top of page
  • Rıdvan Demir

DİNLER TARİHİNİN BATILI ÖNCÜLERİ BÖLÜM 2





6.


Dinin temel kavramı olarak kutsallık ve genel vahy bilgisi olarak Dinler Tarihi:

NATHAN SÖDERBLOM (1866 - 1931) – İsveçli (40 sayfa)



ÖZELLİĞİ: tentikçi sistematik alman teolojisi etkisinde, kitab-ı mukaddes tenkitçiliğine ilgi, tehlikeli bir liberal (!) olarak görülme, araştırmacı dindar değilse asla din olgusunu anlayamaz görüşü, Dinler Tarihi, geleneğinde güçlü “ isveç ekolünü” kurma ve başlatma, isveç, lutheran başpiskoposu, kiliseler arası birleşme (ekümenizm) birleşme ideali öncüsü, böylece Nobel barış ödüllü sahibi,

KÖKEN: Lutheran, teolog, başpiskopos

BABA: ateşli bir avanjelik vaiz,atalarından biri oslo psikoposu

ANNE:

BİLDİĞİ DİLLER:

ALDIĞI EĞİTİMLER: Paris, Amsterdam, teoloji, Dinler Tarihi,

MESLEĞİNİ İCRA ETTİĞİ ÜLKE(LER) : İsveç, , Almanya

MESLEĞİNİ İCRA ETTİĞİ ÜNİVERSİTE(LER): lripzig üniversitesi - Almanya

ÇALIŞTIĞI ÜLKE(LER):

ÇALIŞTIĞI DİN(LER): zerdüştlük, Parsi öğretiler, Yahudilik,

ÖZEL SAHASI:

KRİTİK ÇALIŞMALARI: Luther’in Dini, Tanrı İnancının Kaynağı, Encyclopedia of Religions and Ethics’e yazdığı maddeler (en önemlileri kutsal ve kutsallıkile ilgili görüşlerini yansıttığı maddeler), ayrıca kendisinin dinler tarihçi yanını öne çıkaran hakkında yayımlanmış bir dizi eser de mevcuttur. ayrıca; the nature of revelation


DİNLER TARİHİNE KATKISI


“ yaşayan bir Tanrı vardır ve ben onu Dinler Tarihi yardımıyla ispat edebilirim. ”

Aslında söderblöm, Tanrı kavramından çok kutsallık kavramına odaklanmıştır. O, Hristiyan teoloji ile diğer dinleri uzlaştırararkanlamak isteyen, bunu yaparken de özellikle Antropolojik verilerden hareket etmiştir. Böylece o, “dindar insanlık ailesinin” varlığına işaret etmiştir.


a. Dinde bir kategori olarak kutsallık ve kutsallık tipolojileri

1. Kutsallık, dinde birinci kelimedir ve Tanrıdan daha öte bir öneme sahiptir.

2. Kutsal ile profan arasındaki ayırımı yapamayan hiçbir din yoktur.

3. Kutsallık dinin özellikle dini huşunun merkezine yani özüne yerleşmiştir.

4. Kutsallık, insanın özellikle de dindarın genel algısına göre belirlendiğini kabul etmiştir.

5. Kutsallık kavramı belli bir takım eşyalarla, varlık yada olaylarla veyahutta amellerle bağı olan gizemli bir güç veya varlıktır. Melanezya yerlilerinde mana ve polenezyalılarda tabu buna güzel iki örnektir.

6. Soderblöm, ilkel monoteizmi (urmonoteismus) ateşli bir savunucusudur. İlkel insan kavrayamadığı bu üstün ve kutsal güce hayran olur hatta tapar. Böylece o dini bireysel değil toplumsal anlar. (kollektif anlayış)

7. İlkel insan kutsala inanmakta ve hatta yaklaşmakta fakat ona bireysel olarak “ dokunamamaktadır”.

8. Mukaddes tabu ve günler de olabilir.

9. Kutsalın tam karşısında profan varken, temiz olamayanın karşısında ise temiz olan vardır.


b. Kutsallığın merkezi olarak din ve boyutları

1. Mukaddes olan, insanı adeta bir mıknatıs gibi kendine çeker. Çünkü kutsal,korku verici tüm gizemiyle hayata gerçek anlamını veren tek varlıktır. Bu durum insan kalbinde titreme ve kendini adama şeklinde gösterir.

2. Din, deneysel bir alan olup, kutsallık ile yakından ilişkilidir.

3. Kutsalı esas alan din olgusunu huşu ve mutlak bağımlılık duygusu olarak anlamaktadır.

4. Döneminin çok popüler teorileri olan animizm, mana ve yüce Tanrı teorileri, ona göre aslında insanoğlunun tek bir ilahi varlığa yönelik beşerin bilinçli arayışının somutlaşmış göstergeleridir. Aslında o, bu teorilerin yüce varlık fikrini kanıtlamak ve ilkel inançların kökünde gerçek din algısının yattığını göstermek için ileri sürmüştür.

5. Böylece o, tek başına bu teorilerin dinin kaynağı olmasına itiraz etmiş ve onlardan önce tek ve üstün bir gücün varlığına inanmıştı. Ayrıca kendisi, ilkellerin anladığı anlamda üstün güç için “ilahi varlık” terimi yerine “yaratıcı” kelimesinin tercih etmiştir.

6. Bir dinin boyutu hayatın karanlık ve sefil yönlerine yönelik cevaplarından bilinir. Ancak o, dogmatik ve teolojik bir yaklaşım ile bu işi en iyi yapan, hayatın derinliklerine son din olarak gördüğü Hristiyanlık nüfuz edebilir.

7. Dinin kökeni kesinlikle anonimdir. Kitleler (cemaat) dinin yaratıcısı değil, kitleleri oluşturan fertlerdir. O ayrıca ferdin potansiyel ruhani hayatına yönelmeyi öğütler.

8. Din ile büyü arasındaki ilişkiyi nispeten daha sistematik inceleyen soderblöm için ikisi arasında bariz bir takım farklar vardır.



c. Genel vahy bilgisi olarak Dinler Tarihi

1. Soderblöm için araştırmalarda odaklanılacak / vurgulanacak nokta Filoloji değil teolojidir.

2. Fenomenleri yani dindeki “ gerçeklikleri olduğu gibi anlamaya” çabalamıştır.

3. Onun için Dinler Tarihi çok karmaşık din parçalarını bir araya toplamak ve anlamlar çıkarmak değil ilahi vahy ve ona verilen beşer cevaplarının bulunduğu tarihsel düzlemin kendisidir.

4. “Doğal din” değil “gerçek din” üzerine yoğunlaşılmalıdır. Çünkü dinin özü gerçek dindir.

5. Onun normatif dindar kimliği fenomenolojisine de yansımıştır. Bilimsel çalışmaları bilim adamının dindarlığına hizmet etmeli, dindarlık ise bilimsel çalışmalara katkı sağlamalıdır. Manevi gelişimini en çok Dinler Tarihi çalışırken kazandığını ifade eder.

6. Mukayeseli Din Bilimi ile teoloji arasındaki en kritik fark, teolojinin ana ögesinin vahy oluşudur. Bu durumda Hristiyan teolojisi için Dinler Tarihi disiplini ilahi varlığın tarih içinde kendini ortaya koymasından ibarettir. Böylece araştırmacı, vahy anlayışlarını araştırarak insanlığa ait gerçek özle karşılaşacak fırsatları yeterince yakalayacaklardır.

7. “ Dinler Tarihinde metot” adlı ünlü makalesinde, Dinler Tarihinin hem genel din olgusu hem de bizzat Hristiyanlık için hesaplanamaz derecede önemli olduğunun altını çizer. Bu noktada Dinler Tarihi dindara gerçek saygıyı öğretecektir. İşte fenomenolojik empati anlayışı da tam olarak budur.

8. Genel teoloji ve Dinler Tarihi uzlaşabilir. İnsanlığın din olgusunu isa vahyi ile uzlaştırma gayretine girer. “dünyadaki diğer hiçbir din sahibi Hristiyan kadar dini yüksek bir keyifle tecrübe etmiş olamaz” yaklaşımı ile dogmatik yaklaşımını sürdürür.

9. Daha ileri giden soderblöm, bir adım daha ileri atarak Tanrı vahyi ile tarih arasında da uzlaşı gerçekleştirmek ister. Tanrı vahyi ile özel anlamdakihristiyan vahy tarihini uzlaştırarark Hristiyanlıkta vahy anlayışının hiçbir dinde olmadığı kadar zengin, geçmiş ve hatta gelecek nesilleri tkisi altına almış ve alacak bir anlayışı olduğunu ifade eder. Samimi dindar varsa orada mutlaka ilahi vahyin standardı vardır.

10. Diğer dini gelenekler arasında Hristiyan özgünlüğü, Hristiyan saygınlığı, Hristiyan azameti ve hatta Hristiyan dehası kavramlarını kullanarak, ileride insanlığın tüm sorun ve arzularına cevap verebişlecek bir din olabileceğine vurgu ayapar.

11. Böylece tüm vahyin malzeme olarak toplandığı Dinler Tarihi onun için eşsiz bir Hristiyanlığa hizmet sahası ve bilgi kaynağıdır.

12. Dinler evrim geçirerek son din olan Hristiyanlığa ulaşma yolundadır. Dinler ona göre kültür dinleri ve vahye dayalı dinler olarak ikiye ayrılır. En nihayetinde hepsinin varacağı nokta ona göre son din olan Hristiyanlıktır.

13. Vahyi merkeze olan bu tipoloji de vahye dayalı dinleri o, kültür dinlerinden uzak tutarak dogmatik bakış hatasına tek tekrar düşer. Üstüne üstelik o, vahye dayalı dinlerden bahsederken İslam’ı ise hiç hesaba katmayarak hatasını tekrar eder.

