlara aittir. Yahudi kaynaklarında “Kutsal Kitaplar” veya sadece “Kitaplar” diye bahsedilen kutsal kitapların tümünü ifade etmek üzere TANAK kelimesini kullanmaktadırlar. Bu kelime, Ahd-i Atik’i teşkil eden üç grubun -ki bunlar, TORAH, NEBİİM ve KETUBİM’dir – her birine verilen isimlerin ilk harflerinin bir araya getirilmesiyle oluşmuştur.

B- AHD-İ ATİK’İ TEŞKİL EDEN KİTAPLARIN ADLARI, SAYISI VE TASNİFİ:

• Adları:

Türkçe İbranice Latince

Tekvin Bereşit Genesis

Çıkış Şernot Exodus

Levililer Vayiqra Leviticus

Sayılar Bamidbar Numeri

1.BÖLÜM

YAHUDİ KUTSAL KİTAPLARI HAKKINDA GENEL BİLGİLER

• GENEL OLARAK YAHUDİ KUTSAL KİTAPLARINA VERİLEN ADLAR

• Ahd-i Atik tabiri:

Yahudilerin kutsal kitabına, diğer bir ifadeyle iki bölümden meydana gelen Kitab-ı Mukaddes’in ilk bölümüne Hristiyanlarca Ahd-i Atik = Eski Ahid denilmektedir. Grekçesi “Palaia Diatheke”dir. İbranicede, Ahid karşılığı olan “Berit” kelimesi, Allah’ın, çeşitli dönemlerde, muhtelif peygamberlerle yaptığı ve İsrailoğullarıyla alakalı anlaşmayı ifade etmektedir. Bu kelime, yetmişler tercümesinde (Septuaginta-Septante), “Diatheke” olarak karşılanmıştır. “Diatheke” kelimesi, ahid manasına geldiği gibi, vasiyet (testamet) anlamına da gelmektedir. Latince tercümeye ise “Testamentum” olarak geçmiştir. “Testamentum” kelimesi, İbranice “Berit”, Grekçe “ “Diatheke” kelimelerini tam karşılamamakla birlikte, “Allah insanlara kendi emirlerini bildirip, onlara maddi ve manevi iyilikleri miras bırakacağını vadettiği için, ahid (alliance) kavramı, vasiyet (testament) kavramına varmaktadır”. “Berit” kelimesinin tam karşılığı Alliance-Covenant olmasına rağmen, bugün, Eski Ahid ve Yeni Ahid karşılığı olarak “Ancienne Alliance-Nouvelle Alliance” tabirleri yerine “Ancien Testament, Nouveau Testament” ifadeleri yerleşmiştir.

Tesniye Debarim(Dvarim) Deuteronomium

• Sayısı:

Ahd-i Atik’i teşkil eden kitapların sayısı 39’dur. Yahudiler bu sayıyı 24 veya 22 olarak belirtmektedirler. Bu farklılık, yeni kitapların listeye ilave edilmesi veya bazılarının listeden çıkarılması neticesiyle olmayıp, bir kısım kitapların, diğerlerine katılmasından kaynaklanmaktadır. Protestanlar da Yahudi geleneğine uyarak, aynı kitapları kabul etmektedirler. Katolikler ise Yahudi be Protestanların aksine “Deuterocanonique” dedikleri kitapları da Ahd-i Atik listesine ilave etmektedirler. Bu sebeple, Katoliklere göre Ahd-i Atik’i teşkil eden kitapalrın sayısı 46’dır.

• Tasnifi:

Yahudi kutsal kitaplarının tasnifi hususunda, Yahudilerle Katolikler arasında fark vardır. Yahudiler, Ahd-i Atik’i üç gruba ayırmaktadırlar. TORAH (Tevrat), NEBİİM (Peygamberler), KETUBİM (Kitaplar). TORAH, Hz. Musa’ya vahyedildiğine inanılan beş kitabı ihtiva etmektedir. NEBİİM, 21 kitaptan oluşmaktadır ki bunun ilk 6’sı, ilk Peygamberleri, kalan 15’i ise sonraki peygamberleri teşkil etmektedir. İlk peygamberler adı verilen 6 kitap (Yeşu, Hakimler, Samuel (1-2), Krallar (1-2) gerçekte İsrail tarihini anlatan kitaplar olmasına rağmen, Yahudiler bunları peygamberlere nisbet ettiklerinden, bu gruba dahil etmişlerdir. KETUBİM, 13 kitaptan oluşmaktadır. Bu gruba değişik türde (tarih, hikmet, peygamber kitapları gibi) kitaplar bulunmaktadır.

Katolikler ise, XII. Yüzyıldan itibaren şu tasnifi kullanmaktadırlar.

a. Tarihi Kitaplar : Tevrat, Yeşu, Hakimler, Rut, I. Ve II. Samuel, I. ve II. Krallar, I. ve II. Tarihler, Ezra, Nehemya, Ester, Tobit, Judith, I. ve II. Makkabiler.

b. Ta’limi Kitaplar : Eyup, Mezmurlar, Meseller, Vaiz, Neşideler Neşidesi, Hikmet, Siracide.

c. Peygamberler : İşaya, Yeremya, Mersiyeler, (Trente konsili, bu kitabı Yeremya’ya dahil etmiştir), Hezekiel, Daniel, 12 küçük peygamber.

C- YAHUDİ KUTSAL KİTAPLARININ DİLİ :

1- İbranice : Ahd-i Atik’in büyük bir kısmı İbranice yazılmıştır. Çok az bir kısmı ise Aramice yazılmıştır.

İbranice, XVIII. Asrın sonundan itibaren “Sami Diller” adı verilen gruba dahildir.

“Sami Diller” üç gruba ayrılabilir:

a)Kuzey- Batı Dili : Kenan dili, Ugarit dili, Fenike dili, İbranice.

b)Doğu Dili : Asur- Babil dili, Aramice, Süryanice.

c)Güney Dili : Arapça, Habeşçe.

Kutsal yazılarla ilgili meseleler, En eski zamanlardan beri, “Soferim katipler” denilen kişilerin işiydi. Onların mevcudiyeti ve bu özellikleri, Yeremya zamanından beri bilinmekteydi.

M.Ö. III. asra doğru, Yahudi Kitab-ı Mukaddes’inin İbranice metninin üç ayrı şekli mevcuttu. Bunlardan birincisi, daha sonra Masoretik diye adlandırılan metindir. İkincisi, kısmen de olsa, Yunanca tercümede kullanılan metindir. Üçüncüsü ise Samirıce Tevrat’tır. Masoretik metnin dışında ve ondan önce mevcut metinlere “Pre-Masoretik metin” denilmektedir.

1- Pre-Masoretik metin : Pre-MAsoretik metinler bize kadar, üç nüsha halinde intikal etmiştir.

Samirıce Tevrat

• Nash papirüsü

• Talmud ile Yahudi ve Hristiyan yazarların nakilleri

• Grekçe tercümenin yapıldığı İbranice metin

2- Masoretik Metin : M.S. X. yüzyıla doğru Yahudilerce tesbit edilen resmi metne verilen addır. M.Ö. III. asra doğru mevcut bulunan metin, M.Ö. I. asırdan itibaren birleştirilerek tek bir metin yama yoluna gidildi. M.S. 100 yılında kanonizasyon faaliyetlerine paralel olarak, metnin kesin tesbiti çalışmaları da başladı. Bu hususta en önemli şahsiyet, Rabbi Akiba’dır.

Masoret (Massorete) kelimesi, “gelenek” manasına gelen “Massorah”dan türemiştir. Massorah (veya Masora), “Kitab-ı Mukaddes metninin geleneksel intikalini muhafaza için, Masoretik metnin kenarlarına, altına ve üstüne girmiş notları” veya “uzun süre şifahi rivayetlerle muhafaza edilen, kutsal metinle alakalı bütün bilgilerin toplamı” ifade etmektedir. Sonraki dönemlerde yaygın kullanılışı ile Masora, Rabbinik müstensihler ve metnin naşirleri tarafından yapılan geniş külliyatı belirtir olmuştur.

Böylece, Masoretler tarafından İbranice metnin tesbiti çalışmaları M.S. X. asırda tamamlanmış, bu şekilde ede edilen ve değişmez kabul edilen metne “Masoretik metin” adı verilmiştir.

Masoretik metni, hiç hatasız ve asıl metne tamamen uygun kabul etmek doğru değildir.

