top of page
  • Rıdvan Demir

ERKEN DÖNEM HIRİSTİYANLARIN MÜSLÜMANLARA VERDİĞİ İSİMLER




(VII.-XIII. YÜZYILLAR ARASI)

Rıdvan DEMİR

Giriş


Çalışmamız, tarihin belli bir zaman aralığında Müslümanlara verilmiş yirmiyi aşkın ismi bir araya getirerek erken dönem Hıristiyanların İslam tasavvurlarına / imajına “toplu bir bakışı” mümkün kılmayı amaçlamış, bir giriş, bir arka plan başlığı ve dokuz ilgili başlık olmak üzere toplam on bir bölümden oluşmaktadır. Her ne kadar erken dönemde günümüz anlamında bir Batı mevcut olmasa da erken dönem Batı / Hıristiyan İslam algısında Müslümanlara verilen isimlere odaklanılmıştır. Yine her ne kadar erken dönem ile VII. ila XIII. yy.’a kadar olan döneme yoğunlaşılmışsa da, kullanılan kaynaklar arasında hem Ortaçağ’a ve hem de geç dönem / oryantalizm ağırlıklı eserlerin içinde mevcut bulunan ve bahsi geçen döneme ilişkin bilgilere ağırlık verilmiş ve böylece Ortaçağ ve geç dönem / oryantalizm çalışmaları dikkate alınmamıştır. Bir başka ifade ile başvurduğumuz kaynaklar arasında Ortaçağ veya oryantalizm üzerine kaleme alınmış eserlerdeki konuya ilişkin bilgiler nazar-ı itibara alınmış ve diğer dönemlere geçilmemiştir. Çalışmamız daha önceden hiçbir kaynakta rastlamadığımız bir şekilde kurgulanmış, yakın başlıklar veya telaffuz / lehçe farklılığı olan isimler birleştirilerek aynı başlık güçlendirilmiş ancak tasnife / sınıflandırmaya gidilmemiştir. Final makalesinin sınırlarını zorlamama amacıyla dinsel / teolojik isimler, yerel / coğrafi isimler, ırka nispetle etnik isimler, tasvir eden / betimleyen sıfatlar şeklinde bir üst ana başlık(lar) açma çalışmamızın ileride oluşturulacak geliştirilmiş versiyonunda düşünülmektedir. Bu anlamda yirmiyi aşkın ismin – daha seyrek kullanılan - ikinci yarısı da yine bir sonraki çalışmaya bırakılmıştır. Çalışmamız, sadece erken dönem Hıristiyanların İslam tasavvurlarını keşfetme, konuya ilişkin kaynakları yakından görme ve yukarıda ifade edildiği üzere konuya “toplu bir bakışı” mümkün kılmayı hedeflemiş ancak çalışmada herhangi bir kelami tartışmaya veya cevaba yer verilmeyerek sadece verilen isimlere ve az da olsa nedenlerine yönelme şeklinde çalışılmıştır. Burada açıkça ifade edilmelidir ki cevaba yer verilmeyişi aşağıda listesi verilecek isimlerin kabulü manasına gelmemekte ve aynı zamanda İslam’a yönelik az da olsa öznel / objektif yaklaşabilmiş Hıristiyan ilim / din adamları da - aşağıda ifade edileceği üzere – her zaman mevcut olmuştur. Erken dönem Müslümanlara verilen isimlerin listesinin ardından arka plan başlığı ile diğer başlıkların daha iyi anlaşılmasına zemin hazırlanacak ve ilk dokuz isme yönelik detaylar verilecektir. İsimler, alıntı yapılan eserlerde nasıl kullanılmış ise o şekilde kullanma eğilimi gösterilmiş ve böylece bir isim birden fazla telaffuz ile metinde yerini alarak bir sonraki araştırmacı(lar) için zengin bir anahtar kavram haritası oluşturulmuştur.



1. Sarazenler / Sarasenler / Saracenler / Sarasinler

2. Araplar

3. Hacer’in Oğulları / Bnay Hagar / Haceriler / Areganians

4. İsmail’in oğulları / İsmaililer / İsmailities

5. Sapkınlar / Heretikler

6. Deccal(ler) / Deccal Düşkünleri

7. Paganlar / Putperestler

8. Barbarlar / Canavarlar

9. Bozguncular / İstilacılar

10. Türkler

11. Kâfirler

12. Moriskolar

13. Müdeharlar

14. Beraniyyun / Dışarıdakiler

15. Muslimun / Müslümanlar

16. Muminun / Müminler / İnananlar

17. Ehl-i iman / men yedde’il – iman / men yeddei enne bi yedihi kitaben munzelen minallahi

18. Hanifler

19. Muhammediler / Muhammedçiler








Arka Plan


Erken dönemin başında İslam, Doğulu Hıristiyanlar tarafından bir din olarak görülmemiş veya anlaşılamamıştır. Bununla birlikte daha çok etnik içeriğe sahip kavramlar üzerinde yoğunlaşıldığı görülmektedir. İlk İslam imparatorluğu olarak anılan Hilafet Devleti adına savaşan ordular, VII. ve VIII. yy.’larda Hıristiyan coğrafyanın hakim olduğu yerlere doğru hızla yayılmaktaydı. Bizans İmparatorluğu’na ait Suriye, Kudüs, Mısır vilayetleri fethedilmiş ardından Batı’ya yönelip Kuzey Afrika, İspanya ve Sicilya’ya sıçramışlardı. Fetihler sadece askeri amaçlı değildi ve zaman içinde kitleler halinde İslam’a girişler de olmaktaydı.[1]