14. Tüm din tarihi içinde vayhe dayalı din(ler) ayrı tutulmalı ve incelenmelidir. Böylece din olgusu, kitabı mukaddesin çizdiğinden de öteye taşındığı görülecektir. Böylece Hristiyan özel vahyi de bir sınama ve test imkanına kavuşabilecektir.

15. Din Bilimi, vahye dayalı dini tüm dinlerin içinden çekip çıkarmalı ve onu özel olarak inceleme altına almalıdır. Bu ise dinlerin tasnifi meselesine gölgede ve muğlak bırakmaktadır.

16. Dinler arası farklılıklara fazla vurgu yaparak ortak noktaların atlanması yada tam tersi hata yapmak. O, tam tersi bir hata yapmıştır.

17. İslam dinini görmezden geldiği “yaşayan Tanrı’nın vahyine dayalı tasnifi şöyledir:

1. Metot açısından din . psikoloji açısından din 3. Zahitlik dinleri 4. Kurtuluş dinleri 5. Şerre karşı mücadele dinleri 6. İyi bilinç olarak din 7. Tarihteki vahy olarak din 8. İlahi enkarnasyon dini (hristiyanlık) Tanrının tarih içinde ve insanlar arasında devam eden vahy (küresel vahyin devam ettiği insanlığa ait genel din)





Söderblom’a yönelik değerlendirmeler ve eleştiriler

1. Söderblom, otta ve eliade ile aynı çizgide, denlerdeki kutsalı, ilah kavramndan öte anlamış ve kutsalı, sui generis yani eşsiz ontolojik bir duygu kategorisinde gören bir bilim adamı kabul edilmiştir. Dinin tam özünde kutsal(lık) bulunur. Asıl önemli olan dindarın kutsalı anlama olduğuna vurgu yapmıştır.

Kendi devrinin revaçta olan evrimci anlayışından derince etkilendiğini, tüm dinlerin evrim ile nihai din olarak gördüğü Hristiyanlığa varacağını akademik olarak ispatlama sevdasına girişmiştir.

2. Halklara ve kültürlere yönelirken onların gerçek Etnolojik çağlarını ihmal etmiştir.

3. Leeuw, söderblom’u Din Fenomenolojisine ciddi katkılar sağladığını söyleyerek övmüştür.

4. Vahy ve kutsal, onun hem Dinler Tarihi hem Din Fenomenolojisinin merkezinde yer alan iki kritik kavramdır. Vahy sadece Hristiyanlık inancında değil bunun ötesinde yer alır. Gerçek dinde işte budur.

5. Tipolojilere ayırdığı dinlerde ölçü olarak sadece Yahudi-hristiyan vahyine temasları olarakdinleri sınıflandırması verimsiz olduğu gibi pratik te değilidir.

6. Metodolojiye en büyük katkılarından biri dinleri bir bilgi malzemesi olarak değil her bir dini ayrı görmesi ve incelemesidir.

7. Hem leeuw hem söderblom dinler tarihçi ve teologtur. Ancak leeuw tarihsel yaklaşırken söderblom daha tarihsel yaklaşım sergilemiştir.

8. Klasik saldırgan şarkiyatçı yaklaşım ile o İslam’ı çoğu zaman görmezden gelmiş, nadiren sessizliğini bozduğunda ise son din olarak aşırı teolojik ve dogmatik bir yaklaşım ile Hristiyanlığa aşırı vurgu yapmıştır.

Sonuç

1. Söderblom, hayatı boyunca şu üç soruya cevap aramıştır? 1. Genel anlamda din nedir? 2. Genel dinin altında Hristiyanlık nedir ? 3. Hristiyanlık altında Protestanlık nedir?

2. İnsanlık içinde inancı ortaya çıkaran üç yol vardır. Bunlar: 1. Ruh. 2. Kudret. 3. Doğrudan yüce varlık. Böylece o, özellikle yüksek bir ilah güç inanışına vurgu yaparak tüm din formlarının ortak tek bir dini fenomen grubunda birleştiklerini savundu.

3. Kutsal(lık) üzerine güçlü bir vurgu ve dindarın kutsalı tecrübesi üzerinden dini olguları ve fenomenleri açıklamış ve öğrencisi otto’yu bukonuda ciddi etkilemiştir.

4. Klasik dönem dinler tarihçilerinden söderblom Dinler Tarihi ile Hristiyan teolojiyi uzlaştırmaya çalışmış, nihayetinde Hristiyanlık teolojisine ve dogmalarına hizmet eden bir Dinler Tarihi anlayışını dillendirmiştir. Hristiyanlık özellikle de protestan teolojisi özelinde bir genel vvahy bilgisini sistematik işlemek istemiştir ve işlemiştir de. Dindar, ilahi vahyi daha bir başka anlayacaktır. Böylece o, ilahi vahy alanını Dinler Tarihi içinde, ayrı bir tipoloji olarak görecek ve bunu açık bir dille de ifade edecektir. Bilimsel objektiflik sayesinde ona göre Dinler Tarihi ile teoloji arasında bir farklılık olamazdı.

5. O, Dinler Tarihi ile teolojiyi uzlaştırırken, Dinler Tarihine yönelik bir ayrıştırma yaparak sahanın otonomi kazanması sürecine katkılar sağlamıştır.

6. Hristiyan teolojiye fazlaca vurgu yapmış, son derece sübjektif bir yaklaşım ile işi hem Hristiyan dogmalarının doğruluğuna, mükemmelliğine ve hatta tüm dinlerin nihai noktasının ancak Hristiyanlık olacağını Dinler Tarihine söyletme çabasına girişmiştir. Eserlerinde İslam’ı neredeyse yok sayması ise bir dinler tarihçisi tanımına hiç uymamaktadır.

Dinler Tarihinde kutsal kategorisi ve kutsalın bilgisi olarak Mukayeseli Dinler Tarihi:

RUDOLF OTTO (1869-1937) – Alman (50 sayfa)


ÖZELLİĞİ: Kant’ın numen kavramından hareketle numinous kavramını üretmiş ve ayrıca söderblöm’ün kutsal kavramından ziyadesiyle etkilenmiştir. 1904’te Extraordinarius ünvanı almıştır. Yardımcı profesörlük, 2. Doktora ve profesörlüğe yükseltildi. Hayatı boyunca sistematik teoloji kürsüsünde dersler verdi ve hiçbir zaman Dinler Tarihi kürsüsü hocası olamadı. Prusya anayasa çalışmalarına katıldı. 8 farklı din temsilcisi ile bir dernek kurmuş ve konferans tarzı faaliyetler yapmıştır. 2 kez dünya turuna çıkmış ve dünya dinlerini ve mensuplarının yaşayışlarını ve özellikle dinler arası ilişkileri yakinen keşfetme imkanı bulmuştur. Bedeni rahatsızlıklar, psikiyatrik tedavi, intihar eğilimi ve hatta teşebbüsü.

KÖKEN: Alman, Avanjelik, Lutheran, 13 çocuklu bir ailenin 12. çocuğu

BABA: Malt (alkolsüz bir içecek) fabrikası sahibi, iflas edip, emekliye ayrılmıştır.

ANNE:

BİLDİĞİ DİLLER: sanskritçe

ALDIĞI EĞİTİMLER: erlangen Üniversitesi – teoloji fakültesi, göttingen teoloji fakültesi, (bir sömestr), sistematik teolojide (Hristiyan inanç esasları) aynı üniversitede öğretim üyeliği ve doktora

MESLEĞİNİ İCRA ETTİĞİ ÜLKE(LER) :

MESLEĞİNİ İCRA ETTİĞİ ÜNİVERSİTE(LER):

ÇALIŞTIĞI ÜLKE(LER):

ÇALIŞTIĞI DİN(LER): doğu dinleri

ÖZEL SAHASI:

KRİTİK ÇALIŞMALARI: mysticism East and West (basılmış bir konferansı),hindistanın lütuf dini ve Hristiyanlık(Indıa’s Religion of Grace and Christianity compared and contrasted, (basılmış başka bir konferansı), Mmarburg dini araştırmalar koleksiyonu (Dinler Tarihi Arşivi), Das Heilige (kutsal), almanca, Kutsal fikri – Tanrı fikrinde Rasyonelolmayan faktör ve onun rasyonel olanla ilişkisine dair soruşturma (bu eserinin başında herhangi bir dinin kutsalını tecrübe etmeyenlerin oklumaması istenmiştir.), naturalism and religion, the philosophy of religion, based on kant fries, religious essays; a supplement to the idea of the holy; a comparative analysis of the natüre of mysticism; kingdom of God and the son of man; a study of the history of religions.


Almanca kaleme alınan hakkında yazılmış eserlerin bir kısmı İngilizceye çevrilmiştir.


DİNLER TARİHİNE KATKISI

Otto, dinin tanımında özellikle kutsalı tanımı, dindarın kutsalkarşısındakikonumuna aşırı vurgusu, “küresel teolojiler tarihi” olarak anladığı Dinler Tarihinde, kutsalı merkeze alan fenomenlerin benzer, aynı ve farklı yanlarını özgün bir mukayese metodu ile ortaya koyması sahaya yaptığı nitelikli katkılardandır.


a. Ottoya göre kutsal algısının (sensus numinus) rasyonel ve rasyonel olmayan karakteri


1. Kutsal fikrinin hem rasyonel hem de irrasyonel bir dizi faktörleri vardır. Kutsal’ın rasyonel kısmı zihni olan düşünce tarafını, rasyonel olmayan tarafını ise mizaca ait olan hissi tarafı oluşturmaktadır.kutsal, beşerin üzerine olan yansımalarına göre anlam kazanır.

2. Kutsalın doğası; Tanrı, ruh, akıl, iyi irade, yüce kudret, teklik ve benlik gibi din dilinde sıkça kullanılan kavramlar ile ilişki kurularak daha iyi anlaşılır ki bu kutsalın rasyonel yanını oluşturur.

3. Hiçbir din Tanrı hakkında kavramlardan yoksun olmamalı yani Tanrı hakkında rasyonel faktörden yoksun bir din asla düşünülmemelidir.