E- AHD-İ ATİK YAZMA NÜSHALARI :

Ahd-i Atik’in bugünkü metni, bu kitapların ilk yazıldıkları veya ilk söylendikleri tarihten asırlarca sonra kaleme alındığı gibi, bugün elde bulunan yazma nüshalar da, oldukça yakın tarihlere aittir.

Ahd-i Atik’e İbranice yazmaları şu şekilde tasnif edebiliriz:

1) Ahd-i Atik’in tamamını ihtiva eden yazmalar

2) Ahd-i Atik’in bir kısmını ihtiva eden yazmalar

3) Ahd-i Atik’in bir kitabını ihtiva eden yazmalar

4) Ahd-i Atik’in bazı parçalarını ihtiva eden yazmalar

5) Haftarot : Sinagogdaki ibadetin sonunda, hep birlikte okunmak için yazılmış olan, Nebiim’den özetler.

6) Tefillin : Tesniye 6/4-9; 11/13-21; Çıkış, 13/1-10, 11-16’yı ihtiva eden, alında veya sinagog toplantılarında kolda taşınan yazılar.

7) Mezuzim : Tesniye 6/4-9; 11/13-21’i ihtiva eden, parşömen rulo üzerine yazılıp kapı üstünde muhafaza edilen yazılar.

1- Masoretik Nüshaya Ait Yazmalar:

İbranice Kitab-ı Mukaddes’in belli başlı yazmaları şunlardır:

• Ben Asher ailesine ait büyük yazmalar:

• Kahire Kodeksi

• Halep Kodeksi

• Leningrad Kodeksi

• Ben Nephtali ailesine ait yazmalar:

• Kahire Genizası Yazmaları

• Ölü Deniz Yazmaları

• Kumran Yazmaları

• Murabbaat Yazmaları

G- AHD-İ ATİK’İN TERCÜMELERİ:

• Ahd-i Atik’in Yunanca Tercümeleri:

Ahd-i Atik Yunanca’ya, birçok defa tercüme edilmiştir. Bu tercümeler arasında en önemlisi, Katoliklerce muteber sayılan Yetmişler tercümesidir. Zira, Yahudilerle Katolikler arasında, Ahd-i Atik ile ilgili Deuterononique kitaplar tartışması, bu tercümeden kaynaklanmaktadır. Septante ve Masoretik metinlerin mukayesesi, büyük farklılıklar ortaya koymaktadır. Yetmişler tercümesi yanında Ahd-i Atik, Aquila, Theodotion ve Symmaque tarafından da Yunanca’ya çevrilmiştir.

a) Yetmişler Tercümesi (Septante)

b) Aquila Tercümesi

c) Theodotion Tercümesi

d) Symmaque Tercümesi

2- Ahd-i Atik’in Latince Tercümeleri:

• Eski Latince Tercüme: (Vetus Latina, Vetus İtala)

• Saint Jerome’un Vulgate’ı

3- Ahd-i Atik’in Süryanice Tercümeleri:

• Peshitto

• Tella’lı Paul’un Tercümesi

Ahd-i Atik’in Aramice Targumları:

• Onkelos Targumu

• Filistin Targumu

• Kudüs Targumu

• Samiri Targumu

• Jonathan Ben Uzziel Targumu

• Ketubim Targumları

Habeşçe Tercüme

Arapça Tercüme

Ermenice Tercüme

Koptça Tercüme

Slavca Tercüme

Diğer Dillerde Yapılan Tercümeler:

Kitab-ı Mukaddes’in İngilizceye ilk tercümesi 1382’de yapılmıştır. Fransızca’ya ise ilk defa, Paris Üniversitesi’ndeki bir ekip tarafından 1226-1250 yılları arasında yapılmıştır. Martin Luther’in tercümesinin dışında, Kitab-ı Mukaddes’in tamamı, Wittenberg’li Hans Lufft tarafından 1534’de Almanca’ya çevrilmiştir.

Ahd-i Atik Türkçe’ye Ali Ufki tarafından çevrilmiştir. Aslen Leh (Polonya) mühtedisi olan Ali Ufki’nın asıl adı Albert Bobowski’dir. IV. Mehmed zamanında Divan-ı Hümayun baş tercümanlığında bulunan Ali Ufki, Kitab-ı Mukkades’i, Hollanda sefiri Levinus Warner’ın isteği üzerine tercüme etmiştir. 1666’da tamamlanan bu tercüme 1827’de yayınlanmıştır. Bugün kullanılan Türkçe Kitab-ı Mukaddes, Ali Ufki’nin tercümesine dayanmaktadır.

H- KUTSAL KİTAPLAR LİSTESİNİN RESMEN KABULÜ (KANONİZASYON)

Temel Kavramlar:

a) “Canon” kelimesi: Latince’ye “Canon” şeklinde nakledilen Grekçe “Kanon” kelimesi, muhtemelen sami dillerinden alınmıştır. Bu kelime İbranice “qaneh” kelimesiyle yakından alakalıdır. ”qaneh” ölçü kamışı demektir. İskendireyeli gramerciler, dilinin saflığı sebebi ile model olarak gösterilmeye layık eserler koleksiyonuna “Kanon” diyorlardı.

Kutsal yazılarda, kilisenin başlangıcından beri klişe otoritesine eşit iman ve hayat kuralını ihtiva eden yazılar olarak kabul edildiğinden, bu yazılı kuralı ifade için, Kutsal yazıların “Canon” undan bahsedilmeye başlanmış ve ilhan edilmiş kitaplar mecmuu için “Canon” kelimesi kullanılmıştır. Bu manada kanon kelimesinin kullanılışını gerek doğu, gerekse batıda III. asırdan itibaren görmekteyiz.

Klise babalarının düşüncelerinde, “Canon” kelimesi “kural ve düzenlenmiş şey veya düzen koyucu, yön verici kitaplar ve sınırlı külliyat” manasına kullanılırken zamanla “İlhan edilmiş, vahyi veya iman ile adetlerin yanılmaz kuralını ihtiva eden kitaplar koleksiyonu” şekline dönüşmüştür. İşte bu manadadırki, Trente Konsili, Kutsal kitapların kanonu’nun bir tarifini yapmıştır.

b) Canonique

c) Canoniser: Bu kitabın “ kanonik” sayılabilmesi için, onun ilham eseri olma vasfının, kilise tarafından resmen kabul edilmesi şarttır.

d) Protocanonique ve Deuterocanonique kitaplar: Eski ve Yeni Ahid’deki iki grup kitabı birbirinden ayırmak için Protocanonique ve Deuterocanonique kelimelerini ilk defa kullanan Sixte de Sienne’dir.

Birinci grup, Protocanonique diye adlandırılan kitaplardan oluşmuştur ve onlar hakkında, Katolik kilisesinde ne bir şüphe ne de bir tartışma söz konusu değildir. İkinci grup ise eskiden Ecclesiastique, şimdi Deuterocanonique denilen kitapları ihtiva etmektedir.

Ahd-i Atik’deki şu kitaplar Katoliklere göre “Deuterocanonique”tir:

Tobit, Judith, Hikmet, Baruh, Siracide, I-II. Makkabiler, Ester kitabının bölümleri, Daniel’deki üç bölüm.

Katoliklere göre, Protocanonique ve Deuterocanonique ayırımı tarih nokta-i nazarından meşrudur fakat kıymet yönünden aralarında fark yoktur. Yahudilere ve Protestanlara göre ise, Katoliklerin “Deuterocanonique” dediği kitaplar Apokrif’dir:

Hristiyanların başlangıcında Yahudi kanonu:

Miladi I. asırda, Yahudiler, Tanrının ruhu tarafından ilham edilmiş ve ilahi idarenin ifadesi olan, inanılması ve yapılması gereken şeyleri belirleyen bir kutsal kitaplar koleksiyonuna sahiptiler.

Yahudi Kutsal Kitapları Listesinin teşekkülü ve Tesbiti:

Kutsal kitaplarla ilgili listenin, nasıl, hangi ölçüye göre ve hangi otorite tarafından, hangi devirde tesbit edildiğine dair sorulara çeşitli, bazan da birbirlerine uymayan cevaplar verilmiştir. Meseleyi Ahd-i Atik’in Yahudilerce benimsenen tasnifine uyarak ayrı ayrı ele almak daha isabetli olacaktır.