Erken döneme ilişkin ilk eser verenlerden biri olan John of Damascus (Şamlı John), Emevi halifelerinin sarayında babasının yüksek bir mevkide olduğu bir yer olan Şam’da doğmuştur. Hayatının ilk dönemlerinde kendiliğinden hizmetlerde bulunmuş ve daha sonra bir keşiş olmuş ve Kudüs Piskoposu tarafından rahip olarak atanmış ve Kudüs’teki St. Sabas’ta bulunan manastıra girmiştir. John, de Haeresbius adlı kitabında, İslam’dan söz eder. Hıristiyanlar arasında o, ilk İslam uzmanı olarak kabul edilmiş ve kaleme aldığı risale “gelecekteki bütün İslam karşıtı eserlerin cephanesi” olarak görülmüştür. O aynı zamanda Arapları bir Yahudi ismi olan Saracenler olarak adlandırmıştır. Saracenler, Batı’daki İslam’a dair ilk literatürde onların tanıdıkları ortak bir isim haline gelmiştir. Aynı zamanda eserleri, İslam’ı doğrudan doğruya araştırmaya yönelik çalışmalara öncü kaynaklık konumunda kabul edilmiştir.[2]


Bir diğer mesele ise Kitab-ı Mukaddes’in İslam araştırmalarında kaynak haline gelmişti. 700-1100 arası Kitab-ı Mukaddes, Saracenlerin Eski Ahid tarihinde yatan kökenlerini bulmak için referans kitap olarak kullanılıyordu. [3]


Müslümanlarla ilk kez karşılaşan Doğulu Hıristiyanların (Nesturi, Melkit, Monofizit, Yakubi) VII. yy.’daki İslam algısı Latin Batı dünyasında XII. ve XIII. yy.’larda tamamlanarak daha sonraki dönemlere kaynaklık teşkil etmiş, XVIII. ve XIX. yy.’larda İslam üzerine oluşturulmuş yoğun oryantalist birikime rağmen neredeyse hiç değişmeden XX. ve hatta XXI. yy.’a kadar gelmiştir. Erken dönemde oluşturulmuş imaj/lar daha sonradan neredeyse hiç istifini bozmadan günümüze kadar gelişmemiş / değişmemiştir. Bununla birlikte özellikle Haçlı Seferlerine denk düşen tarihlerde İslam’a yönelik yanlış metinler ortaya konduğu gibi onu doğru algılama ve anlama çabasının belirgin olduğu metinlerin de mevcudiyeti unutulmamalıdır. [4]


Hıristiyanların asırlar süren İslam cehaletlerinin ardından Kur’an, 12. yy.’dan sonra Latince’ye çevrilmişti. İlk çeviriyi Cluny / Kluny rahibi Aziz Peter’in (Peter the Venerable) denetiminde, Kluniyak külliyatı bağlamında bir kurul yapmıştı. [5]


Erken Dönem Doğu Hristiyanlarının VII. yy.’da Müslümanlara yönelik reaksiyonlarının sebebi, Sarasenlerin Doğu Hristiyanlığının hâkim olduğu topraklara yayılmış olmasıydı. Bir gecede Ortodoks inananlarının ciddi bir kısmı Hristiyan İmparatorluklarını kaybetmişler ve fethi beklemedilerse de açıklamaya da gidememişlerdir. Bizans azınlıkları zulüm ve işkence altındaydı ve farklı şekillerde daha Bizans dışında farklı güçleri destekleme eğiliminde oluşlarının sebebi ise Bizans’ın hoşgörüsüzlüğünden dolayı hoşnutsuz durumda oluşlarıdır.[6]


Bir diğer mesele ise 634’te yani 7. yy.’ın ortalarında Araplar gelmiş ve Bizans’ı Yermük’te yenip geri püskürtmüşlerdir. 636’daki savaş ta şiddetli geçti. Sonuçta Bizans, Suriye - Filistin bölgesini kaybetmiştir çünkü saldıranlara direnememişlerdir. Böylece fanatizmin hızla bölgeye yayılmasından korkulmuştur.[7]


İşte tüm bu alt faktörler varlıkları tehdit altında olan insanların henüz bir din olarak algıla(ya)madıkları insanları farklı isim ve sıfatlar ile tanımlamalarına sebebiyet vermiştir.



1. Sarasenler / Sarazenler / Saracenler / Sarasinler


Bu kelimenin ilk kullanılışı Yahya ed- Dımaşki’ye (675-749) kadar gerilemektedir. Eski Ahid’in Yaradılış Bölümü’nden hareketle etnik-teolojik bir yaklaşım çerçevesinde, dönemin sosyo-psikolojik ve sosyo-kültürel alt yapısı bağlamında kavram belki de erken dönem Müslümanlara verilen isimler arasında birinci sırada yer almıştır.


Arapça Yuhanna ed-Dımaşki ve Latince Johannes Damascenus olarak bilinen Şamlı Aziz John, sadece Ortodoks teolojisinin oluşum sürecinde putkırıcılık (iconoclast) hareketine karşı açtığı savaştan değil ayrıca Saracenler olarak bilinen dönemin Müslümanlarına ilişkin ifade kendisine kadar gerilemektedir. Çağdaşı olan Bede (ö. 735) ve bir nesil sonra Theodore Ebu Kurra gibi (ö. 820 - 830?) Aziz John, aslında İslam’ın Hıristiyanlıktan sapmış, heretik bir kolu olduğunu ve İsmaili sapkınlığın temelinde de Hz. Peygamber hakkında yalancı peygamber anlayışını gündeme getiren ilk Hıristiyan polemikçi kabul edilmştir. Bu anlayışın Ortaçağ’a damgasını vurduğu ve Rönesans’a kadar bu anlayışın hakim olduğu rahatlıkla söylenebilir.