4. Luther Tanrı anlayışında rasyonel olmayan tarafı ihmal ederek Hristiyan Tanrı öğretisini tam olarak yansıtmamıştır.

5. Hocası ve arkadaşı söderblom’dan farklı olarak ahlaki tarafı olmayan kutsallık fikrini kabul etmez. Böylece onun için mana, tabu kutsallık formu içinde değildir. Zaten o, numinous kavramını kutsallıktan “öte” olarak algılar.

6. Hiçbir din yoktur ki Kutsal terimine en derin anlamıyla sahip çıkmasın. Bu kavram her dinde kendine has bir öz olarak bulunur. Kutsal kavramı en enerjik ve dinamik olarak kitab-ı mukaddes’te bulunur. Ancak bu kutsalı karşılayan terim sami dillerinden hareketle küresel çapta tek bir eşsiz kutsal kategoriye ulaşmaya çaba harcamıştır fakat bu kavram sami dil ailesinden değil latince’den bir kelimedir ve bu numinous’tur.

7. Otta için vahy, kutsalın şematik işaretlerini okuma işidir. Bu iş ve yetenek sadece bazı kişilere açıktır. Bunlar; peygamberler, dini açıdan dâhiler ve önemli din kurucularıdır.

8. Rasyonelizm ile daha derin din bir anlamda çatışmaya girer. Rasyonelizm ve din iki zıt kavramdır. Özellikle iman ve mucize kavramları ile birlikte düşünüldüğünde.


i. Kutsalın mysterium tremendum (gizemli titretici) unsurları


1. Ottoya göre dini mizaç içinde en güçlü ve en samimi hissedilen şey, Kutsal ile ilgili olan temel ve derin insan duygusudur. Bu duyguda kurtulş, iman ve aşk birlikte bulunur. Kutsalınn yansımaları olan fenomenlere sezgi ile yaklaşılmalıdır. Bu duruma giren kişi gizemli titretici bir durum ile karşılaşır. Bu durumdan normal yaşama dönünceye kadar ruh ciddi bir heyecan ve çılgınlık ile deruni bir coşku yaşayacaktır. İşte bu tam olarak gizemli titretici durumdur. (tasavvuftaki derin vecd ve istiğrak halinden bahsediyor).

2. Bu gizemli titretici ile kutsal (Tanrı) hissedilebilir. Akıl ile kavranamaz. Ona göre “akledilebilir bir Tanrı Tanrı değildir.” Ötelerde olan akledilemez ancak derin bir coşku ile hissedilebilir.

3. İşte bu durum “tamamen öteki” veya “hiçbir şeye benzemeyen”.

4. Numinous’un ardında mutlak kudretli ve azametli oluşun insanoğlunda bıraktığı titretici özelliği yani tremendum bulunur. Bunun ardında ise artık kutsalın kendisi vardır ve insan artık bu noktada kendini hakir olarak görür ve artık vardığı seviye yücenin önünde sadece bir alçakgönüllülüktür.


ii. Kutsal’ın Fascinans (büyülenme) ve Augustum (Huşu) Unsurları


1. Otto, Kutsal ile karşılaşan bir insanın, titremenin yanında “büyülenmeye ve derin bir huşuya da kapılacağını” bildirir. Tüm dinlerde otto, Tanrıya duyulan haşyet ve korkuya yönelik ifadelere yoğunlaşmış gözükmektedir.

2. Ürpererek ve saygıyla korkmak doğal ve sıradan değil tamamen farklı bir korkudur. Çünkü bu huşu ile karışık korkuda gizemli olan şey zihnin içinde belirmekte ve duygulara adeta dokunmaktadır.

3. Titretici gizemin verdiği ürpertici huşu ve azametin yanında başka yön daha ortaya çıkar ki bu, eşsiz olarak cazibeli oluş yani büyüleyici oluştur. Huşu, ilahi öfke, yargılama ve korku vericilik iken azamet unsuru ise ilahi lütuf ve sevgiyi tekrar tekrar sağlar. otto’ya göre işte bu ikili etki yani huşu ve büyülenme beşerin kutsalla karşılaşma tecrübesidir.

4. Bu ikili etki Dinler Tarihinde en etkili ve güçlü fenomeni ortaya çıkarır. “gizemli olan” merak edilenden çıkar ve artık vecd ve coşku ile tecrübe edilen olur. İşte bu da büyülenme aşamasının başlamasıdır.

5. Rasyonel olmayan büyülenmenin bir de insan üzerinde rasyonel olan ve gözüken hali vardır ki bu da aşk, merhamet, acıma ve refah gibi kavramlar ile karşılanabilir. Bu da lütuf, mutluluk ve takdisler olarak insanda ortaya çıkar. Daha fazla ilgi, daha fazla büyülenmeyi de beraberinde getirir.


b. Kutsal’ın tecrübesi olarak din


1. Otto, Kutsal’ı rasyonel ve öyle olmayan yanları ile incelerken kendi zamanındaki ağır natüralist ve tarihselci yaklaşımlara rağmen dinin teolojik anlamını yakalamaya çabalamaktadır. Genellikle Hristiyanların Tanrıyı ispatta a posteriori bilginin zıttına a priori bilgiyi (deney yoluyla ispatlanamayan bilgi türü) kullandıkları burada unutulmamalıdır.

2. Dinin kaynağına ilişkin kendi dönemindeki Antropolojik görüşleri bile önemsemeyen otto dinin kaynağını da Kutsal’da arama arzusu çok açıktır.

3. Otto’ya göre dinin “görülen” yüzü” sayılan dini pratikler ancak Numinous ile ilişkilendirilerek dini bir anlama olabilir.

4. Böylece otto’ya göre din, tarihin en başından itibaren var olan beşer doğasının silinmez bir parçası olup bizzat tarihsel gelişimi kabul etmesine rağmen insanoğlunun psikolojik din algısı yani dini tecrübesi hep aynı kalmış ve asla bir evrim geçirmemiştir. Bu, ona göre dinin değişen ve değişmeyen yönlerinin bir özetidir.

5. Ottoya göre 8 ortak ve kalıcı fenomen şunlardır: (bu 8 unsur din olarak değil onun dinden önceki durumunu anlatan ifadeler olarak kabul eder.)

1. Büyü

2. Atalara tapınma

3. Ruhlar v eruhani varlıklar ile ilgili inançlar

4. Tabiattabulunan objelerin bazı güçlere sahip olduğuna dair sözle söylenen inançlar

5. Tabiatta bulunan dağ, güneş, ay gibi varlıkların gerçekte canlı olduklarına dair inanç

6. Peri hikayeleri ve mitler

7. Kötü ruhlara inanç

8. Temiz ve kirli algısı üzerine gelişen inanç


Bu 8 inanç dinden önce insan zihnini dine hazırlamış inançlardır. Din bunlardan sonra meydana gelmiş, insanların ilah tecrübeleri ile gelişmiş ve zirve haline Hristiyanlıkta varmıştır.




c. Evrensel teoloji veya küresel kutsal bilgisi olarak Dinler Tarihi


1. Otto için dinlerle ilgili bir araştırma yapacak bir uzmanın dii duygulara dindar bir kimlikle yönelmesini ister. Zira insanın dini tecrübesi, kutsalın tarih içindeki farklı tecrübelerini anlamaya götürecektir. Dinler Tarihi aslında ona göre dindar tarihidir.

2. Hristiyanlık, genel din olgusuyla ele alınırsa daha açık bir şekilde anlaşılacaktır.

3. Otto, Hristiyan teolojisine hizmet gayesi taşıdığını açıkça ifade eder.

4. Onun Dinler Tarihi anlayışı tüm dinlerin kutsal kavramlarına odaklanan küresel teolojiden ibarettir.

5. Böylece mukayeseye önem veren otto bu metoda bazı önemli yaklaşımlar getirmiştir:

1. Mukayese, Dinler Tarihinde kanun olmalıdır. Mukayese 2 çeşittir. Homologus mukayese: karşılaştırma yapılan 2 dinde ortak 2 fenomen bulmadır. Analogus mukayese ise: bir dinde olan fenomenin aynısını değil çok benzerini bulma çabası veya durumudur. Fenomenler ortak ve farklı olabilir. Ortak fenpmenler numinous kavramı dediği ortak kutsal’a daha fazla hizmet edeceği için öncelikli olmalıdır.

2. Dinlerdeki paralellikler kendini en çok dinlerin özlerinde gösterir. Bu sebeple batı ve hint düşüncesi üzerine yoğunlaşmış, kurtuluş, züht, mistik gibi kavramların etrafında dolaşmış ve objektif olarak bunların kıyaslanması işine katkılar sağlamıştır. Böylece o hem batı hem de hint düşüncesinde hem homologus ve hem de analogus benzeşmeleri göstermiştir. Böylece varılacak nokta artık “tek oluş, değişenin içindeki değişmeyen hakiki değerdir.”

3. Mükemmel mukayese 3 şeyle mümkündür. Orijinal metin, gerçek dindar temsilci ve araştırmacının üzerinde oluşan izlenim. Bu izlenim ile araştırmacının kendi dini tecrübesinin mukayesesi son derece hayranlık uyandırıcı bir etki önemli sonuçlar verecektir.

4. Bu aşamada otto, gelişimin paralel çizgileri kuralı adını verdiği bir mukayese prensibi geliştirmektedir. Buna göre medeniyetin başlangıcında din, insanlar arasına her yerde aynı tarzda sahneye çıkarken aynı zamanda tarih boyunca her renkten insanlar arasında benzer veya ortak düzenlilikte ortaya çıkar. Hızla gelişim gösteren insanlık içinde tek ve sürekli sabit kalan şey, Kutsal’a tepki veren insan psikolojisinin bizzat kendisidir.

5. Ottoya göre din önceki konumdan daha yüksek bir duruma doğru geçiş, her farklı kültür alanında cereyan eder ve bu esnada birbirinden bağımsız, ilişkisiz ve farklı süje benlikleri ortaya çıkar. Ancak yine de tamamının ortaya çıkmadığı bilinmelidir.