TEVRAT (ŞERİAT):

Yoşiya (Josias) (640-608) döneminden önce, İsrail’in, alışılmış tarzda, resmen kutsallığı kabul edilmiş yazılı bir metnin otoritesine başvurduğu görülmemektedir. Her ne kadar on emrin yazıldığı taş levhalar, ahid sandığına konmuş, Hz. Musa tarafından yazılmış olan Şeriat kitabı, ahid sandığındaki yerini almış, Yeşu, yazdıklarını ona eklemiş, Samuel, Krallığın usulünü kavime söylemiş, kitaba yazıp, Rabbin önüne koymuş ise de , Hz Musa kanununun, Yoşiya’nın saltanatından önce, “Canonique” olma otoritesinden faydalandığı görülmemektedir. Diğer taraftan, en eski yazar peygamberler “Şeriat”ten bahsettiklerinde, yazılı bir hukuku değil, peygamberler ve hahamların Tanrı adına verdikleri öğretiyi kastetmektedirler. Aynı şekilde, Babil esareti öncesine ait Mezmurlardaki “Şeriat” kelimesi de, Musa’nın “Şeriat Kitabı”nı dil, dini ve ahlaki hayatla ilgili emirlerin bütününü ifade etmektedir.

Yoşiya’nın saltanatından itibaren, iş değişmiştir. Yoşiya’nın krallığının onsekizinci yılında (622), büyük kahin Hilkiya, Rabbin evinde, Şeriat Kitabı’nı, Musa’nın eliyle verilmiş olan Rabbin Şeriat Kitabı’nı bulur. Bulunan bu kitabın, Tevrat’ın tamamı olduğu söylendiği gibi, sadece Tesniye kitabı olduğu da ifade edilmektedir. Hangisi olursa olsun, artık bu andan itibaren, “Şeriat Kitabı”, Tanrı’nın, İsrailoğulları için koyduğu kanunlar mecmuu olarak kabul edilmiştir.

Tevrat’ın itibarı ve otoritesi, Babil Esareti süresince daha da artmıştır. Sürgüne gidenler, hahamların etrafında toplanarak kutsal kitapları dinlemişlerdir. Bu sıralarda, ilk “Yazıcılar” veya “Kitab adamları” ortaya çıkmıştır.

Tevrat, M.Ö. 1200’den M.Ö. 400’e kadar olan edebi kompozisyonlara yer verir ve M.Ö. 400’de var olan tüm literatürün edisyonudur. Tevrat’ın kanonizasyon tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte Mabedin yeniden inşasından sonra ve Samiri bölünmesinden önce olmalıdır. Eğer Ezra’nın, Kudüs de kanunu okuyuşu, M.Ö. 444 tarihi ise -ki bazı uzmanlar bundan şüphe etmektedir- kanonizasyon, bundan az önce veya sonra olabilir.

NEBİİM:

Yahudiler, bu isim altında, farklı türde iki grup kitabı bir araya getirmişler. Bunlar, “İlk Peygamberler” ile “Sonraki Peygamberler”dir. İlk Peygamberler, tarihi kitaplardan oluşmaktadır. Sonraki Peygamberler ise, gerçek manada peygamberlik türünde eserlerdir ki onbeş adettir. “İlk Peygamberler”in Nebiim grubu içinde yer alması, bu kitapların, peygamberler tarafından yazılmış olması inancındandır. Diğer taraftan, Yahudiler, “İlk Peygamberler” adı verilen kitapların, peygamberlerin mesajı ile yakın alakasını hissetmiş olmalıdırlar. Zira, bu kitaplar, geçmişin yorumu, halihazır durumun gerektirdiği görevler ve gelecek üzerine, peygamberlerin talimatına uygun bilgileri ihtiva etmekteydi. Üstelik, bu tarihi karakterdeki kitapların pek çok kısmı Tanrı’nın kavmi içinde faaliyet gösteren peygamberleri anlatıyordu.

Bu veriler ışında, “Peygamberler” denilen kitapların, M.Ö. III. asırın ilk yarısında veya II. asrın başlarında sınırlandığı ve bu dönemden itibaren de, gerek normatif değer, gerekse otorite yönünden, Musa’nın kitaplarına katıldığını söyleyebiliriz. Diğer taraftan, şuna da işaret etmek gerekir ki, Rut, Tarihler, Ezra, Nehemya, Mersiyeler ve Daniel kitapları, “Peygamberler” grubu içinde yer almamaktadır. Bunun sebebi, “Peygamberler” grubunun tamamlandığı dönemde, bunların “Kutsal yazı” olarak tanınmış olmamalarıdır.

Peygamberlik M.Ö. IV. yüzyılda, sessiz bir hale geldiği zaman, birkaç uzman, peygamber kitapları için gayretli bir çalışma yapıp, onların şimdiki nüshasını hazırlamış olmalıdır. III. yüzyılın geç dönemlerinde yapılan eklemeler, önceki peygamberler gibi sonraki peygamberlerin de M.Ö. 200’den önce ve 180’den sonra kaleme alınmadığını göstermektedir.

KETUBİM:

İbrani Kitab-ı Mukaddes’inin üçüncü kısmı, basit olarak “Ketubim” veya Grekçe “Hagiographes” diye adlandırılır. “Ketubim = kitaplar” ismi, yazıcılar tarafından verilmiş ve Hahamlar geleneğince de benimsenmiştir. Öyle görünüyor ki, İbrani Kitab-ı Mukaddes’inin bu üçüncü kısmı, “Mezmurlar”ın çevresinde teşekkül etmiştir. çünkü “Mezmurlar” sürgün öncesi döneme ait koleksiyonlardan kaynaklanmakta, Davud’a nisbet edildikleri kadar, ibadette de kullanılmaktaydılar. Diğer taraftan, yine bu kısımda yer alan ve “Megilloth” adı verilen kitaplar da, çeşitli dini günlerde okundukları için kutsallıkları kabul edilmişti. Fakat, bu tatbikatın tam olarak hangi devirden itibaren başladığını söylemek mümkün değildir.

Kutsal yazılarla ilgili Yahudi kanon’unun teşkili esnasında, çeşitli merhalelerden geçildiği bellidir. Yahudi Kitab-ı Mukaddesi’ni oluşturan üç grubun hiç biri, resmi bir hüküm neticesi teşekkül etmemiştir. Hatta, bu kitaplardan her birinin kutsallığının, tek tek olduğu söylenebilir. Yahudilerde, kanonizasyon için, dini bir otorite tarafından konulmuş kurallar yoktur. Bu bilginler grubunun, resmi listenin tespitinde tesirinin olduğu da görülmez. Diğer taraftan, Kutsal kitapların “Kitaplar” koleksiyonunda yer alması sebebiyle, değişmez bir şekilde tesbit edildiklerine de inanmamak gerekir. Kutsal olduğu için değişmez bir metin düşüncesi, din bilginleri için Yahudiliğin artık bir kitab dini olduğu kanaati sırasında kendini göstermiştir. Yetmişler tercümesi ile İbranice Masoretik metnin mukayesesi de bunu göstermektedir. Çünkü, Yetmişler tercümesinde, “Kutsal Kitap” olarak tanınan yazıların pek çoğunun yazı işinin, Hristiyan çağına yakın dönemlere kadar devam ettiği görülmektedir.

Jamnia Sinodu, M.S. 90-100 yıllarında, iki asırdan beri tesbit edilmiş olan yazıların “Canon” olduğunu ilan etmiştir. Bu, o zamana kadar mevcut ve kutsal kabul edilen yazıların kutsiyet ve resmiyetini onaylamaktan ibaretti.

İskenderiye Yahudiliğinde Kanon:

Kutsal yazıların resmen kabulü ve listeye alınması hususunda Filistin Yahudileri ile İskenderiye ve Diaspora Yahudileri arasında farklılık vardır. Bu farklılık, daha çok, kriterlerle. Filistin Yahudileri, kutsal yazıların ilhama dayalı olduğuna ve Peygamberlerle birlikte bu faaliyetin sona erdiğine inanırken, İskenderiye Yahudiliği, ilhamın devam ettiğine kanidir. Dolayısıyla da, her iki gruba ait listelerde farklılık söz konusudur. Bu hususta, kilise babaları arasında ittifak yoktur. Bugün Yahudiler ve Protestanlar, Filistin kanonunu benimserken, Katolikler, İskenderiye kanonunu kabul etmektedirler.