Saracen terimi sarakenoi kelimesinden gelmektedir. Şamlı John ve ardından diğerleri Yakındoğu’nun yeni sahiplerinin toplumdan dışlanmış İsmaililer olduğu hususunda sürekli ısrar etmişlerdir. Bu anlamda ayrıca, eski terim sarakenoi, saradan boş olan (ek tessarraskenous) anlamındadır ve Araplara genellikle aşağılayıcı bir manada Agarenois / haceriler olarak atıfta bulunulmuştur. [8]


Eskatolojik / apokaliptik literatürden fazlaca etkilenen, toplumun yaşadığı sosyal / dini problemleri sürekli Kitab-ı Mukaddes bağlamında açıklama ihtiyacında olan Hıristiyan ilahiyatçılar / din adamları Sarasen ifadesini de bu bağlamda ele almışlardır. Yaradılış Kitabı’nın 21. Bölümünde yer alan ifadeler aşağıda verilmiştir:


“…Çocuk büyüdü. Sütten kesildiği gün İbrahim büyük bir şölen verdi. Ne var ki Sara, Mısırlı Hacer'in İbrahim'den olma oğlu İsmail'in alay ettiğini görünce, İbrahim'e, “Bu cariyeyle oğlunu kov” dedi, “Bu cariyenin oğlu, oğlum İshak'ın mirasına ortak olmasın.” Bu İbrahim'i çok üzdü, çünkü İsmail de öz oğluydu. Ancak Tanrı İbrahim'e, “Oğlunla cariyen için üzülme” dedi, “Sara ne derse, onu yap. Çünkü senin soyun İshak'la sürecektir. Cariyenin oğlundan da bir ulus yaratacağım, çünkü o da senin soyun.” İbrahim sabah erkenden kalktı, biraz yiyecek, bir tulum da su hazırlayıp Hacer'in omuzuna attı, çocuğunu da verip onu gönderdi.”[9]


VII. ve VIII. yy.’larda Müslüman orduları, fetihlerin ilk gözlemcilerinin aktarımıyla Hz. İbrahim’in eşleri Hacer ve Sara’nın isimlerinden hareketle Agareniler veya Sarazanler, Bizans’ın Suriye eyaletlerini, Mısır ve Kudüs’ü fetihlerinin ardından Kuzey Afrika, Sicilya ve İtalya’ya yönelmişlerdir. Bu fetihler sadece askeri değil ardından Müslümanlaşmaların geldiği hareketlerdir.


İslami istilacıların doğudan gelmeleri sebebi ile halk arasında Arapça bir sözcük olan şarki doğrultusundan saracino adını almışlardır. Bizans kaynaklarından gelen sarazen sözcüğü ise Suriye ve Mısır arasında çadır kuran bedevilerin kastedildiği sanılmaktadır. Ancak bu Arap sözcüğü göçmen, geçen anlamıyla bütün bir toplumun adı olunca Batılı dil kullanımında her geçen Müslümana Sarazen adı verilmiştir. [10]


2. Araplar


Başlangıçta İslam’ı bir din olarak görmeyen Hıristiyanlar, İslam fetihlerini - kendilerince haklı olarak - istila / bozgun / yağma gibi görmüşler ve etnik köken itibari ile kendi kutsal kitapları olan Kitab-ı Mukaddes’teki mevcut olumsuz Arap imajı çerçevesinde bu saldırıları açıklama amacına gitmişlerdir. Doğal olarak ta Müslümanlar yerine Araplar ifadesi kendiliğinden ortaya çıkmış oluyordu. Ortaçağ Hıristiyanları, - pek azı müstesna – Müslüman veya İslam kelimeleri kullanmayıp, yerine Arap, Saracen / Saraken, İsmaili gibi ifadeleri eski kıymetli kitaplarında kullanmışlardır. [11]


660’larda Doğu Hıristiyanları Müslümanlara – belli ki fetihler ve kutsal kitap ifadeleri bağlamında direk olarak Araplar şeklinde hitap ettikleri bilinmektedir. [12]


Aslında Araplara yönelik Mesih’ten en az bir yüzyıl geriye tarihlenen bilgilere bugün sahip bulunmaktayız. Josephus gibi, Yahudi ve pagan yazarların verdikleri bilgiler bunlardan bazılarıdır. Molon, İsa’dan önce I. yy.’da Grek bir tarihçi olarak buna bir örnektir ki, İsmail Peygamber’in ve 12 oğlunun Arabistan’a nasıl çıktıklarını ve orada hükümdar olduğunu anlatan çalışması sadece cüzler şeklinde kalmıştır.