MÖ. 6. Ve 5. Yy.’da göze çarpan, paralel bir dinlerde ortaya çıkış, gelişme ve geçişler sözkonusudur. Söz konusu bu durum, özellikle Hint geleneğine yöneldiğimizde çok daha berraklık kazanacaktır.


6. Beşerin tecrübesinde bu zamansal paralellik dikkat çekicidir. Doğu, Batı, Kuzey ve Güney kısaca insanlığın var olduğu her yerde aynı, benzer fenomenlerin ortaya çıkması insanlığın dinsel / zihinsel evrimine açık bir referans kabul edilmelidir.

7. Ayrıca otto, sıradışı tipolojilerin farklılıklarına da yönelmeyi tavsiye etmiştir. Tarihsel açıdan tek “insanlık dini” daima kendini “farklı farklı sistemler” olarak ortaya çıkarmış, bununla birlikte bünyelerinde daima kendilerine özgü bireysel farklılıklar içermektedir.

8. Ona göre her bir din için bu tek tek çaba dinler tarihçisinin asli görevidir. Bu görev dinler tarihçiyi aynı zamanda daha yüksek ve daha dolu değerlerin nerede bulunduğunu sezmeye yardım eder.


Ottoya yönelik değerlendirmeler ve eleştiriler


1. Otto, özellikle kutsal, homologus ve analogus mukayese ve dini tecrübe konusunda otto, bu disiplin için hayati öneme sahiptir.

O, klasik dönem din fenomenologların terminolojisini kullanmasa da en geniş manada bir din fenomenoloğu sayılmalıdır.

Din Fenomenolojisine “anlam ve konu derinliği” kazandırdığı kabul edilmektedir. Böylece kendisi dinin morfolojik yapılarına yönelik çalışmalar yapmakla tanınacaktır.

“tamamen öteki” kelimesiyle, “bize bilinen şeylerin ötesinde tamamen başka bir forma, başka bir orijine ve başka bir etkiye sahip olduğunu bizzat kendisi tarafından zorla kabul ettirilen varlığı kastettiğini belirtir.

2. Farklı dini tecrübeler ve fenomenler otto’nun kavramları ile çok zor açıklanabilir.çünkü o objektif ve tanımlayıcı / deskriptif bir tanım değil teolojik (Hristiyan dogmalarını) açıklayabilecek kavramlar seçmiştir. Bu ise onu deneye dayalı veri elde etmek isteyen objektif dinler tarihçilerden fazlaca ayıran bir durumdur.

A priori bilgi, dinin rasyonel olmayan (titretici gizem) tarafına vurgu ve sezgisel gücü de araştırmalarda kullanma tavsiyeleri waardenburg’a göre otto’yu ünlü yapan kritik başlıklardır.

3. Otto, Kutsal karşısında insanın verdiği reaksiyonun fenomenolojik yapısını çözmeye çabalarken alman romantizm akımının etkisinde kalarak dindarın psikolojisine fazla entelektüel olmayan, romantik bir bakış sergilemiştir.

4. Das heilige almanca kutsal demektir fakat İngilizce tercümelerde sacred, kutsalın bağlantılı olduğu objeler için kullanılırken; holy ise direkt kutsalın kendisidir. Eliade sacred’ı kullanmaktaysa da otto’nun numen kelimesinden türettiği ve literatüre kattığı Numinious terimini karşılayan daha doğru ve yakın kelime holy’dir.

5. Otto’nun Kutsal fikrinin Tanrı kelamı sayılmayacağını ama onun büyük yardımıyla Tanrı ve Tanrı Kelamı kelimesini çok daha iyi anlaşılabileceği belirtilmiştir.

6. Kutsalı, din olgusunu tabiata indirgemeden veya başka soyolojik izahlara girmeden aşkın ve felsefi kavramlarla açıklamakta olduğunu söylemektedir. Kant’tan çok etkilenmiş ve öznel olamamıştır.

7. Otto’nun dini daha çok metafizik alana çekmek isteyişi veya kutsallığı, bilhassa ölümsüzlük veya mutlaklık gibi terimlerle izaha girişmesi hatta dinin kökenini, Kutsal’ın tecrübesine dayandırarak açıklaması ünlü İtalyan dinler tarihçi Ugo Bianchi tarafından agnostik olmakla ve tarihsel çalışmalara çok az ilgi duyması şeklinde eleştirilmiştir.

8. Wach’a göre Otto, sayısız dini fenomenin anlaşılmasını kolaylaştırmış, ayrıca onlardaki dini ruhun en dibinde yer alan temel beşer tecrübelerini de söylem haline dönüştürmede büyük katkılar sağlamış usta bir dinler tarihçidir. Özellikle onun “insanlığın dini birliği” gibi bir birim kurmasının nedenini ekümenik ve misyoner kaygıların ötesinde Kutsal’la ilgili gerçeklere ulaşma arzusundan kaynaklandığını belirtmiştir.

9. Yahudi-hristiyan Tanrı fikrine fazlaca saplanmış, böylece kadim din anlayışlarını ıskalamış, kutsala ilişkin bilgi edinmek isteyen meraklı ve modern okuyucuyu hayal kırıklığına uğratmıştır. Hristiyan mistiklerine ve bazen aşırı uçtaki tecrübelere ve onların rasyonel olmayan taraflarına fazlaca yoğunlaşmış ve fenomenlerin benzer, ortak ve farklı yanlarını tespit gibi ana temayı ıskalamıştır. Çünkü önceliği Hristiyan teolojisine yönelik ıspatlama kaygılarıydı.

10. Otto’nun numinous anlayışı dini tecrübenin sadece tek bir yanını izah edebilmiştir. Örneğin Hinduizm ve Budizm gibi dHint dinlerinde huşu, azamet, saygı, güç ve büyülenme profan alana aittir. Bu tür duygular beşeri bir heyecan ve ızdırap hatta kötü duygular olarak kabul edilir. Dahası bu dinlerde nirvanaya ulaşmaz aksine mutlak bir sükunet, selamet ve saadet içinde ilahi varlıkla bütünleşir. Din, bugelenekler için yukarıda sayılan beşeri duyguların girdabından kaçıp sığınılacak bir alandır. Bu açıdan numinous kavramı Yahudilik, İslam ve bazı ilkel kabile dinlerine yönelik açıklamalarda kullanılabilir. Dini tecrübe duygusunu mistik karaktere bağlı olarak analiz etmede ve dini duygunun sadece rasyonel ögelerle kavranamayacağına vurgusu ise takdirle karşılanmalıdır.

11. Kutsal’ı açıklarken klasik mana anlayışının etkisinde kalmış, Dinler Tarihinden çok Din Psikolojisine hizmet etmiştir. Dini tecrübe konusunda Yahudilik, Hristiyanlık ve hinduizme yoğunlaşması oldukça yadırganmıştır.

12. Bireysel tecrübesi evrensel din olgusunu ortaya koyamamıştır. Dini tecrübe kendisitarafından doktrinsel ahlaka indirgendiğini ve protestan liberalizm anlayışına ağır saldırıda bulunduğunu iddia etmiştir.

13. Kutsa’a ilişkin eseri içinde kisve giymiş eski Hristiyan teoloji bulunmaktadır. İnsan tecrübesi Tanrı fikrini tam olarak kavrayamayacaktır ancak o kutsalı ilkel insanın bilinmeyen ve esrarengiz olanla karşılaştığında ortaya çıkan olarak açıklamış ve böylece bir çelişkiye düşmüştür. Tanrı hakkında kesin bilgiyi elde edemeyecek bir alan olmasına rağmen otto, asıl vurguyu insan tecrübesinin yapısı üzerine yaparak konuları ikinci plana itmiştir. Ottoya göreHristiyan telojide yer alan bireysel anlamdaki “Tanrı hiçbir zaman kendisi şahitsiz bırakmaz” öğretisine sahipken, durkheim, kutsalı sosyaşl yapının içinde aramıştır.

14. Sadece dinin görünen yönünü inceleyebilmiştir. (teolog otto, fenomenolog ottoyu kanatlarıyla cennete taşıdı).

15. Eliade, Otto’nun Dinler Tarihine ve metodolojiye katkılarını taktir etmiş ve hatta kutsalla ilgili görüşlerini kendine bir başlangıç noktası ilan etmiştir. Ona göre ottonun çalışmaları daha çok psikolojiktir. Zaman zaman filozof gibi çalışsa da Otto’nun çağdaş batı kültürünün oluşmasına da katkı sağladığı düşünülmüştür.

16. Kutsalı dini bir gerçeklik olarak düşünmesi, O’nu hem bir obje hem de bir süje olarak ele alması gibi nedenlerle metodolojik krize katkı sağlama şeklinde eleştirilmiştir. Tüm sistemini holizm (kutsalcılık) üzerine kurarak ileri gitmiştir.

17. Otto’nun kutsal kategorisi “mana” modeli olarak görülmüş, bu ise yarı teolojik model olup, kudretli kılınmış objelerin kendilerini dini süjelerde ortaya çıkarma esasında ortaya çıkarma esasına dayalı dini yapılara uygun bir anlayıştır.

18. Otto’nun kutsalı “kültürel kutsal” başlığı altında incelenmelidir. Böylece kutsalla ilgili farklı dillerde söylenen kelimeler insanı merkeze alan ve dini kavramlarla onların kültürel bağlamlarını birlikte analiz eden çağdaş Dinler Tarihi için çok önemlidir. Otto’nun kutsal anlayışı, Yahudi – Hristiyan geleneğinden hareket eder. Oysa kutsal dünya dinlerinin tamamı göz önünde bulundurulduğunda çok daha geniş ve karmaşık bir kavramdır.