İ- AHD-İ ATİK APOKRİFASI

“Apokrif” kelimesi:

Klasik Grekçe’de “Apokruphos” kelimesi, “gizlik,saklı” manasına gelmektedir. Ahd-i Atik’in Yunanca tercümesi (Septante) kelimeyi bu anlamda kullanmıştırç

Yahudilerin, bazı kitaplara “Genuzim” demektedirler ki “bir kenara konmuş, kullanılması yasaklanmış” manasına gelmektedir. Bu yasaklama, onların kudsiyetinden şüphe edildiği için değil, uzun süre kullanılmaları sebebiyle eskidikleri, artık kullanılmayacak hale geldiklerini içindir. Diğer taraftan, kutsal kitaplar listesi dışında kalan kitaplar için ise, “Hisonim” kelimesi kullanılmaktadır.

Apokrif kelimesi, zamanla pejoratif bir anlam kazanmış ve kilise çevrelerinde, “şüpheli”, veya “sapık (heretique) karşılığı kullanılmıştır.

Apokrif kitapların özellikleri:

Kilise babaları ve yazarları, Apokrif kitapların özelliklerini şu şekilde tesbit etmişlerdir:

• Bunlar, kayağı meçhul veya gerçekte yazarı olmayan kişilere nisbet edilen kitaplardır.

• Kısmi faydaları olsa da, yanlış ve zararlı şeyleri ihtiva etmektedirler.

• Kiliselerde, halka okunması kabul edilmeyen kitaplardır.

• Resmi listede yer almamaktadırlar.

Şu halde, Apokrif kitaplar, dini karakterde olmalarına rağmen, kimin tarafından yazıldığı bilinmeyen ve fakat bazı kişilere nisbet edilen, bazı gerçekleri ihtiva etmesine rağmen, yanlış fikirlerle dolu ve Kilise’ce, kutsal kitaplar listesinin dışında bırakılmış kitaplardır.

Apokrif (Deuterocanonique) kitaplar:

Apokrif kelimesinin delalet ettiği kitaplar hususunda Yahudi ve Protestanlarla Katolikler aynı düşüncede değildirler. Protestanların “Apokrif” diye niteledikleri kitaplara, Katolik kilisesi “Deutero canonique” Katoliklerin “Apokrif” dediklerine ise Protestanlar “Pseudepigraphe” demektedirler.

• Judith

• Tobit

• I. Makkabiler

• II. Makkabiler

• Hikmet

• Siracide

• Baruch (Yeremya’nın mektubu da dahil)

• Ester kitabındaki ilaveler

• Daniel kitabındaki ilaveler

“Deuterocanonique” adı verilen bu kitapların, Kutsal kitaplar listesine alınışı, uzun tartışmalar neticesinde olmuştur. Bu kitaplar, Trente konsili’nden itibaren, Katolik klişesince resmen tesbit edilmiş olan Kutsal Kitaplar listesine dahildirler. Ortodoks ve Kilhadil kilisesi dışındaki Doğu Kiliseleri, bu kitaplarla iligli açık bir tavır belirtmemişlerdir. XVI. asrın Protestan reformcuları, bunları kanonik saymamışlardır, ancak Kitab-ı Mukaddes’in en sonuna yerleştirilmişlerdir. Onların düşüncesine göre bu kitaplar, imamı gerektirmeyen ancak Hristiyanların dindarlıklarını takviyeye yarayan metinlerdir. Protestan kilisesi bu kitaplara “Apokrif” demektedir.

Katolik kilisesinde, bu kitaplara “Deuterocanonique” adını veren Sixte de Sienne’dir (XVI. asır). Bu kelime, Protocanonique’e karşılık olarak kullanılmıştır. “Protocanonique”, Kutsal Kitaplar listesine ilk önce alınanlar, “Deuterocanonique” ise “sonra alınanlar” anlamındadır.

Pseudepigraphe (Apokrif) kitaplar:

Katoliklerce “Apokrif”, Protestanlarca da “Pseudepigraphe” denilen kitaplar toplam otuzbeş adettir.

TEVRAT

Tevrat kitabını ifade etmek üzere, çeşitli isimler kullanılmıştır. Gerek Yahudiler gerek Hristiyanlar, zaman içerisinde, bu kitaba değişik isimler vermişlerdir.

1- Torah: Yahudiler kendi Kitab-ı Mukaddes’lerinin ilk bölümüne bu adı vermektedirler. Torah, “kanun, şeriat” demektir.

İslatmiyet de, Allah tarafından Hz. Musa’ya vahyedilen kitaba Tevrat adını vermektedir.

Yahudiler, “Torah” kelimesinden başka şu isimleri de kullanmışlardır: Musa’nın şeriati; Rabbin şeriati; Şeriat kitabı; Musa’nın kitabı; Rabbin şeriat kitabı.

2- Pentateque: Grekçe “Pentateuchos” kelimesi, rulo halinde kitapları ihtiva eden “beş kutu” demektir. Grekçe’den Latinceye geçen ve batı dillerinde kullanılan bu kelime, İbranice “Torah” denilen beş kitabı ifade etmektedir.

B- YAHUDİLİKTEKİ MEVKİİ:

Yahudilere göre bugünkü Tevrat, kelime kelime, Rap Yahve tarafından Hz. Musa’ya vahyedilmiştir. Dolayısıyla da Ahd-i Atik içinde ilk sırayı almakta ve büyük bir önem taşımaktadır. İsrailoğullarına göre Rap Yahve, en büyük peygamber olan Hz. Musa aracılığı ile, ilahi kanunları bildirmiştir. Tanrı’nın vahiy ve ilhamı neticesinde meydana gelen kitabın bir benzeri bir daha gelmeyecektir ve bu kitap, vahyedildiği şekliyle, hiç bozulmadan günümüze kadar gelmiştir. Hristiyanlar da, Trente konsilinde, Kutsal yazıların ilham neticesi yazıldığını ve onların kudsiyetinden asla şüphe edilmemesi gerektiğini ifade etmişlerdir.

Tevrat, beş kitaptan meydana gelmiştir ki bunlar da Tekvin, Huruç, Levililer, Sayılar ve Tesnifiye kitaplarıdır.

C- TEVRAT’IN BÖLÜMLERİ

1- TEKVİN

Tevratın birinci kitabıdır. İsminin de ifade ettiği gibi (Genese=başlangıç), dünyanın başlangıcını anlatır. Tevrat’ın veya Musa’nın şeriat kitabının bir kısmını teşkil etmesine rağmen, İsrail halkının atalarıyla ilgili hadiseleri nakleder. Yahudiler, bu kitaba “Bereşit” adını vermişlerdir ki “Başlangıçta” demektir.

a- Planı ve Muhtevası: Tekvin kitabı, dünyanın yaratılışından, Hz. Yusuf’un vefatına kadar devam eden dönemin olaylarını anlatır.

“Tekvin” kitabı genel olarak iki kısma ayrılır:

1- Tekvin 1-11: Kainatın yaratılışı ve insanlığın ilk devirleri

2- Tekvin 12-50: İlk Peygamberlerin hayatları

a) Tekvin 12-25: Hz. İbrahim dönemi

b) Tekvin 26-30: Hz. İshak ve Ya’kub dönemi

c) Tekvin 37-50: Hz. Yusuf dönemi

1. Bab: Tekvin’in ilk iki babında, dünyanın ve insanın yaratılışı ile ilgili, birbirinden oldukça farklı iki hikaye yer almaktadır. Bu iki hikaye arasında, vakıalarla, sistem’le, stil ve dil ile ilgili farklılıklar vardır.

b. Tekvin kitabıyla ilgili problemler:

Tekvin kitabının muhtevasından da anlaşılacağı gibi, kitapta dil ve üslup farklılıkları, aynı hadisenin birden fazla tekrarı, verilen bilgiler arasında bir takım çelişkilerin mevcudiyeti gibi hususlar söz konusudur. Bu farklılıkları ve çelişkileri makul bir şekilde izah ve yorum, Tevrat’ın, bugünkü şekliyle vahiy mahsulü olduğunu iddia eden ve buna inanan kesimleri çok zor durumda bırakmış, buna karşılık, meseleye sadece ilmi açıdan bakan araştırıcıların da birçok izah denemelerine ve çeşitli hipotezlerin ortaya atılmasına sebep olmuştur.

1) Tekrarlar ve çelişkiler: Tekvin kitabının ilk bölümlerinden itibaren, aynı hadisenin iki defa ve farklı şekillerde anlatıldığına şahid olmaktayız. Bu tür tekrarların ilk örneği, yaratılışla ilgili anlatımdır. Tekvin 1/1-2/4’da, yaratılışın ilk hikayesi nakledilmektedir. Bu hikayeye göre varlıklar altı günde yaratılmıştır. Önce ışık, sonra gökler, daha sonra yer, yerdeki bitkiler, yıldızlar, balık ve kuşlar, kara hayvanları yaratılmış, altıncı günde ve son olarak insan yaratılmıştır.