Arapların dinine saygı ile birlikte, bol miktarda bilgi, erken İslam döneminde, Hıristiyan, Yahudi ve pagan literatüründe mevcuttur. Clement of Alexandria ve Arnobius, diğerleri arasında bize Arapların taşa taptıklarını haber verir. Josephus ve Sozomen, Arapların Yahudi gelenekleri hakkında konuşur. Onlar 13 yaşında sünnet olurlar, çünkü İbrahim Peygamber’in cariyesinden doğarak bu ırkı oluşturan İsmail Peygamber bu yaşta sünnet edilmiştir. [13]


En erken Melkit olmayan Hıristiyan kaynaklarını araştırdığımızda da Araplara yönelik benzer örnekleri buluruz fakat sert bir kıyamet edebiyatı ile birlikte Müslümanlara verilmiş yumuşak tepkileri bulamayız. İso’yaw III, Nesturi Catholicos ise, 650’lerde, 14. başlığında Müslümanlar için saygı ile şunları yazmıştır:


“Şimdi kendilerine dünyanın egemenliğinin verilmiş olduğu Araplar, bildiğiniz gibi bize karşı saygılılardır. Onlar Hristiyanlığa zıt bir görüşte de değillerdir. Gerçekten de onlar bizim dinimize saygılılar, papazlarımıza ve İsa Efendimiz’e karşı onur duymaktalar ve kilise ve manastırlarımıza karşı da bize bağışta bulunup yardım etmektedirler.”[14]


3. Hacer’in Oğulları / Bnay Hagar / Haceriler / Areganians


Herşeyden önce Sarazenler ifadesinin neden neseplerini Sare’ye değilde Hacer’e dayandırıldığı bir sorun olarak görülmüştür. Zira Kuzey Avrupa’dan hayli uzak olmaları sebebi ile Sarazenler ileride uyandıracakları kin ve nefreti duymuyorlardı. Zira Avrupa’yı yavaş yavaş tehdit etmeye başlayan Sarazenler ilk olarak Doğulu Hıristiyanları daha fazla tehdit etmekteydi. Bu sebeple onlar tüm meseleyi Ahd-i Atik’te / Eski Ahid’de öngörülen kehanetler çerçevesine oturtmaktaydı. [15]


Erken dönem İslam yazarları, Araplar ile kutsal Yahudi - Hristiyan kişilikleri ile birleştirdiler. Yaradılış / Tekvin Bölümü’nde, onlar Arapları sıklıkla Hacer[16] aracılığı ile İbrahim’in soyundan gelenler olarak tanımladılar. Bu Arapların farklı isimlerle anlaşılmalarını ve tanımlanmalarını sağlamıştı hatta İslam’ın yükselişinden önce bile bu böyle kabul görmüştü. Onlar Saracenler olarak isimlendirildiler ki bu Hacer’in saradan uzaklaştırılması (evini tahliye etmesi) anlamında sarra-kene’nin açılımı idi. Yine onlar (yani Araplar) İsmail Peygamber’in soyuna nispetle İsmaililer olarak ta adlandırılmışlardır. Ayrıca İsmail Peygamber’in Hacer’den doğumuna nispetle Haceriler olarakta adlandırılmışlardır. Bu genealoji (soy / şecere bilim) bazen teolojik bir göreve hizmet etmekteydi. Mesela, Aziz Euthymios’un Hristiyanlığa dönen Araplara muamelesine ilişkin, Skythpolis'in Cyril’i Pavlus’un Galatyalılara yazdığı mektupta yer alan kötü muamelede şu sözler yer alır:


“Aziz Authymios, dönen Arapları kendisi ile 40 gün birlikte tuttu. Onları, Tanrı’nın kelamı ile aydınlattı ve tasdik etti. Haceriler ve İsmaililer olarak değil fakat Sarah ve varisleri olarak Araplar, vaftiz olduklarında kölelikten özgürlüğe geçiş yapmış oldular.”[17]


Bu başlıkta da yine soy bilim bağlamında Hz. İbrahim’in ikinci eşi Hacer’e nisbetle veya Hz. İsmail Peygamber’in annesine nispetle, yine Kitab-ı Mukaddes’in etkisi altında isimlendirme yapıldığı oldukça açık bir şekilde görülmektedir.







4. İsmailoğuları / İsmaililer / Ismailities


Bir üst başlıkta ifade edildiği üzere Haceri / Agarian olarak ifade edilmesinin yanı sıra Müslümanlar İsmaili olarak ta isimlendirilmişlerdir ki bu belki de Sarasenler ifadesinden sonra Müslümanlara verilmiş ve en sık kullanılmış ikinci isimdir.


Dımaşki eserinde hala kendi döneminde var olan, insanları yoldan çıkaran ve geleceğini bildirdiği deccal olarak tanımladığı İsmaililerden bahsetmektedir. Onların kökenini Hacer ve oğlu İsmail’e dayandırmakta ve aynı kişilere nispetle Haceriler ve İsmaililer olarak tanımlamaktadır. Bunlar ayrıca Sarasinler olarak ta tanımlandıklarını, Sare’nin mirastan mahrum bıraktıkları anlamında kullanıldığını Hacer’in de gerçekten meleğe “Sare beni mahrum bırakarak kovdu” şeklinde cevabına yer vermektedir. Ayrıca onları putperest olarak tanımlamakta ve görüşünü güçlendirmek için de sabah yıldızı ile kendi dillerinde Kabar olarak adlandırdıkları ve “büyük” anlamına gelen Afrodit’e taptıklarını ifade etmiştir. Dımaşki’nin bu görüşleri İslam’ın zuhuruna kadar İsmaililere yönelik olduğu ve Heraklius dönemine kadar putlara taptıkları yönündedir.