19. Otto’nun kutsal kategorisi basittir zira dinin en sade anlamını verir. Ancak aynı zamanda kafa karıştırıcıdır. Zira luther’in sadece iman ile aklanma teolojik referansken felsefi zemin kant’ın a priori anlayışıdır. İnsan Tanrı olabilsin diye bizatihi Tanrı insan olmayı murat etmiş ve böylelikle bu iradeyi Mesih yoluyla gerçeğe dönüştürmüştür.


Sonuç

1. Dinler Tarihi geleneğinde “marburg ekolünün” önderlerinden olan Rudolf Otto’nun Kutsal’a dair görüşleri başta Din Fenomenolojisi ve Dinler Tarihi olmak üzere pek çok sahadan bilgiler içermektedir. Çalışmalarının sıradışı olduğu ise muhakkaktır.

2. Otto, dinlerin rasyonel olan ve olmayan yanlarına vurgu yapılarak incelenmesini ister. Böylece dinin özü, zorunlu olarak rasyonelolmayan / gözükmeyen içsel yapısında yani Kutsal’da aranmalıdır, der. Dinin tecellileri rasyonel tarafında arana da öz kesinlikle bu dünyaya ait değildir ve gizemli, titretici ve hayranlık uyandırıcı ve büyüleyici yanı ilahi varlığın bizzat kendisidir. Dinin başlıca temel ögesi Kutsal karşısında beşerin sahip olduğu bağımsız sezgisel bağıştır. Numenous kavramı kendisi tarafından ortaya atılmışsa da tüm din dilinde karşılığı tam olmayabilir.

3. Otto, kendi döneminin akımlarından etkilenerek din tanımı yapmamıştır. O, dinin a priori değerini ve otonomisini dolayısıyla bağımsızlığını, indirgenemezliğini ve nesnel doğasını sürekli savunmuştur.

4. Dinler Tarihi onun için en geniş anlamıyla küresel Tanrı bilgisi yani genel teolojiler toplamıdır. O, bu yönüyle din antropoloğu sayılabilir. Kutsal’ı araştırırken tüm dini kültürler devrede olmalıdır.

5. Tüm dinleri Kutsal’ı tektek tecrübe eden “özel olaylar” olarak görmektedir. Dini geleneklerde farklı gibi gözüken fenomenlerin bile aslında özündeki “Kutsal” bağlamında ortak ve paralel oldukları fakat sadece formlarının farklı olduğunu vurgulamıştır. Bu sebeple özellikle doğu ile batı dindarının ortak çok derin köklerde birleştiğine inanmıştır.

6. Otto, tüm dünya dinlerinde Kutsal’a yoğunlaşırken İslam’da Allah’ın Kuddüs ismi, Allah’ın Tur dağında tecelli edişikarşısında Hz. Musa’nın yaşadığı bu derin dini tecrübeyi, Kabe’yi, Son Peygamber Hz. Muhammed’in ilk vahyi aldığındaki tecrübeyi ve bizzat miraç mucizesini incelemeyi önemsememe gibi büyük bir hata yapmıştır.

Değerlendirmeler ve eleştiriler bölümünde ele alındığı için hocamız sonuç bölümünde tekrara düşmek istememiş ve diğer eleştirileri tekrarlamamıştır.




Dinin merkezi unsuru olarak Dua ve Psikolojiyi vurgulayan Dinler Tarihi:

FRIEDRICK HEILER (1892 - 1967) – Alman (50 sayfa)


İnsanlığın Din Olgusu (Una Sancta Religionum Humanum)’na Adana Bir Hayat


ÖZELLİĞİ: hem modern Katolik görüşler sahibi hem hocası sederblöm yoluyla lutheran, ekumenik çalışmalara uzun yıllar öncülük, tüm Hristiyanları birleştirme ideali (meleksel papalık – Papa Angelicus), tek kutsal kilise isimli bir derginin 25 yıl editörlüğü, tüm dinlerin model çekirdeği olarak Katolikliği görme, kutsal kelam (logos spermatikos), tüm dinlerin üzerinde çalışır. Son dönemine ait Avanjelik Katolik adını verdiği bir fikirden yola çıkarak hocası otto’nun görüşlerini devam ettirerek insanlığa ait tek kutsal bir din anlayışına (una sancta religionum humanum) sahip olmuştur. Heiler’de kritik kavram ve görüş “dua” ’dır. Dua ile sadece Hristiyan mezhepleri değil tüm insanlığın birleşeceğini savunmuştur. Heiler, ülkemizde Dinler Tarihi hocalığı yapan (ankara ilahiyat) annamarie Schimmel’in hocasıdır. Ayrıca hieler hocası otto gibi dinin tüm katmanlarını yani fenomenleri inceledikten sonra öze yani numinous’a ulaşmayı amaçlamıştır.

KÖKEN: Münih, Alman, zahit, Katolik bir aile

BABA:

ANNE:

BİLDİĞİ DİLLER:

ALDIĞI EĞİTİMLER: Münih Üniversitesi, Teoloji Fakültesi, Sistematik Teoloji. Ardından Felsefe, Asya Dilleri ve Psikoloji eğitimi almak için Felsefe Fakültesi, bir Dinler Tarihi klasiği sayılan Dua isimli doktora tezi

MESLEĞİNİ İCRA ETTİĞİ ÜLKE(LER) : Münih, Almanya

MESLEĞİNİ İCRA ETTİĞİ ÜNİVERSİTE(LER): Münih Üniversitesi, Din Tarihi ve Felsefe Öğretim Üyesi, İsveç’te Katolik kalarak Lutheran kiliseye samimiyetle hizmet. Marburg Üniversitesi, Mukayeseli dinler profesörlüğü ve teoloji fakültesi dekanlığı. Aynı üniversitede otto’nun kurduğu Dinler Tarihi arşivi rektörlüğü, Chicago’da misafir hocalık, uluslararası Dinler Tarihinin marburg’ta düzenlenen kongresine başkanlık ve tekrar münih üniversitesi.

ÇALIŞTIĞI ÜLKE(LER):

ÇALIŞTIĞI DİN(LER):

ÖZEL SAHASI:

KRİTİK ÇALIŞMALARI: dinin tezahürleri ve doğası, insanlığın dinleri, prayer: a study in the history and psychology of religion (dua: Dinler Tarihi ve Din Psikolojisi’nde bir çalışma)


DİNLER TARİHİNE KATKISI

Fenomenolojik yaklaşımı:

1. Fenomenleri çeşitli tipolojilere ayırma

2. Katmanlar halinde düzenleme

3. Nihayetinde öze, çekirdek halkada yer alan “deus absconditus” ’a inebilme


a. Heiler’in din tanımı:

Dinin merkez unsuru olarak dua



1. Hocası otto’dan hareketle kutsalı, deney ve gözlem (ampirik) yoluyla numinous anlayışı kendince daha ileri bir kavram ve olgu olarak gördüğü dua şeklinde anlar. Dua, en merkezi fenomendir. Hz. İsa’nın padre nostro duası. İhtiyaç anında bile dua etmeyen, ona göre, Tanrıyı Tanrılığa layık görmemek demektir.

2. Heiler’e göre bir dini tecrübe olarak duanın içkin yapısını belirleyen üç temel unsur bulunur: 1. Yaşayan ve zatı olan bir Tanrıya inanç. 2. O’nun gerçek ve her yerde hazır olan varlığına inanç. 3. İnsanın Tanrı ile dramatik bir şekilde yaşadığı yakın diyaloğa inanç.

3. Dua etmeyen ölü gibidir. Felsefede düşünmek ne ise dinde de dua eymek odur. Duadan daha güçlü bir fenomen yoktur.

Dua hakkında vardığı sonuçlar:


1. Dua, tüm insanlığın Tanrı arayışının en somut ve en gerçek delilidir.

2. Dua dışındaki diğer fenomenler ile ilahi öz olan kutsal anlaşılamaz.

3. Dua, aynı zamanda dini tecrübenin ve pratiğin en belirgin halidir.

4. Kişilerde ve sistemlerde dinin veya dindarlığın olup olmadığını belirlemek dua ile mümkündür.

5. Farklı kültür, coğrafya ve yaşlara göre dua çeşitlilik arz edebilir. Böyleceduanın tarihçesini araştırmak ta aslında Dinler Tarihi anlamına gelir. Bir Dinler Tarihi araştırmacısı söylenirken kayıt altına alınmayan samimi ve büyük duaları öne çıkararak insanlığın ortak büyük duasını öne çıkarabilir ve çıkarmalıdır da. Ancak duada aslolan gizlenmesidir.

6. Duasız bir din veya ibadet özden yoksun, içsel derinliği olmayan sadece resmi bir eylemdir.

7. Dua ile insan ilahi olan ile birleşebilir. Bir diğer ifade ile yer gökler ile, görülen görünmeyen ile bütünleşebilir.

Heiler, duayı dinlerde aldığı anlamları betimleyerek fenomenolojik açıdan tipolojilere ayırarak inceler.



i. İlkel Dua


Heiler’egöre ilkel dua, aslında duaya ait insanın kendiliğinden pişmanlık halini yansıtır ve tüm dua örneklerinin en önemli katmanını sergiler. Bu dua türü aynı zamanda dini deha sahibi, en yüksek dini tecrübelere sahip asil insanlardaki duanın da ilkel bir kalıbını oluşturur. Ona göre ilkel duayı en saf haliyle yine günümüzdeki ilkel kabilelerde buluruz.

ii. Ritüel dua

Heiler, insanların yüksek medeniyetlere sahip olmaya başladığında ilkel duanın sadeliğinden daha kurumsallaşmış ve ayinsel duruma dönüşmüş duaya, yani ritüel duaya doğru yöneldiklerini ileri sürmektedir. O, bu süreci tarihsel olarak ta ele alır ve ilkel duanın bu tür içinde bulunmasına rağmen gelişme gösterdiğini savunur.



iii. Heiler’e göre kadim grek dini, tıpkı Yahudilik gibi etnik kökenli olmasına rağmen evrensel etki alanına sahiptir ve dua açısından kendine özgün karakteristikleri sebebiyle değerlendirilmesi gereken karmaşık Mitolojilerle örgülü bir halk geleneğidir.