Bu iki anlatımda, insanın yaratılış zamanı gibi yaratılış şekli de farklıdır: İlk anlatımda Tanrı insanı, kendi suretinde ve fakat erkek ve dişi olarak yaratırken, ikinci rivayette önce erkek, daha sonra onun kaburga kemiğinden kadın yaratılmaktadır.

Tekvin kitabının ilk üç babı ile ilgili teoriler ve kilisenin tavrı:

a) Tekvin kitabının ilk üç babı, eski kavimlerin kozmogoni veya mitolojilerinden özetlenmiş masallar olmalıdır. Kutsal kitabın yazarı, her tür politeist hatayı çıkmarış ve onları Monoteist doktrine uygun hale getirmiştir.

Bu görüşün ileri sürdüğü kozmogoni ve mitolojiler, bilhassa Sümer, Akad, ve Asurlulara ait olanlardır. Tekvin kitabının ilk 11 bölümü ile ilgili, en önemli eski belgeler, “Yaratılış şiiri”, “Adapa efsanesi” ve “Gılgamış Destanı”dır.

b) Bu üç bölüm, gerçekte, temelden yoksun, dini ve felsefi hakikatleri iyice yerleştirmek için tarih şeklinde takdim edilen sembol ve istiarelerdir.

c) Bu üç bölüm, kısmen tarihi, kısmen de hayali efsanelerdir ve ruhların eğitim ve yetişmesi için meydana getirilmiştir.

2) “Kaynaklar” meselesi: Tekvin kitabıyla ilgili çalışmalar, bu tekrar ve çelişkilerin yanında, dil ve üslüp yönünden farklılıklar olduğunu da ortaya koymuştur. Bunların en belirgin örneği, Tanrı için kullanılan isimlerdeki farklılıklardır. Tekvin kitabında, Tanrı için değişik isimler kullanılmaktadır. Yaratılışla ilgili ilk hikayede, Tanrı adı olarak sadece “Elohim” kelimesi geçmektedir. İkinci hikayede ise “Yahve Elohim yeri ve gökleri yaptığı zaman” diye başlamaktadır. Artık bu kısımda, Tanrı’nın adı “Yahve”dir. Diğeriyle aynı olduğunu göstermek için “Elohim” kelimesi de eklenmiştir. IVç. bölümden itibaren ise, “Elohim” kullanılmamakta, sadece “Yahve” denilmektedir.

“Yahve” adını ilk defa ne zaman kullanıldığı meselesinde de çelişki vardır.

3) Kaynakların dağılımı:

Tekvin kitabındaki üç kaynağın dağılımı hususunda görüş farklılığı söz konusudur. Metinin çoğunluğunun Yahvist olduğu hususunda uzmanların ittifakı vardır. Bazı bölümlerle ilgili kararsızlıklar, Yahvist anlatımın tam çevresi ve tarihinin, daha fazla olarak da Elohist anlatımın çevre ve tarihinin kesin olarak belirlenemeyişidir. Yahvist metnin nerede başladığı tam olarak bilinmekte, fakat nerede bittiği bilinmemektedir. Tekvin kitabının II.- XIX. bablarında Yahvist kaynağı atfedilen kısımlar üzerinde fazla ihtilaf yoktur.

Bütün bu bilgiler ışığında, Tekvin kitabındaki Yahvist, Elohist ve Ruhban metinlerinin dağılımını, çeşitli kaynaklardaki liste denemelerini birleştirmek suretiyle gösterilebilir.

2- ÇIKIŞ:

Tevrat’ın ikinci kitabıdır. İbranice metinlerde, kitabın ilk kelimeleri, aynı zamanda kitabın adı olarak da kabul edildiğinden, İbranice Kitab-ı Mukaddes’de, bu kitabın adı “Şemot” (İsimler)’tur. Kitap, Çıkış manasına gelen “Exode” adını ise, İskenderiye Yahudiliğinden almıştır.

a) Plan ve Muhtevası:

Çıkış kitabı iki kısma ayrılabilir:

1. Mısırdan kurtuluş ve Sina’ya varış: 1/1-19/2

a) İsrailoğullarının Mısırdaki hayatları: 1/1-12/36

b) Mısırdan Sina’ya yolculuk: 12/37-19/2

2) Sina’daki ikamet: 19/3-40/38

c. Kaynakların dağılımı:

Çıkış kitabında da, tekvin’de olduğu gibi, çeşitli kaynakların mevcudiyeti söz konusudur. Zira, kitabın bir kişinin kaleminden çıktığını yalanlayan, birbiriyle çelişen ifadeler mevcuttur. Bu çelişkilerden birisi, Hz. Musa’nın kayınpederiyle ilgili pasajlarda kendini göstermektedir. Çıkış 2/18’de, Hz. Musa’nın kayınpederinin adı “Reuel” olarak zikredilirken, hemen müteakip bab’da (3/1), ondan “Yetro” diye bahsedilmektedir. Hakimler kitabında ise (1/16), “Keni” adı verilmektedir. Bir diğer çelişki, Hz. Musa’nın Medyen’den dönüşüyle ilgilidir. Bir rivayete göre o, yalnız dönmüş, (4/18, 20-23), diğer rivayete göre ise, ailesinin de beraberinde getirmiştir. (4/19-20). Yılan’a dönüşen asa’nın kime ait olduğu da çelişkilidir. Asa, bir yerde Haruna (7/8-13), bir başka yerde ise Musa’ya (4/1-4) nisbet edilmektedir. İsrailoğullarının, Kızıldenizi geçiş hadisesinde de farklı kaynakları tesbit mümkündür. Çıkış kitabının 25-31 ve 35-40 bablarında verilen bilgiler, çöldeki hayattan çok, Mabed’in yapıldığı Süleyman devrine ait gözükmektedir. Zira, İsrailoğullarının tarihinde, başkahinin meshedilmesi işi Çıkış 29/7’de belirtildiği gibi Sina’da değil, Babil esaretinden çok sonra ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan, günde iki defa kurban takdimi, çıkış 29/38 vd.de ifade edildiği gibi denizi geçtikten sonra değil, yine Babil esaretinden sonra tesis edilmiştir. (II. Krallar, 16/15).

Çıkış kitabındaki bu çelişkiler ve metin tedkikleri, çeşitli kaynaların mevcudiyetini ortaya koymaktadır. Her ne kadar, anahatlarda bir uzlaşma varsa da, bazı kısımların, hangi kaynağa aid olduğu meselesinde farklı görüşler ileri sürülmüştür. Diğer taraftan, Tekvin kitabındaki üç ana kaynağın dışında, yeni kaynakların mevcudiyeti de iddia edilmiştir.

Çıkış kitabında, Yahvist ve Elohist kaynaklarca faydalanılan çok daha eski kaynakların bulunduğuna dair çeşitli iddialar mevcuttur.

Bu ihtilafların yanında, Çıkış kitabının 25-31 ve 35-40 bablarının Ruhban metni olduğunda, araştırıcıların ittifakı vardır.

İhtilaflar göz önüne alındığında Çıkış kitabındaki kaynakların dağılımı ile ilgili, farklı tablolar ortaya çıkmaktadır.

3. LEVİLİLER

Tevrat’ın üçüncü kitabıdır. İbranice Kitab-ı Mukaddes’de adı “Vayyiqra” (çağırdı)’dır. Saptante ve Vulgate’da ise “Levitique”dir ki, Tükçe Kitab-ı Mukaddes’de de bu isim kullanılmaktadır.

a. Plan ve Muhteva

Levililer dört bölüme ayrılabilir:

1) Kurban’la ilgili hükümler: 1-7

2) Ruhbanlıkla ilgili hükümler: 8-10

3) Helal ve Haram’la ilgili hükümler: 11-16

4) Kutsallıkla ilgili hükümler: 17-26

b. Yazılış tarihi:

Levililer kitabı, mevcut haliyle, bazıları oldukça eski dönemlere ait ve farklı kaynaklardan gelen unsurları, tutarlı bir bütün halinde takdim etmesine rağmen, Babil esareti sonrasında yazılmıştır. Kral olmadığı, peygamberlik de gitgide kaybolduğu için, kahinliğin siyasi gücünün arttığı bir dönemde, Kudüs kahinleri, ikinci bir mabedin ihtiyaçları için, çeşitli kanun ve şeriat koleksiyonları bir araya getirmişlerdir.