İslam’ın zuhurundan sonra Mamed isimli yalancı bir peygamberin ortaya çıktığını, Eski ve Yeni Ahid bilgilerini tesadüfen Aryusçü bir rahipten öğrenerek kendi sapkın görüşlerini ortaya koymuş ve gökten vahiy aldığını söyleyerek insanları gülünç doktrinlerle ve dindar gözükerek her şeyin yaratıcısı olan tek bir Allah’a davet etmeye başlamıştır. [18]


Sevileli İsidore, Augustine ve diğerleri, Kutsal Kitap’ın etnografik, tarihsel ve dini kategorilerinde Sarazenler Araplar ki İsmail soyunun atalarıdırlar. Buna ilaveten İsmail bu kaynaklarda İbrahim’den gayrı meşru doğmuş olarak tanımlanır. Ayrıca İsmail; ilk putperest, büyücü ve özellikle vahşi bir adam olarak herkese çektiren ve herkesten çeken bir kişi olarak tasvir edilir. [19]


Müslüman Araplar, Bizans’ı ardından da Berberileri yenilgiye uğratmaları ile birlikte artık İslam İmparatorluğu ciddi genişlemeye başlayıp Hıristiyan dünyasını her iki taraftan da tehdit etmeye başlamışlardır. İslam orduları; Doğudan yani Suriye ve Irak’tan, o zaman Hıristiyan Yunanlıların elinde bulunan ve Bizans’ın kalbi denecek Anadolu’yu da sıkıştırmaktaydılar. Diğer yandan Müslümanlar fethedip topraklarına kattıkları İspanya yolu ile Pirene sıradağlarını aşarak baştan başa bütün Avrupa’yı İslam kuşatması tehlikesiyle karşı karşıya bırakmışlardır. Bu tehdidin vardığı nokta Sisil’i / Sicilya’yı ve İtalya’nın bazı bölümlerini bile ele geçirmişlerdir. Roma dahil artık tehdit altındaydı. [20]


İşte bu noktada İsmaililerin, Fransa’nın batısında varabilecekleri en uç noktaya vardıklarının bilincindeydiler. Bazı tarihçilere göre, Narbonne şehrinin Müslümanların Frenk topraklarında fethetmiş oldukları en son yerleşim yeri olduğu görüşündedirler. Daha sonraki dönemlerde yapılan arkeolojik çalışmalarda bulunan eserlerden olan bir heykelin üzerinde yazılı olan şu ifadelere rastlanılmış olması son derece ilginçtir:


“Ey İsmail oğulları, bulunduğunuz yerden artık geri dönünüz. Burası sizin varabileceğiniz en son noktadır. Eğer bana sorarsanız, ben size böyle tavsiyede bulunuyorum. Eğer geriye dönmez de yolunuza devam ederseniz, kıyamet gününe kadar hep birbirinizi kınamak zorunda kalacaksınız.”[21]


Bu yazılar bazı tarihçilerinde eserlerinde bulunduğu Bernard Lewis tarafından da ifade edilmiştir. Bu anlamda İsmaili / İsmail oğulları ifadesinin kesin kullanımı da arkeolojik verilerle ispatlanmış bulunmaktadır.



5. Sapkınlar / Heretikler


Erken dönemde İslam’ı, Hristiyanlığın düşmanı veya Hıristiyanlıktan zuhur etmiş heretik / sapkın bir din veya mezhep olarak gören ve bu görüşü tercih eden başka bir bakış açısı daha vardı. Bu kanaate sahip ilk Hıristiyan ilahiyatçısı kabul edilen Şamlı Aziz John / Yahya ed-Dimaşki bu görüşte oldukça ısrarlıydı. Ona göre, Müslümanlar Allah’a inansalar da Muhammed gerçek bir peygamber değildi. Zira bu din Hıristiyan dogmalarının ciddi bir kısmını reddetmekteydi. İslam kılıçla yayılan bir şiddet diniydi.[22]


Antropolog Mary Douglas, Ortaçağ’da Hıristiyanların İslam’a karşı tutumunu şöyle tanımlar: İslam’ın yükselişinden önce Hıristiyanlık için öteki dinler üç kategori idi: Yahudiler, Paganlar ve Heretikler. Fakat İslam ile tanışan Hıristiyanlar İslam’ı önemsenmeyenler veya bozguncular / istilacılar olarak tanımladılar. Hıristiyanlar Müslümanlarla karşılaşınca onları askeri ve ya dini terimlerle tanımlama eğilimine girmişlerdir. Onları, puta tapanlar, Hıristiyan heretikler / sapkınlar, şeytanın takipçileri, deccal düşkünü gibi ifadeler kullandılar.[23]



6. Deccal(ler) / Deccale Düşkünler


Deccalin, Hıristiyanlar nazarında iki anlamı vardı ki bu görüşlerini Kutsal Kitap’tan refere etmekteydiler. Birincisi kıyamet edebiyatına yönelik olarak kullanılan ve dünyanın sonunda gelecek eskatolojik Deccal’dir. Diğeri ise Hz. İsa’ya ilişkin Hıristiyan dogmalarını ve kiliseyi reddeden heretiklere yönelik kullanılan deccaldır ki bu tanım Müslümanlara mükemmel bir şekilde uymakta ve bu sebeple kullanılmaktaydı. Bu anlamda Muhammed sahte peygamber, sahte Mesih ve Deccal’dır. Bu anlamda Müslüman istilaları Kutsal Kitap’ın önceden haber verdiği felaketlerdir. Haceriler, Saracenler ve İsmaililer aslında aynı manaya gelen aynı insanları ifade eden kelimelerdir. [24]