iv. Felsefi dua


Felsefecilerin eleştirdiği ve ilkel insanın ibadet formu olarak ele aldığı dua konusunda cevap olarak, duayı reddeden felsefeciler kadar kısmen de olsa duayı kabul eden ve amprik bir din fikrini ideal bir din haline dönüştürmek isteyenler de bulunmaktadır. Heiler duyular üstü tüm alemi reddeden ve pozitivizmi kuran agust come’un bile döneminin pozitivistleri için bir ilmihal kaleme aldığını ifade etmektedir. Böylece düşünen insan pek ala dua eden insana dönüşebilir. Bununla birlikte duanın ilk ve temek formları en mükemmel şekilde peygamberlerde veya din kurucularında tüm çarpıcılığı ile kendilerini sergilemektedir.



v. Mistik Dua

Heiler’e göre “ gerçek” bir duanın en ayırt edici ögeleri mistiklerin dualarında görülebilmektedir. Genel anlamda mistik dua, tüm dünya dinlerinde bulunan mistik halden ortaya çıkar. Mistik anlayışta dua, ruhun Tanrı içinde kayboluşundan başka bir şey değildir. Böyle bir dua türünde Tanrı ile insan sürekli bir diyalog içindedir. Ona göre mistik dua türü hem basit halk inanışlarında hem de peygamberli dinlerde rahatça gözlemlenebilir. Hem Hristiyan mistiklerde hem de Müslüman sufilerde iyice kulak verildiğinde alçak sesle söylenen samimi yakarışları duymak mümkündür. Ona göre tüm mistik dua örneklerinin asıl kökü ve beslenme kaynağı meditasyondur.


vi. Peygamberi olan dinlerde dua

Peygamberane dua kavramıyla Heiler, peygamberlerin duasını kastetmez. Bu kavram peygamberi olan dinlerdeki duaya verilen genel addır. Bu tür duanın en karakteristik özelliği Tanrı’nın etkili varlığını ve insana yakınlığını bütün benlikte hissetmektir. Şeffate dayalı olması bu türün en genel karakteristiğini oluşturur.



vii. Toplu yapılan dua

Bu tür heiler’e göre sadece Yahudi ve Hristiyan geleneklere aittir. Dolayısı ile toplu dua sadece sinagog ve kiliselerde yapılandır. Heiler, klasik batı dogmaları ile yaklaştığı İslam hakkında ise orijinal bir yapıya sahip olmaması hatta Cuma namazlarınon bile toplu kılınsdada aslında bireysel (!) bir ibadet olduğunu iddia ederek kendisini ziyadesi ile küçük düşürmüştür.



b. Heiler’in Mukayeseli Dinler Tarihi anlayışı


Heiler’e göre Mukayeseli Dinler Tarihi Din Bilimleri arasında insanlığın din olgusu konusunda en yakın anlayışı verebilen disiplindir. Ona göre bir dinler araştırmacısı Filoloji başta diğer Din Bilimlerinden istifade etmeyi bilmelidir. Çünkü Dinler Tarihini araştırmak dinleri tek tek araştırmak değil insanlığın genel din anlayışını oluşturmaktır. Bu durum heiler’in 4 temel dinler tarihçi yönünü ortaya koyar.


1. Psikolojik din araştırmaları

2. Akademik kişisel tavır

3. Halkalar halinde öze inen özgün fenomenolojik yaklaşım

4. Fenomenolojik tasnif tipolojileri (küresel önemde)


i. Psikolojik din araştırmaları

Heiler, hocası otto’ya ve arkadaşı soderblöm’a yaklaşarak Dinler Tarihi anlayışını liberal teoloji ile psikoloji arasında bir yere yerleştirmeye çaba gösterir. Buna göre onun psikolojik yöntemlerinin esaslarını şöyle listeleyebiliriz:


1. O, modern Dinler Tarihinin, Din Psikolojisi biliminden tamamen ayrı yolda olmasına rağmen bir açıdan dinlerin psikolojik yönlerine ilgi duyması gerektiğini belirtir. Böylece o, amprik Din Psikolojisi biliminden yana tavır koyar. Ancak heiler’e göre hiçbir metot, din fenomenlerine “tamamen” nüfus edecek bir başarıya ulaşamaz.

2. Ona göre Dinler Tarihinin en önemli başlama noktası, dolayısıyla merkez konularından biri daima saf duyguları içeren halis din anlayışı olmalıdır. Çünkü herşeyden önce din, kendi kaynaklarından ve yüksek değer yargılarına inilerek çalışılmalıdır.

3. Onun için halis din tüm çağlarda ve tüm kültürlerde popüler bir dindarlık olarak daima hayat ve zindelik bulunur. Zira insan kitlelerinin dindarlığı, denizlerin dibindeki sular kadar değişmez ve saftır.

4. Heiler’e göre dini tecrübenin en erken ve en ilkel ifadeleri tek başına halis din hakkında etkin ve tam bir anlama ortaya koymamız için yeterli değildir.

5. Fenomenolojik anlamda yüksek din şahsiyetlerini konu edinip onları yorumlamak ister. Böylece yüksek dini şahsiyetler yani mistikler, kahinler, peygamberler, vaizler, misyonerler, reformcular ve dindeki önemli kurucular, dinin tam olarak anlaşılmasında öne çıkan fenomenlerdir.

6. Heiler’e göre doğal olarak insanda, dinin özüne dair metafizik spekülasyonlara ve mantıki açıklamalara yönelik güçlü bir eğilim vardır. Ancak dini tecrübedeki sadelik, yüksek bir din ideali olarak insanda asla değerini kaybetmez. Öyleki bu büyük kişilerin, karakterdeki beşeri yönlerini, kahramanlıklarını, şairliklerini, çocuksu tabiatlarını ve en önemlisi Kutsal ile olan ilişkilerini ortaya çıkarmak ve dindeki yerlerini belirlemek psikolojik din araştırmalarının görevidir.

7. Modern Din Psikolojisi, yapacağı diğer rutin işlerin yanında, avamdan farklı insanların veya yüceltilmiş psikopatların iman ikrarlarını bir araya getirmek ve bunları olağan tecrübelerden ayıklamakla görevlidir.

8. Dini tecrübe sadece dini açıdan yüksek şahsiyetlerde değil tarihte seçkin bir şekilde yer almış pek çok farklı sahadan tarihi şahsiyet incelendiğinde onlarında son derece sade ve güçlü bir din olgusuna sahip oldukları görülecektir.

9. Halis din olgusu kendiliğinden ve özgürce ortaya çıkan bir dini his olmasını, Dinler Tarihinin en önemli konularından biri sayar. Bu noktada detay fenomenlere inmek icap eder.

10. Din fenomenleri zaman içerisinde kemikleşse de yada tam tersi yozlaşsa da Dinler Tarihinin temel konularındandır.

11. Heiler’e göre insanı merkeze alan tüm psikoloji “içbakış” metoduna dayanır.


ii. Dinler tarihçisinin fenomenlere tavrı ve donanımı

Her şeyden önce Heiler, bir Mukayeseli din bilimcisinin taşıması gereken bilimsel ve kişisel donanımla fenomenlere yaklaşmasını tavsiye eder. İdeal bir bilimsel yeterlilikiçin ona göre şu şartlar gereklidir:


1. İlk şart, katı endüktif metoda sahip olmaktır. Bu durumda herhangi bir teolojik veya felsefi sistemin boyunduruğuna girmeye zorlanmayacaktır.

2. O, endüktif metot için en temel şeyin “kaynak araştırması” olduğunu ileri sürer. Ona göre Dinler Tarihi için en öncelikli ve önemli kaynaklar, dini geleneklerdeki kutsal kitaplar ve büyük dini şahsiyetlerin iman şehadetleridir. Bunun yanında araştırılacak dinin kutsal dili de mutlaka bilinmelidir.

Heiler’e göre, dolayısı ile doğu’nun pek çok kutsal kitabı doğuluların yorumlarından daha başarılı bir şekilde batılılar tarafından hem de daha yöntemsel olarak anlaşılmıştır. Batılılar, doğululardan daha doğru bir şekilde onlara ait metinleri anlamışlardır. (güleyim bari ? Usul-u tefsir, usul-i hadis, usul-i fıkıh ve kelam ilimlerimizden haberleri yok, belli. İslami ilimler metodolojisine yönelik bir eser okuyan bile bunu rahatlıkla görür. Bizim ulemanın vardığı ilmi seviye zirvelerdedir, özellikle geliştirdikleri eklektik ve kümülatif metodolojimiz.- özet çıkaran-)

3. Din ona göre sadece kitaplarda olan bir olgu değildir. Din, hem fert hem toplum bazında yaşayan insanlarda bulunan bir gerçekliktir. Dindarları tarafından yapılan iman ikrarları ve ibadetlerine bizzat katılmak öze inerek anlamayı kolaylaştıracaktır. Çünkü dindarın hayatı ve ibadetleri Tanrının yeryüzüne yansıyan bir vahyi gibidir ve kutsalın farklı kültürlere yansıyan dünyevi açılımlarıdır.

4. Evrensel bir bakış açısına sahip olmak durumundadır. Dinler tarihçi, evrensel anlamda genel din olgusunu inceleyen bir akademisyendir. Max müller: bir din bilen hiçbirini bilmez” cümlesine atıf yaparak Heiler’de, genel din olgusu için tek bir dogmatik dini bilmenin yetersiz olduğunu savunmuştur. Ayrıca ona göre, dinler tarihçisini bekleyen en büyük tehlikenin sadece kendi dinini aydınlık görüp, diğer dinleri karanlık görmesidir.


iii. Katmanlar halinde öze inebilen fenomenolojik yaklaşım

Heiler’e göre beşinci metodolojik gereklilik fenomenolojik metottur. Ona göre dinler tarihçisi’nin, fenomenos’dan eidos’a yani tezahürlerden öze doğru gitmesi gitmesi esastır. Dine her açıdan yaklaşarak dini tecrübenin tam kalbine inmeli, bunu başarırken bilhassa dini törenler, dogmalar gibi sabit formlardan koparak dini hayatın bizzat kendisine “inmeyi” amaç edinmelidir.