4. SAYILAR:

Bu kitaba “sayılar” ismi, Tevratı Yunancaya çeviren mütercimler tarafından verilmiştir. Bunun sebebi de, ilk bölümlerde, İsrail’in nüfus sayımının nakledilmesidir.

a. Plan ve Muhtevası:

Sayılar kitabı üç ana bölümde incelenebilir:

1) Çıkış ve Levililer kitaplarında anlatılan müesseselerin tavsifinin tamamlanması:

a) Nüfus Sayımı: 1-4

b) Makdisin vakfedilmesi: 7

c) Levililerin tahsisi: 8

2) Sina’dan ayrılış ve çöldeki hayat:

a) Sina’dan ayrılış: 10

b) Çölde dolaşma: 11-14; 16-17; 20

c) Moad diyarına varış: 21

d) Bel’amın mübarek kılışı: 22-24

e) Beth-Peor’daki günah: 25

3) Yeni nüfus sayımı: 26

b) Fethedilecek ve fethedilen yerlerin taksimi: 27, 32, 34- 36

c) Medyen seferi: 31

d) İsrail’in yolculuğunun özeti: 33

4) Ahkam’la ilgili kısımlar: 17/3-5; 31/21-47; 5, 6, 9, 15, 18, 19, 28, 30.

b. Kaynaklar:

Bu kaynaklar, özellikle, ilahiyatla alakalı gayeleri sebebiyle birbirlerinden ayrılmaktadırlar. J ve E için önemli olan, İsrailin ilk neslini, ders çıkarma işi okuyucuya bırakılmak suretiyle, açıklamaktır. “P” ise, tam aksine ( bazı durumlarda “E” de aynı şekildedir), kaynaklarını anlatmak, işleyişlerini tasvir etmek suretiyle, önerdiği müesseselerin doğruluğunu gösterme arzusundadır.

5- TESNİFİYE

Kitaba ad olarak verilen “Deuteronome” kelimesi, “ikinci şeriat” demektir ve bu isim, “Yetmişler” tercümesinin mütercümleri tarafından verilmiştir. Mütercimler, “şeriatın bir nüshası” (Tesniye 17/18) ifadesini, “ikinci şeriat (deuteronomion)” olarak çevirmişler ve kitaba ad olarak vermişlerdir.

a. Plan ve muhtevası:

“Tesniye” kitabını üç bölüme ayırmak mümkündür:

1) Musa’nın kavme hitabı: 1/6-4/44; 4/45-11/32

2) Kanunlar (12-26) ve İbadetle ilgili hususlar (27-28)

3) Son Nasihatlar (29-30) ve Musa’nın vefatıyla ilgili rivayetler (31-34)

b. Kaynakların dağılımı ve yazılış tarihi:

Tesnifiye kitabı, Tevratı teşkil eden dört ana kaynaktan, Tesniye metnine (D) aittir. XXXI. bab’dan itibaren, diğer kaynaklar da devreye girmektedir ki bunlar Yahvist, Elohist ve Ruhban metinleridir. Tesniye kitabının büyük bir bölümünün Tesniye kaynağı (D)’na ait olduğu tartışmasızdır. Ancak, diğer kaynakların dağılımında farklılıklar vardır. Bazıları, Musa’nın neşidesini ihtiva eden XXXI. bab ile İsrailoğullarının mübarek kılındığı XXXIII. bab’da Tesniye kaynağı’nın bulunmadığı belirterek, Tesniye kitabındaki kaynakların dağılımını şu şekilde göstermektedir.

Tesniye kitabıyla, Ahid kanunu arasında birçok benzerlik söz konusudur.

Tesniye kitabının uzun bir dönem süresince ve çok farklı materyal ile hazırlanmış olduğunu söyleyebiliriz.

D. TEVRATIN KAYNAKLARI

“Pentateuque” veya “Musa’nın beş kitabı” da denilen Tevrati İbranice Kitab-ı Mukaddes’in en önemli kısmını oluşturmaktadır. Yahudi kanonunda, ilk sırada yer almakta, Musa tarafından yazıldığına inanıldığı için de, “Nebiim” ve “Ketubim”den daha üstün bir mevkiye sahip bulunmaktadır.

Tevrat, “İlk Tarih” diye adlandırılan büyük bir metinler bütününün, ilk bölümünü teşkil etmektedir.

M.Ö. V. yüzyılda tamamlanan bu tarihi çalışmanın bir kısmını teşkil eden Tevratın, ilk ortaya çıkışı ve ona katkıda bulunan kaynakların tesbiti, Kitab-ı Mukaddes uzmanlarını bir hayli uğraştırmıştır. Bu konuda, en yaygın görüş “Dökümanlar hipotezi”dir. “Dökümanlar hipotezi”, meseleyi iki yönden ele almıştır.

1) Tevrat’daki materyali, çeşitli ayrı kaynaklara indirgeme ile neticelenen metin analizi ve dilbilim temel.

2) Dökümanlar arasındaki münasebeti ortaya koyarak, İsraildeki dini müessese ve fikirlerin tekamülünün tarihi delillerinin tedkikinden ibaret olan tarihi temel.

Metin analizi, dört yazılı kaynak tesbit etmiştir ki bunar da J, E, D ve P’dir. Bu konudaki yeni araştırmalar, bu dört kaynaktan önce var olan G (Grundlage) ile ifade edilen, ilk temel kaynağın mevcudiyeti fikrini ortaya çıkarmıştır. Bu “temel kaynak”, ilk tarihi, patriyarkları, Mısır’dan çıkış ve çöldeki hayatı, muhtemelen de, vadedilmiş topraklardaki yerleşmeyi ihtiva etmekteydi. Artık müstakil bir (G) yoktur fakat onun muhtevası, Tekvin’den Yeşu’a kadar olan kısımda dağınık olarak bulunmaktadır. Yahvist ve Elohist metinler, (G)’den çıkarılmış kompozisyonlardır. En azından Tetraeque’de, J ve E, olayların aynı örneğini ve düzenini işlemektedir. Bu da ortak bir kaynak fikrini düşündürmektedir.

Dökümanlar hipotezine göre, Tevrat’ın dört kaynağı ve özellikleri şunlardır:

1. YAHVİST METİNLER

2. ELOHİST METİNLER

3. TESNİYE METNİ

4. RUHBAN METNİ

Tevrat’ın kesin ve son yazılışı hususunda, Ezra’nın görevi, Yahudilerce bilinmektedir. Ezra’nn Apokrif kabul edilen IV. kitabı, Şeriat kitabının yakıldığını, Ezra’nın, beş katiple birlikte, kanonik olan ve olmayan diğer kitaplarla birlikte, Şeriat kitabını yeniden teşkil etmek zorunda kaldığını ifade etmektedir. Kilise babaları da aynı fikri ifade etmişlerdir. Seville’li Isıdore, Ezra’nın, Tevrat’ı yeniden ortaya koyan ve ikinci olarak ilan eden kişi olduğunu söylemektedir. Şu halde, Ruhban okuluna ait ilave kanunların da eklenmesi suretiyle, Tevrat’ın, kesin olarak tamamlanışı Ezra ile olmuştur.

Biz burada, Tevrat’taki kaynakların dağılımı ile ilgili olarak bir fikir vermesi açısından, The Jewish Encyclopedia’daki tablo verilmiştir. Tabloda, Yahvist metin J, Elohist metin E, Tesniye metni D ve Ruhban metni de P ile gösterilmiştir.

V.BÖLÜM

İNANANLAR VE İLMİ ARAŞTIRMALAR KARŞISINDA

YAHUDİ KUTSAL KİTAPLARI

A. BU KİTAPLARA İNANANLARIN DURUMU:

1.Ahd-i Atik ve Yahudiler:

Yazılı Tora’nın kurallara uygun okunması, anlaşılması, izah ve tefsiri için, M.Ö. II. yüzyıldan itibaren M.S. VIII. Yüzyıla kadar devam eden dönem içinde Yahudilik, kendine has tefsir geleneği hazırlanmıştır. Bunun için de, Hz. Musa’dan itibaren, nesiller boyunca şifahen aktarıldığına inanılan ve Şeriatin izah ve tefsiri için zorunlu olan Şifahi Tora’nın tedvin edilmesine ihtiyaç hissedilmiştir. Neticede Mişna ve Midraş türünde eserler ortaya çıkmıştır ki Mişna ve açıklamaları da Talmud’u oluşturmuştur. Şifahi Tora’nın aktarılması iki şekilde yapılmıştır.

a) Midraş Halakah: Ahlak, dindarlık, İsrail tarihinin geçmiş ve geleceği ile ilgili kısımları tefsiri.

b) Midraş Haggadah: Ahlak, dindarlık, İsrail tarihinin geçmiş ve geleceği ile ilgili kısımların tefsiri

İşte bu yazılı Tora ile onun kesintisiz şerhini oluşturan Şifahi Tora, Yahudiliğin dini geleceğini (tradition) teşkil etmektedir.