Dımaşki, İslam peygamberini yalancı peygamber olarak ifade eden ilk kişi olsa da XI. yy’a kadar erken dönem Hıristiyan kaynaklarda Mahomet isminin kullanılmadığını görülmekte ancak Kur’an’ın Latince’ye çevirisinin ardından Hz. Peygambere dünyanın sonunu haber veren deccal şeklinde İslam imajının oluşumunda genel resme eklendiği ve eskatolojik bir yaklaşımında başladığı görülmektedir. [25]


Hz. Peygamber’i deccal veya şeytan gibi tanımlanması anlamında deccale düşkünler veya deccal yaklaşımı da erken dönem Müslümanlara verilmiş isimler arasındadır.[26]



7. Pagan / Putperest


Müslümanları putperest olarak tanımlayan, Tervagan, Muhammed ve Apollo isimli üç ilaha taptıklarını ileri süren ünlü Roland Destanları (the Song of Roland) ve benzeri eserler buna örnek gösterilebilir. Bu edebiyatın önde gelen bir bilgini olan Gulbert de Nogent (ö. 1124), İslam’a yönelik fikirlerini kaleme alırken hiçbir yazılı kaynağa dayanmadığını, halkın genel-geçer bilgi yığınlarına yer verdiği ve hiçbir ölçü kullanmadığını itiraf etse de yazdıklarını haklı çıkarmak amacıyla şunu söylemiştir:


“kötülüğü, düşünülebilecek en üst düzeyi aşmış bir kişiyi kötülükle anmanın hiçbir sorumluluğu yoktur.”

O dönemlerde beklenecek en son şey özgür akademik ruhtur. [27]


Putperestliği ilk türeten kimdir sorusuna iki farklı cenahtan iki farklı cevap gelmiştir. Yahudiler bu soruya ilk putu kilden / balçıktan yapanın İsmail olduğunu söylemişlerdir. Centileler ise ilk putları ve heykelleri çamurdan yapanın Prometheus olduğunu söylemişlerdir. [28]


İslam’a biraz korku ve kafa karışıklığı ile bakan Hıristiyanlar onunla manevi bağları olduğunu kolay kabullenememişler ve böylece İslam hakkında farklı ve yanlış yaklaşımlar kaçınılmaz olmuştur. Nadirattan da olsa istisnalardan biri Papa VII. Gregory’nin Müslüman Cezayir şehzadesi el-Nasır’a 1076’da yazdığı mektupta şunları ifade etmiştir:


“Birimiz, diğerine, öteki insanlara gösterdiğimizden daha fazla şefkat göstermeliyiz, çünkü biz, Allah’ı tanır ve evrenin yaratıcısı ve tek hakimi olarak her gün ona tapar ve onu överiz.”


Daha sonradan bu mektup üzerine pek çok ilim adamı müzakerelerde bulunmuştur. Papa VII. Gregory, Hıristiyanlara yazdığı mektuplarda, Müslümanlara karşı çok hiddetli ifadeler kullansa da daha o dönemden Müslümanların putperest olmadıkları mektup ifadelerinden belli olmaktaydı. Mektubun tarihi İslam düşmanlığının zirvesi sayılabilecek Haçlı Seferleri’nin tarihine denk düşmesi de ayrıca manidar kabul edilmelidir..



8. Barbar / Canavarlar


Oxford’ta bir Arapça profesörü olan Joseph White, 1784’te, dil dersleri üzerinden analizlerde bulunurken Kur’an’ı, İncil ve Tevrat’tan devşirilmiş bir eser olarak gördüğünü ama Muhammed’i, diğer Hıristiyan yazarlar gibi canavar ve kadın düşmanı olarak değil, başarısını üstün kabiliyetlerine, berrak zekasına, sorunları anında çözme ve zor zamanlarda cesaretini kaybetmemesine bağlıyordu. [29]


Methodius tarafından İsmaili saldırıların tanımlanması hususunda insanlığını yitirmiş kişiler olarak görülen Müslümanlar şu şekilde tarif edilmişlerdir:


“Bu barbar hükümdarlar insan değillerdir fakat yok etmenin oğulları olarak yüzlerini yıkıma çevirdiler. Onlar perişan etmek için gönderilen yağmacılardır. Onlar yıkımdırlar ve her şeyi harap etmek için gelirler. İğrençlikten hoşlanan iğrenç insanlardır. Onlar çölden geldiklerinde hamile kadınlar gözyaşı dökecekler, onlar bebekleri annelerinin kollarından alacaklar ve onları kayalara murdar hayvanlar gibi çarpacaklar. Tapınaklardaki papazları kurban edecekler ve onlar düş ve temaşaları ile ve tapınakların içindeki esir kadınlar ile uyuyacaklar. Onlar kutsal elbiseler giyecekler ve oğullarına da bu elbiseleri giydirecekler. Onlar şehitlerin tapınağına ve azizlerin gömüldüğü yerlere sığırları bağlayacaklar. Onlar küstah / terbiyesiz ölüm saçan, kan döken ve yağmacıdırlar. Onlar tüm Hıristiyanlar için çile kazanlarıdır.”[30]


İsmaililer, son derece haşin, kuzeyin barbarları, Yecüc Mecüc, vahşi insanlar olarak akrep, kedi yavrusu, ana karnından düşmüş çocuğu ve insan ölüsü yiyen varlıklar olarak tarif edilmiştir. [31]


Romalıların erken dönem Müslüman Araplar hakkındaki görüşleri ekseninde en erken Hristiyanların Müslümanlara yönelik tepkilerine temas etmeden önce şunu hatırlatmakta fayda vardır. Romalılar, Arapların evvelki Müslüman fetihlerine hiç de yabancı değillerdi.