Ona göre sadece rasyonel, Filolojik veya psikolojik (sezgisel) yaklaşımlarla din olgusuna yaklaşılamaz. Bunun için dinin özüyle ilgili şu fenomenolojik şartlarda gereklidir:


1. Tüm “gerçek” dini sistemlere saygılı olmak

2. Dinler tarihçinin de dini ve ahlaki değerlere sahip olması

3. Araştırmacının her dinin iddiasını ciddiye alması ve küçümsememesi


Heiler, klasik dönem Din Fenomenolojisini ayrı bir disiplin olarak görmekten ziyade onu Dinler Tarihinin bir metodolojisi olarak görür.


Dinin özüne nüfuz etmek için birkaç fenomenolojik yol bulunmaktadır.


1a. Fenomenlerin yatay (tarihsel) kesimidir. Ona göre bu metot, coğrafik ve tarihsel bakış açısıyla dinlerin tek tek araştırılmasında işe yarar.

2b. fenomenlerin enine kesit (cross - section) metodu olup şu birkaç tip dinlere uygulanır:


1. sosyolojik karakterli dinlere,

2. Tanrısal kavramlara göre dinlere,

3. hayat görüşlerine göre dinlere,

4. psikolojik karakterlerine göre dinlere

3. ona göre üçüncü yaklaşım öze inebilen katmanlara ayrışabilen metottur. O, bu metodun din fenomenlerini iç içe geçmiş şu üç katman halinde incelediğini belirtir:


1a. Dinin en dış katmanında tezahürlerin / yansımaların (ibadet, rit, ayin, namaz gibi) bulunduğu alem vardır. Heiler, buna dinin kurumsal unsuru adını verir ve fiziksel açıdan gözlenebilir, görülebilir, akledilebilir ve dokunulabilir alan olarak görür. Ona göre dinin bu en dış halkası üç ayrı küçük halkadan oluşur:

aa. kültün meydana geldiği kutsal mekanlar, zamanlar ve şeyler

bb. kutsal kelam alanı: Tanrı kelamı, tilavet, Allah’ın yüce isimleri, mit, efsane ve öğretiler

cc. dış dünyanın son katmanı kutsal insan ve kutsal cemaati içermektedir.


2b. dinin birinci iç katmanında asıl alem yani manevi tahayyül alemi bulunur. Heiler’e göre bu katmanda Tanrının görülmeyen varlığını ve görülen işlerini konu edinen dini düşüncelerin yanısıra kutsal imgeler ve onların dindar bilinçte meydana getirdiği fikirler bulunur. Vahy, kurtuluş ve ilahi radenin mesihte olduğu gibi ruha müdahalesi gibi.

3c. dinin ikinci katmanında psişik tecrübeler alemi bulunur. Bu alan dinin mistik unsurunu oluşturan değer boyutlarını içermektedir. Ona göre bu alan, ruhun içinde olup biten deruni şeyleri içermektedir. Buradaki dini tecrübeler, insan ile kutsal objeler veya kutsalamellerin ifa edilmesi anında ortaya çıkan dini değerler olup saygıyı yani kutsal varlığa hürmet etmeyi, Tanrı’ya duyulan korkuyu, imanı ve tam güveni kapsar.


4d. Katmanların merkezinde yani çekirdekte ise objektif alem yani tüm dairesel katmanların merkezinde bulunan ve diğer bütün harici tezahürleri, dini kavramları veya tecrübeleri kendisi vasıtasıyla anlaşılır kılan “ilahi gerçeklik” bulunur.


aa. deus revelatus; burada Tanrı, mutlak kutsallık, tecrübe edilen ilahi “sen”

bb. deus ipse veya deus absconditus: tüm dairesel katmanların tam merkez çekirdeğinde bulunan “mutlak uluhiyet “ olarak “ O ”.


Böylece Heiler’e göre en mükemmel din,kurumsallaşmış ritüelleri ile rasyonel ve mistik unsurları birbirleriyle birleşmiş olan, sonuçta fani varlıkla fani olmayan Gizemli Varlık arasındaki mümkün olan en yakın ilişkiyi kurmayı başarabilen dindir.


iv. Din tasnifleri ve fenomen tipolojileri

Heiler için Tanrı, sınırsız çeşitlilikteki vahy ve ilhamları yoluyla kendisini insanlara ulaştırdığı için mutlak olmasının yanı sıra beşer açısından en büyük rölativizm kaynağıdır.


Ona göre dinler ; Hristiyanlık ve diğer dinler şeklindedir. Böylece o, Hristiyanlıktaki değerlerin tamamının diğer dinlerin de tabiatında var olduğunu söylemektedir. Zira bu değerler evrensel bir doğaya sahiptir. Bu doğrultuda o, “yüksek tip dinler” dediği konfüçyanizm, Taoizm, Hinduizm, Budizm, mazdeizm, Yahudilik, Hristiyanlık ve islam arasında başta Kutsal Varlık olmak üzere yedi temel benzerlik tespit etmiştir.


Heiler’e göre dinler taksinomisi (sınıflandırılması) Filoloji yardımıyla şöyle tasnif etmek ister.

1. Belli bir halka ait dinler

2. Özel bir ırka ait dinler

3. Belli bir çağa ait dinler

4. Bellimbir cemaate ve mezhebe ait dinler

5. Yaratıcı fertlerin dini hayatlarına göre dinler

6. Pek çok karmaşık eğilimlere, düşünce okul ve şahsiyetlere sahip dünya dinleri

7. Dünya çapında bir mezhebe ait dinler



Heiler’in bir kitabına göre dinlerde fenomen tipolojisi 3’tür:


1. Fenomenler dünyası

Kutsal doğal objeler

Kutsal elle yapılan objeler

Kutsal mekan

Kutsal zaman ve sayılar

Temizlenme olarak kutsal eylem

Kurban olarak kutsal eylem

Birleşme eylemi olarak kutsal eylem

Tanrıdan gelen kutsal kelam

Tanrıya yönelik kutsal sözler

Tanrıdan gelen ve ona giden kelimeler

Kutsal yazılar

Kutsal şahıslar

Kutsal cemaat


2. Kavramlar dünyası

İlah / ilahlar

Yaratma

Vahy

Kurtuluş

Ebedi hayat


3. Dini tecrübe dünyası

Temel formlar

Olağanüstü formlar




Heiler’e yönelik değerlendirmeler ve eleştiriler


1. Vecd ve dini tecrübe yaşayanların değil sıradan insanların da iman ve dini tecrübelerine değer veren nadir Dinler tarihçilerden biridir.

O, yaşayan halk dinine vurgu yapabilmiştir.

Sezgi gücüne ve araştırmacının iç bakış ile kendi dini tecrübesine de değer vermesi Dinler Tarihi geleneğine katkılarından biridir.

2. Heiler’in Dinler Tarihine en önemli katkısı, bir fenomenoloğun filolog olması gerektiğinin altını çizmesi ve dinin özüne inmekiçin fenomenlere ait tipoloji, kalıp ve morfolojileri kullanmasını tavsiye etmesidir.

3. Heiler’in özgün yaklaşımı “global fenomenoloji” ve harici unsurlardan dinin özüne doğru hareket eden bir yaklaşım olarak görerek, Leeuw ve Otta ile birlikte alabildiğine teolojik olmakla beraber ampirik ve tarihsel olmayan bir yöntem izleyen Dinler Tarihçisi olarak kabul eder. Empati, saygı, kişisel dini tecrübe ve pekçok kritik konuyu sahaya kazandırmıştır. (özellikle dua vs.)

4. Din Psikolojisi başlığında, dini tecrübe örneklerini fazlaca abartmış ve burada boğulmuştur. Ayrıca o, dua eylemi ile dua metni arasındaki açık ve faydalı ayırımı yapamamış dahası duaya dair kendi görüşlerini belli geleneklerdeki dualara taşımayarak tarihsel yönüne yoğunlaşmakta ve genel dua olgusunun akademik yönünü çoğunlukla ihmal etmektedir.

5. Bazen tasvirci tarihsel fenomenolojiye sahip olan bir bilim adamı olarak nitelendirilmektedir.

6. Kişisel dini tecrübesi bağlamında “mistik mizaçlı bir teolog” olarak tanıtır. Teoloji ve fenomenoloji derin bir ilişki içinde görmesi dikkatlerden kaçmamaktadır.

7. Wach, hocası Heiler’in Prayer adlı ünlü eserini büyük bir monograf ve Tanrı ile insan arasında tarihsel süreç içinde ortaya çıkan sıcak ilişkinin bütün boyutlarıyla ele alındığı bir çalışma olarak övmektedir. Böylece o, dini tecrübenin dua ile derinliğini ispatlamıştır.

8. Normatif teoloji yaparak dogmatik yaklaşmış ve Dinler Tarihini “teolojik Dinler Tarihi” şeklinde kurban vermiştir.

9. Geo Wardengren, İslam gibi evrensel bir dinden yararlanamadığını ve çok az istifade etmesini çok büyük bir eksiklik sayar.

10. Dini olguların ele alınması sırasında çoğu kez tarihsel ve fenomenolojik yaklaşımları birbirine karıştırmasından dolayı çoğu kez şiddetle eleştirildiğini aktarır. o, ayrıca dinin özüne inmek isterken yatay ve dikey metotlarını zikredip kendisine özgün katmansal dairelere yaklaşımı benimsenmiştir. Ancak katmanlar teoridsi Hristiyanlık için uygun olsa da evrensel bağlamda diğer dinler için kullanışlı değildir. Dinler Tarihini fazlaca normatif yaklaşımlarla teolojiye kurban vermiştir.