Yahudi kitab-ı Mukaddes’inin ikinci kısmını oluşturan “Nebiim” bölümü de kutsaldır. Zira, Yahudi inancına göre Nebiim grubundaki bütün kitaplar, peygamberler tarafından yazılmıştır. Talmud’a göre (Baba Bathra, 14 ve 15), Yeşu Kitabını Yeşu, Hakimler ve Samuel kitaplarını Samuel, Krallar kitaplarını ise Yaremya yazmıştır. Yine Yahudi inancına göre, Nebiim grubunun ikinci kısmı olan Nebiim ahoronim de, nisbet edildikleri peygamberler tarafından kaleme alınmışlardır.

Ketubim grubunu teşkil eden kitaplar da ilahi ilham altında, peygamberler tarafından kaleme alınmıştır, dolayısıyla kutsaldır. Diğer taraftan, Şifahi Tora’nın tedvin edilmiş şekli olan Talmud da kutsaldır.

2. Ahd-i Atik ve Hristiyanlar:

Bütün Hristiyan kiliseleri prensip olarak Yahudi kanonundaki kitapları kabul etmektedirler. Ancak, Hristiyanlık, İskenderiye Yahudilerine ait kutsal kitaplar listesini benimsemiştir. Masoretik metin ile Grekçe metin arasında ise farklılıklar söz konusudur. Yahudi kanonundaki kitaplara yapılan ilaveler dışında, Katoliklerin “Deuterocanonique” kabul ettikleri kitaplar vardır ki Protestanlar, bunlar “Apokrif” saydıkları için kabul etmemektedir. Doğu kiliseleri (Ortodokslar ve Kadıköy konsili kararlarını kabul etmeyenler) ise bu kitaplarla ilgili açık bir tavır ortaya koymamışlardır.

Hristiyan telakkisine göre, Yahudi Kutsal Kitapları, Hz. İsa ile tesis edilen yeni Ahd’e göre nazaran, Eski Ahid adını almıştır. Yoksa, Ahd-i Atik artık ortadan kalmış ve geçerliliğini yitirmiş değildir.

Hristiyanlık, Ahd-i Atik’i, kurtuluş tarihinin ilk etabı olarak kabul etmekte, Mesih’in gelişinin bir ön hazırlığı olarak görmektedir.

3. Ahd-i Atik ve Müslümanlar:

a) İslam dinine göre Yahudi Kutsal Kitapları:

Kur’an-ı Kerim, Yahudileri ve Hristiyanları “Ehl-i Kitap” kabul etmektedir. Onlara da, Allah katından kitap verilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Musa’ya Kitab Furkan ve Elvah verildiğini, Tevrat’ın, Allah tarafından indirildiği bildirilmektedir. Hz. Musa’ya verilen bu kitab, İsrailoğullarına miras olarak bırakılmıştır.

Diğer taraftan, Kur’an, Ehl-i Kitab’a Tevrat ve İncil’in verildiğini bildirmektedir.

b) Tahrif meselesi:

Müslümanlar, Yahudilerin Tevrat’ı tahrif ettiklerine inanmaktadırlar. Zira Kur’an-ı Kerim’de, birçok defa ve çeşitli tabirlerle, Yahudilerin Tevrat’ı tahrih ettikleri bildirilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de, Yahudilerin, Tevrat’ı orijinal şekliyle muhafaza etmeyip, müdahelelerde bulunmaları, değişiklikler yapmaları şu tabirle ifade edilmektedir.

Tahrif, Tedbil, Kitman, Lebs, Leyy, Nisyan.

Kur’an’ın ilgili ayetlerinden, Yahudilerin, gerek metni veya manayı bozdukları (Tahrif), kelimeleri, başka kelimelerle değiştirdikleri (Tedbil), bazı bölümleri gizledikleri (Kitman), gerekse okurken ağızlarını eğip bükerek (Leyy) metni anlaşılmaz veya anlaşılmaz veya yanlış anlaşılır hale getirdikleri ve kendilerine verilen kitabın bir kısmını unuttukları (Nisyan) anlaşılmaktadır. Yine ilgili ayetlerden, Tevrat’ın, yanlış yorumlama şeklinde sadece manasının değiştirilmesi değil, bizzat metnin de değiştirildiği anlaşılmaktadır.

B- İLMİ ARAŞTIRMALAR VE AHD-İ ATİK

1- Ahd-i Atik ve Arkeolojik araştırmalar:

Ahd-i Atik’le ilgili arkeolojik çalışmalar şu şekilde olmuştur:

a) Mısır’daki arkeolojik çalışmalar:

Ahd-i Atik’le alakalı arkeolojik çalışmalar, Kutsal kitaplardaki olayların cerayan ettiği, başlıca iki bölgede (Mısır ve Filistin) yapılmıştır. 1799’da, pek çok bilim adamının katıldığı Mısır seyahati, Helen dönemi öncesi Mısır’la ilgili ilk ciddi ilmi araştırmayı başlatmıştır. Fakat bu araştırmalardan, Ahd-i Atik’le ilgili beklenen neticeler elde edilememiştir.

b) Mezopotamya’daki arkeolojik çalışmalar:

Mısırdaki arkeolojik çalışmaların konumuza katkısının az oluşuna karşılık, Mezopotamya’daki çalışmalar oldukça verimli olmuştur. Özellikle çivi yazının okunup anlaşılmasından sonra, Ahd-i Atik’deki pek çok konuyla ilgili tablet okunabilmiştir.

c) Filistindeki Arkeolojik çalışmalar:

Filistin bölgesinde ilk metodik araştırmalar 1871-1877 yıllarında, ilk gerçek kazı ise, Flinders Petrie tarafından 1890’da Tell-el-Hesy’de yapılmıştır. P.H. Vincent, 1891’de Kudüs’deki çalışmalara katılmış, 1907’den itibaren “Canaan” adlı eserinde, ortaya çıkan neticelerin sentezini neşretmiştir.

Bütün bu araştırmalar Filistin bölgesinin İsrail öncesi dönemi hakkında oldukça önemli bilgiler vermiştir.

1918’den sonra, Filistin’deki Arkeolojik çalışmalar daha da sürat kazanmış, İngilizler tarafından “Quarterly Statement” neşredilmeye başlanmış, W.F. Albright’in idaresinde bir Amerikan okulu, Siyonistler tarafından ise “İbrani Üniversitesi” kurulmuştur.

Arkeolojik araştırmalar neticesinde, Ahd-i Atik’le ilgili olarak elde edilen verileri şu şekilde özetlemek mümkündür.

1) Sethe ve Posener tarafından neşredilen ve M.Ö. 1900-1750 tarihli Mısır metinlerinden, pek çok kabile şefinin ve site devletinin ismi öğrenilmiştir.

2) Ugarit’deki metinlerden, Kenanlıların ilahları ve dini geleneklerine dair bilgiler elde edilmiştir.

3) Tell-el-Amarna mektupları vasıtasıyla, Firavunların bölgeye yaptıkları seferler hakkında bilgi sahibi olunmuştur.

2- Tenkid faaliyeti ve Ahd-i Atik:

a) Genel Olarak Tenkid:

Tenkid, hakiki olanı (authentique), sahte olandan (apocryohe), doğru olanı yanlış olandan ayırdetme sanatıdır. Özellikle de, eski devirlerden kalan eserlerin hakiki (authentique) olup olmadığını gösterme sanatıdır.

Modern tenkid metodu, XVI. yüzyılda doğmuştur. XVII. yüzyılda da oldukça gelişmiştir. Bu metod, zirveye, XVIII. Yüzyıl sonunda J.A. Wolf’un çalışmalarıyla ulaşmıştır. Bu dönemden itibaren, tenkid metodu bütün ilimlere, özellikle de, tarihe ve tarihi belgelere uygulanmıştır ki “tarihi tenkid” veya “tarihi metod” diye adlandırma böylece doğmuştur.

İki türlü tenkidden bahsedilmektedir.