Daha sonraki yüzyıllarda, Romalı yazarlar, Yahudi, pagan ve Kitab-ı Mukaddes metinlerini kaynak olarak kullanmışlardır ve bu materyaller üzerine bir insan ırkı olarak Arapların imajını doğal bir vahşet ve dinen kabul olunmuş inançlara aykırı düşünceye (heretizme) meyilli oldukları açık bir dille ifade etmektedirler. Ammianus Marcellinus, mesela (ö. 400), 378’de vuku bulan ve Arap paralı askerlerinin Romalılara yardım ettiği Adrianople (Edirne) savaşını tanımlarken şunları yazmıştır:


“Karşı koyma bıktıracak kadar uzamıştı ve her iki tarafta eşit sürede bölündü. Fakat Araplar daha önce hiç görülmeyen yeni bir olayda avantaja sahiptiler. Onlardan biri; uzun saçlı, peştamal dışında çıplak, boğuk bir sesle haykıran, kederle ağlayan, kalabalık gotik ordusuna kılıcını çekip hızla saldıran, öldürdüğü adamın dudaklarını ve boğazını kesip, kanını emip boşaltan bir adamdır. Gothlar, bu tuhaf ve canavarca manzaradan çok korkmuş olarak kendi olağan öz güvenlerini bir daha gösteremediler.”


Bunun gibi raporlar, hem pagan hem de Hristiyan literatüründe bolca savaşçılar olarak Arap azınlıklar ve Arap soyguncular olarak bahsederler. [32]

9.Bozguncular / İstilacılar


Erken dönem Meltiklerin İslam hakkındaki görüşleri bağlamında 634-640 yılları arasında yazdığı İskenderiye’de kalan Maximus Confessor, Peter’a yazdığı mektupta şunları söylemiştir. Müslümanları barbar bir ulus olarak görmekte ve Arapları tek Allah’a inanan Yahudiler olarak tanımlamaktadır. Kan akıtan bu topluluğu Deccal’e benzetmekte ve Arapların başarısını, Hristiyanların günahına bağlamaktadır. Her ne kadar Tanrı günahlarımız sebebi ile beden alarak yeryüzüne gelmişse de bu böyle kabul edilmelidir.[33]


Başlangıçta Müslümanlar hakkında fazla bilgi sahibi olmayan Hıristiyanlar, Sarazenlerin Müslüman olmalarından önce, IV. yy.’da, bu kavme “geçimlerini yağma ve çapulla sağladıkları” şeklinde bir tasavvura sahiptiler. Daha fazla bilgiye de ihtiyaç duymuyorlardı. [34]



Batının bu tutumuna ilişkin karasızlığa karşın coğrafi olarak ‘barbar doğu’ şeklinde bir anlayış gelişmiştir. Bu anlayış, İslam’ın dünya sahnesine tam olarak çıkışından uzun bir süre önce mevcuttu. Çünkü Eski Yunan’a ve Hıristiyan batıya göre (her ne kadar erken dönemde Batı veya Avrupa kavramı günümüz şeklinde mevcut olmasa da) Babilonya, Pers, Mısır gibi ve daha da ötesi Çin- Japon gibi istilacıların hep doğu yönünden çıkması ‘barbar doğu’ anlayışının daha önceden de varlığını bizlere ispatlamaktadır. [35]


Tarih boyunca bir meseleye birden fazla yaklaşım veya iki zıt yaklaşım hem var olagelmiştir. Bu bağlamda verilecek iki örnek ile bitirmek istiyoruz:


Avanjeliklerden olan, Agra’daki Aziz John Koleji Başkanı ve Lahor Başpiskoposluğu’nda bulunan Thomas Valphy French (1825-91) görevine başladığında şu ifadeleri kullanır:


“Hıristiyanlık ve Muhammedilik, yer ve gök kadar birbirinden farklı iki dindir ve asla bir arada bulunamazlar.”[36] French, İncil dağıtmak üzere gittiği Arabistan’da ölmüştür.


İnsanlar kaçınılmaz bir şekilde bilmedikleri dünyayı bildikleri dünya bağlamında ele alırlar. İslam hakkındaki erken dönem Latin literatürde bu çok açıktır. İslam bu dönemde şu üç Avrupa duygu ve düşüncesinde oluşmuştur. Bunlar; Kutsal Kitap, eskatolojik / apokaliptik literatür ve hayal dünyası / popüler imgelemdir. Bede ve Karolenj dönemleri bilginlerinin yetersiz kaynağa rağmen İslam’ı yorumlamada aşırı gitmemeleri imrendiricidir. [37]


Türkler[38], Kafirler, Moriskolar, Müdeharlar,[39], Beraniyyun / Dışarıdakiler, Muslimun / Müslümanlar, Muminun / Müminler / İnananlar, Ehl-i iman / men yedde’il – iman, men yeddei enne bi yedihi kitaben munzelen minallahi [40], Hanifler, Muhammediler / Muhammedçiler gibi ifadeler yukarıda bahsi geçen isimlere nisbetle daha yerel ve seyrek kullanılmışlardır.















BİBLİYOGRAFYA


Aydın Fuat, Batı İslam Algısının Arkeolojisi, Ankara 2011


Aydın Fuat, Dinleri Tarihleriyle Okumak, Dinler Tarihi Yazıları, İstanbul 2007, s. 155.