1) Basit tenkid

2) Derin tenkid

b) Kutsal Kitaplara Uygulanan Tenkid:

1) Hristiyanların inancına göre, her ne kadar, kutsal yazılar, Tanrı sözü olsa da, olduğu gibi semadan inmemiştir. Bu yazıların sahibi Tanrı olmasına rağmen, Tanrı onların yazılması için, insanlardan faydalanmıştır. Halbuki, bizatihi ilahi ilham, yazar, yazılış dönemi, kaynaklar, metin, edebi tür ile ilgili bilgi ihtiva etmektedir. Bu sebeple, tenkid faaliyetine ihtiyaç vardır.

2) Kutsal yazıları oluşturan kitaplar, bir bakıma “tarihi belgeler”dir. Bu sebeple, güvenilir hududlar içinde kalmak şartıyla yeni keşifler ışığında onları tedkik etmelidir.

3) Yahudi ve Hristiyan Kutsal kitaplarının metinleri, bize, hiçbir değişikliğe uğramadan, üzerinde kalem oynatılmadan gelmiş değildir. Hristiyanlığa göre, Kutsal yazılardaki akidevi unsurlar, orijinal ve doğru şekilleriyle yer almaktadır. Kilise bunu muhafaza ile görevlidir fakat, metinler, insanlar tarafından yazıldığı ve çoğaltıldığı için, çeşitli değişikliklere uğramıştır. Kutsal metni, ilk berraklığı ile ortaya koymak için metin tenkidine gerek vardır.

Aşırı muhafazakarlar, Kutsal yazılarla ilgili her türlü tenkid faaliyetine karşı çıkmaktadırlar. Fakat, asıl metni ortaya koymaya gayret eden Metin tenkidini, Kutsal yazıların menşeini, edebi türünü ve kaynaklarını tesbit eden Edebi tenkidi, Kutsal yazıların muhtevasındaki gerçeği araştıran tarihi tenkidi uygulamak, hem meşru, hem de zaruridir.

c) Tenkid Yöntemleri:

İşleyiş tarzı açısından, Kitab-ı Mukaddes tenkidi, diğer belgelerle ilgili tenkid’den çok az farklılık arz eder. Kitab-ı Mukaddes tenkidi de, diğerleri gibi aynı ölçüleri, yani rivayet’le (tradition) elde edilen dış ölçüleriyle, metin tahlilinden çıkan iç ölçüleri kullanır. Fakat dış ölçüler daha önemlidir.

Tevratın, Musa’ya aidiyetiyle ilgili geleneğin (tradition) geçerliliğini de tedkik mevzuu yapmak gerekir. Çünkü tenkidi araştırmalar, metin içi delillerle, Musa’nın Tevrat’ın yazarı olamayacağını isbata çalışmaktadırlar. Şüphesiz kilisenin bu geleneği, Yahudilerden gelmektedir.

d) Edebi Türler:

Katolik yazarlar, kutsal kitabın mutlak hatasızlığını teyid için, edebi türler teorisini vaz’etmişlerdir. Bu teoriye göre, bir kitabın veya bir cümlenin doğruluk derecesi ve türü, yazarın kullandığı edebi türe, gayesine bağlıdır ki yazar bunu, kullandığı edebi türle ortaya koymaktadır.

Tevrat’la ilgili olarak, şu edebi şekiller söz konusudur:

1) Gelenekler (traditions): Tevrattaki rivayetler kabilevi, mahalli, hukuki veya hikayevi’dir.

2) Zürriyetler: Belli bir şahısla ilgili rivayet, atalarla ilgili bir gelenek haline dönüşebilir.

3) Belli bir şahsa ait rivayet, eski bir şahsiyetle ilgili bir geleneğe dayanarak açıklık kazanabilir.

4) Toplanan rivayet, şiir şeklinde ifade edilebilir.

5) Mit’ler: Neşidelerin manzum oluşuna karşılık, mitler mensurdur.

6) Hikmet türü: Kabil ve Habil kısası, ziraatçiyle çoban mücadelesini nakleden eski bir Sümer çatışmasına benzemektedir.

Kutsal metinlerin yazarları, bizatihi kendi tecrübelerini yazabilecekleri gibi, başkalarından duydukları ve öğrendiklerini de yazabilirler.

e) Kitab-ı Mukaddes’le İlgili Tenkid Faaliyet:

1) Ortaçağ’da Tenkid faaliyetinin doğuşu

2) Modern Tenkid’in Öncüleri

6) Edebi Tenkid’in Yeni Vecheleri

7) Rivayetler Tarihi

SONUÇ

Buraya kadar gelen bilgilerden de anlaşılacağı gibi, Hristiyanlarca da kutsal kabul edilen Yahudi Kutsal Kitapları, gerek sayıları gerekse muhtevaları bakımından pek çok tartışmaya konu olmuştur. Bu tartışmalar ve farklılıklar sadece Yahudilerle Hristiyanlar ve Müslümanlar arasında olmayıp, Yahudilerin içinde de vardır. Bir taraftan Samirilerce muteber kabul edilen Tevrat (Şomronim Tevratı), Filistin menşe’li Yahudilerce resmi nüsha kabul edilen Masoretik metinden farklılıklar araz ederken, diğer taraftan Filistin Yahudileri ile İskenderiye Yahudilerinin resmi listeleri, kitapların sayı ve muhtevası ile alakalı hususlar da birbirinden farklıdır. Ayrıca Hristiyanlık, Yahudi Kutsal Kitaplarının kabulünde de ittifak sağlayamamış, Katolikler İskenderiye kanonunu muteber sayarken, Protestanlar Filistin kanonunu ve Masoretik metni kabul etmişlerdir. Bu da Deuterocanonique veya Apokrif kitaplar meselesini, ayrıca muhtevadaki farklılıkları gündeme getirmiştir. Müslümanlar ise Yahudi Kutsal Kitapları olarak sadece Tevrat ve Zebur’u kabul etmekte ve fakat tahrif edildiklerine inanmaktadırlar.

Yahudiler, Kutsal Kitaplar Listesindeki yazıların hepsini kutsal saymakla birlikte hepsine aynı önemi vermemektedirler. Onlara göre bu külliyat içinde ilk sırayı, kelime kelime Rabb Yahve tarafından Hz. Musa’ya vahyedildiğine inanılan Torah almaktadır. Daha sonra ise, nebiim tarafından yazıldığına inanılan Nebiim ve Ketubim gelmektedir. Hatta bugün Yahudi Kutsal Kitapları listesinde yer alan bazı kitapların resmen kabulü ve kutsal sayılması, uzun tartışmalar sonunda ve oldukça geç dönemlerde (M.S. 80-100 yıllarında toplanan Jamnia konsili) kabul edilmiştir.

Kutsal yazılar külliyatının ilahi menşeine inanan Yahudiler, Jamnia sinodunda (M.S. 80-100), Hristiyanlar ise, Trente konsilinde (1546-1563), bu kitapların ilahi vahiy ve ilham altında yazıldıklarını ve bundan asla şüphe edilmemesi gerektiğini ilan etmişlerdir. Fakat XVI. ve XVII. yüzyıldan itibaren kendini gösteren serbest düşünce akımı, daha sonraki asırlarda hızlanan bu tenkid faaliyeti neticesinde tenkid kriterleri, kutsal kabul edilen metinlere de tatbik edilmiş, gerek tarihi, pek çok hususun inanıldığı gibi olmadığını ortaya koymuştur.

Kutsal kabul edilen yazıların yazarlarıyla ilgili rivayetlerin gerçeği yansıtmadığı olgusu sadece Tevrat’la da sınırlı değildir. Geleneğe göre, Samuel kitaplarını Samuel yazmıştır. Halbuki I. Samuel 25/1’de Samuel’in ölümü anlatılmaktadır.

Bu ve buna benzer misaller, Kutsal Kitapların yazarlarıyla ilgili olarak, Yahudi geleneğinin verdiği bilgilerinin gerçeği yansıtmadığını ortaya koymaktadır.

Ahd-i Atik’le ilgili gerek metin tedkik ve tenkidi faaliyetleri, gerekse tarihi tenkide hizmeti yönünden yapılan Arkeolojik çalışmalar sonucunda bazen mevcut bilgileri doğrulayan, çoğu kez de yalanlayan neticeler elde edilmiştir. Ancak bu, Kutsal Yazılar külliyatının hiçbir hakikatı ihtiva etmediği, hiçbir orijinal metin ve muhtevanın bize kadar ulaşmadığı manasına alınmamalıdır.

Comments


bottom of page