Bulut Yücel, Oryantalizm’in Kısa Tarihi, İstanbul 2004


ed-Dımaşki Yuhanna, Peri Aireseos ya da de Haeresibus’un 100. Bölümü, Çev. İsmail Taşpınar, Marmara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı 21, 2001/2


Hourani Albert, Batı Düşüncesinde İslam, Çev. Mehmet Kürşat Atalar, İstanbul 1996


Hüseyin Asaf, Batı’nın İslam’la Kavgası, Çev. Mesut Karaşahan, İstanbul 1991


Kalın İbrahim, Batıda’ki İslam Algısının Tarihine Giriş, Divan İlmi Araştırmalar Dergisi, 2003/2, sayı 15


Khattak Shahin Kuli Khan, Islam and the Victorians, London 2008.


Kitab-ı Mukaddes


Lamoreaux John C., Early Eastern Christian ResponsestoIslam, Edited by John Victor Tolan, Medieval Christians Perceptions of Islam, A Book of Essays, New York 1996.


Lewis Bernard, Müslümanların Avrupa’yı Keşfi, Çev. Nimet Yıldırım, İstanbul 1997


Southern Richard W., Western Views of Islam in the Middle Ages, Massachusetts 1962


Tolan John Victor, Saracens, Islam in the Medieval European Imagination, New York 2002


Zakzuk M. Hamdi, Oryantalizm Veya Medeniyet Hesaplaşmasının Arka Planı, Çev. Abdülaziz Hatip, İzmir 1993

[1] Albert Hourani, Batı Düşüncesinde İslam, Çev. Mehmet Kürşat Atalar, İstanbul 1996, s. 25. [2] Asaf Hüseyin, Batı’nın İslam’la Kavgası, Çev. Mesut Karaşahan, İstanbul 1991, s.13-4. [3] Hüseyin, a.g.e., s.15. [4] Fuat Aydın, Batı İslam Algısının Arkeolojisi, Ankara 2011, s. 11-2. [5] Hourani, age., s. 27. [6]John C. Lamoreaux, Early Eastern Christian ResponsestoIslam, Edited by John Victor Tolan, Medieval Christians Perceptions of Islam, A Book of Essays, New York 1996, s. 3-4. [7] Lamoreaux, a.g.e., s. 6. [8] İbrahim Kalın, Batıda’ki İslam Algısının Tarihine Giriş, Divan İlmi Araştırmalar Dergisi, 2003/2, sayı 15, s. 5. [9] Yaradılış, 21: 8-15. [10]Yücel Bulut, Oryantalizm’in Kısa Tarihi, İstanbul 2004, s. 29. [11] John Victor Tolan, Saracens, Islam in the Medieval European Imagination, New York 2002, s. 3-4. [12] Tolan, a.g.e., s. 45. [13] Lamoreaux, a.g.e., s. 10-11. [14] Lamoreaux, a.g.e., s. 13. [15] Richard W. Southern, Western Views of Islam in the Middle Ages, Massachusetts 1962, s. 18. [16] İsmail’in Hacer’den doğumunu içeren pasajlara yönelik detay için bkz. Southern, a.g.e., s. 16-7. [17] Lamoreaux, a.g.e., s. 10. [18] Yuhanna ed-Dımaşki, Peri Aireseos ya da de Haeresibus’un 100. Bölümü, Çev. İsmail Taşpınar, Marmara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı 21, 2001/2, s. 50; Ayrıca,; 53. Sayfada da Müslümanların Hıristiyanları putperestlikle, haçın önünde eğilmekle suçlamalarına karşı o da Müslümanların Kabar isimli bir taşa taptıkları ve bu taşın Afrodit’in başı olduğu, dikkatle bakıldığında hala orada bir baş izi görülebileceğine değinilmiştir. [19] Tolan, a.g.e., s.20. [20] Bernard Lewis, Müslümanların Avrupa’yı Keşfi, Çev. Nimet Yıldırım, İstanbul 1997, s. 15-16. [21] Lewis, a.g.e., s. 17. [22] Haoruni, age., 28-9. [23] Tolan, a.g.e., s. 3-4. [24] Tolan, a.g.e., s.8-10. [25] Kalın, a.g.e, s. 8-9. [26] Lamoreaux, a.g.e., s. 17. [27] M. Hamdi Zakzuk, Oryantalizm Veya Medeniyet Hesaplaşmasının Arka Planı, Çev. Abdülaziz Hatip, İzmir 1993, s. 12-3. [28] Tolan, a.g.e., s.12. [29] Haoruni, age., 31; Ayrıca, Eski ve Yeni Ahit’te konuya ilişkin pasajlar için bkz. Tolan, a.g.e., s. 9. [30] Tolan, a.g.e., s. 48. [31]Tolan, a.g.e., s. 49. [32] Lamoreaux, a.g.e., s. 9. [33] Lamoreaux, a.g.e., s. 14-5. [34] Bulut, a.g.e., s.29. [35] Shahin Kuli Khan Khattak, Islam and the Victorians, London 2008, s. 11-12. [36] Haoruni, age., 38. [37] Southern, a.g.e., s. 32-3. [38] Hüseyin, a.g.e., s.19-20; Lewis, a.g.e., s. 23. [39] Bkz, Tolan, a.g.e., s. 85 [40] Bkz., Fuat Aydın, Dinleri Tarihleriyle Okumak, Dinler Tarihi Yazıları, İstanbul 2007, s. 155.

Comments


bottom of page