11. Araştımacının / bilim adamının dini tecrübesinin önemi aslında çok kabul görmüş bir teori değildir. Fenomenolojisi çok boyutlu ve faydalıdır. Nihai gerçeklik dinin nihai objesidir.masa başı bir dinler tarihçi değildir hocası Otto gibi Heiler de hermenötik fenomenolog sayılır.

12. Heiler’in öğrencisi Schimmel, onun onun fenomenolojiye dair hacimli eserini herhangi bir felsefi endişeden uzak ve tamamen endüktif (tümevarım) bir metoda sahip bir Dinler Tarihi klasiği görürken, dua ile ilgili çalışmasını ise bir dinler tarihçisinden beklenen büyük hünerin doğal ürünü olarak değerlendirir.



Sonuç

1. Heiler, Dinler Tarihi ile Din Psikolojisi arasında bir konumdadır. Fenomenolojik yaklaşımına psikolojik bir analiz imkanı sunar. Bunu yaparken de duanın dini tecrübe üzerindeki merkezi rolünden yola çıkarak din tanımlamasına girişmektedir. Böylece dua , aynı zamanda tüm tecrübelerin özünü meydana getirir. Duasız bir din ona göre her açıdan eksik kalacaktır. Ne ilginçtir ki özellikle İslam’da dua ve namazı derinlemesine işleyemeyen ve ıskalayan Heiler, kendi metodolojisi ile açıkça çelişmiş ve klasik doğu bilimcileri zihniyetine sahip, klasikbatılı bakışını değiştirememiştir.

2. O, fenomenleri, sırasıyla ; objeler, kavramlar ve tecrübeler şeklinde üç temel bölüme ayırdıktan sonra bunları kendine özgü katmanlar halinde özeinebilen bir metotla daha alt parçalara ayırarak ele alması dikkat çekicidir. Onun fenomenler dünyası çok inceltilmiş katmanlar halinde olup, en derininde ise Deus revalutus’un gizemli hali olan Deus absconditus adlı çekirdek bulunur. Bu öze inmek onun için fenomenolojinin ana amacıdır. Böylece Dinler Tarihi otonomisini ispatlamış, objektif ve tüm dini tecrübeleri kuşatıcı bağımsız bir alandır.

3. Klasik dönem bir Dinler Tarihi ansiklopedisti olan Heiler, aynı zamanda modern çağda dinlerarası ilişkilerin önemine işaret eden, fakat bununla birlikte Hristiyan cemaatleri kuşatıcı zahir kişiliği ile önemsenmesi gereken bir dinler tarihçidir.

4. Türk dinler tarihçileri için ayrı bir önemi olan Heiler, 1950’lerde, ankara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesinde 5 yıl ders okutan ve cumhuriyet dönemi ilk Dinler Tarihi doktorası Hikmet tanyu’nun hocası olan Annemarie Schimmel’in hocasıdır. Dolayısı ile Türk Dinler Tarihi geleneği, disiplinin tarihinde kutsal fenomenoloji yapmakla bilinen marburg ekolü’ne bağlanmaktadır.


(Özetleyen) ORYANTALİSTLER DAİRE DAİRE İSLAMA YAKLAŞIM KATMANLARI

EN DIŞ DAİRE: OBJEKTİF GÖZÜKEN ŞARKIYATÇI / ORYANTALİST YAKLAŞIM

BİR İÇ DAİRE: İSLAMOFOBİK YAKLAŞIM

BİR İÇ DAİRE: FUNDAMENTALİST ve DOGMATİK HRİSTİYAN YAKLAŞIM

EN İÇ DAİRE: AGNOSTİK GÖZÜKEN AMA ASLINDA KİBİRLİ YAKLAŞIM (NEFRETİNDEN DOLAYI HİÇ BAHSEDEMİYOR BİLE)



(Özetleyen) GEÇMİŞTEN GELECEĞE TÜRKİYE DİNLER TARİHİ HOCA & TALEBE SİLSİLESİ


RUDOLF OTTO

FRIEDRICH HEILER

ANNEMARIE SCHIMMEL

HİKMET TANYU

ÖMER FARUK HARMAN

MUSTAFA ALICI

RIDVAN DEMİR



Dinin sosyal boyutu ve hermenötik Dinler Tarihi:

JOACHIM WACH (1898 - 1955) – Alman (47 sayfa)


ÖZELLİĞİ: Hermenötik Dinler Tarihi’nin temellerini atmıştır. Dinin sosyalojikboyutuna ağırlık vermiştir. Bir dinler tarihçi ve din fenomenoloğu, her bir Dinler Tarihi talebesinini özel ve önemli bir görevi olduğuna inanır.

KÖKEN: Alman Lutheryan, Amerika yaşamında episkopal kilise mensubu, Yahudi filozofu moses mendelsshon’un torunlarından, elit bir ailenin çocuğu

BABA: wach’ın kendisi 4 kuşaktan, babası ise 3 kuşaktan beri hristiyan

ANNE:

BİLDİĞİ DİLLER:

ALDIĞI EĞİTİMLER: Leipzig üniversitesi, münich üniversitesi, berlin üniversitesi (birer-ikişer yıl), Dinler Tarihi, Din Felsefesi, doğu dilleri, ispanya, kuzey afrika, Avrupa ve hindistan’a ziyaretler gerçekleşti.

MESLEĞİNİ İCRA ETTİĞİ ÜLKE(LER) : almanya, Amerika Birleşik Devletleri

MESLEĞİNİ İCRA ETTİĞİ ÜNİVERSİTE(LER): Leipzig üniversitesi, felsefe fakültesi doçent ve ardından gelen yıllarda extraordinarius ünvanını aldı. Brown üniversitesi, Providence (Rhode Adası) ve Chicago Üniversitesi, Divinity School, ABD.

ÇALIŞTIĞI ÜLKE(LER): Almanya, Providence (Rhode Adası) ve ayrıca Chicago, Amerika Birleşik Devletleri

ÇALIŞTIĞI DİN(LER):

ÖZEL SAHASI: Dinler Tarihi, Budizm, mahayana budizmi, sosyoloji, fenomenolojik veya metodolojik çalışmalar.

KRİTİK ÇALIŞMALARI: sociology of religion,types of religious experience- christian and non christian, the comparative study of religions (ed: Joseph kitagawa). Türkçe’ye çevrilen eserleri: Din Sosyolojisi’ne giriş, Din Sosyolojisi, Dinler Tarihi – bilimsel bir disiplin olarak kuruluşuna teorik bir giriş.


DİNLER TARİHİNE KATKISI


Dinler Tarihi

Din Fenomenolojisi

Hermenötik Dinler Tarihi

Şeklinde 3 aşamadan bahsedilebilir. (özeti yapan)


Dinin sosyolojik boyutuna ağırlık veren Wach, özellikle Din Sosyolojisinde çeşitli tipolojik tasnifler yaparak dini tecrübeye yönelik sistematik bir yaklaşım geliştirmek istemiştir. Fenomenleri; anlama, ifade etme ve hissetme gibi hermenötik kavramlar ile açıklamak istemiştir.



a. Wach’ın Din Anlayışı: dini tecrübe ve boyutları

Wach, dini tecrübeyi bizzat yaşayan kişi olarak dini tecrübedenilen şeyin tanımlanabilmesinde esas alınacak 4 temel kriterden bahsetmektedir:

Dini tecrübe ;

1. Nihai gerçeklik olarak tecrübe edilen şeye verilen beşeri bir yanıttır.

2. Sadece akıl melekeleriyle değil aynı zamanda kişinin tüm benliğini de kucaklar.

3. En yoğun ve en mümkün tecrübedir.

4. Sonuçta bunu (dini tecrübeyi) yaşayan kişiyi belli bir tarz içinde davranmaya veya eylemde bulunmaya zorlar.

Wach’a göre din daha çok bir boyun eğme, üstün güce teslim olma, güvenme ve tapınmadır. Sonuç olarak dini tecrübe idrak edici ve Nihai Gerçeklik tecrübesi olupa kıl, etki ve iradeden oluşur.


Kültler ona göre, dini tecrübelerden çıkan veya onlar tarafından belirlenen tüm ameller yani pratik dini ifadelerdir. Bir diğer ifade ile, kültler ona göre dindar insanın eylemleri olup ibadetler bütünüdür.


Dini ifadeler birbirinin sonucu olan üç temel formu listeler: teorik, pratik ve sosyolojik.



i. Teorik boyut

Buna bazen akide din boyutu da diyen wach’a göre dini sezgi ve tecrübede az da olsa daima bir teorik anlatım vardır. Çoğunlukla bu sezgi, düşünce ve semboller sistemi şeklinde kendini belli eder. Bunlar aynı zamanda dinin takipçileri tarafından iman edilen sözleri içerirler ve dinin şifahi tarafını oluşturarak bütün inanç sistemini açık bir şekilde ortaya koyarlar. Bu bütünlüğü sağlayan 2 alt unsur bulunur:

1. Mit

2. Doktrin (öğreti)



ii. Pratik boyut

Wach’ın bu başlıkta ele aldığı mesele aslında Müslümanların amel dediği şeye karşılık gelir. Din, daima kutsalla temas halinde bir şey yapmayı kapsar.



iii. Sosyolojik boyut veya onun bilimsel alanı olarak Din Sosyolojisi

Dinin sosyolojikifadesi, wach’a göre yapısal din boyutudur. Bir başka ifadeyle din, çoğu kez sosyolojikboyutlarıyla ve sosyal bağlamlarla işlev görmektedir. Dinin sosyal ilişkiler ve fonksiyonları sistemi olarak tanımlanması ve alt gruplara ayrışmasını bu boyutta inceleyebiliriz. Cemaat, zümre, mezhep ve kült tipolojileri dinlerdeki en ortak sosyolojik formlardır.


Wach, alman bilgini schleirman’den şu alıntıyı yapar:


“ din tefekkür etmeyecekse o zaman sosyal olmak zorundadır. Bu sadece insanın karakterinde değil aynı zamanda mükemmel bir tarzda işlemek üzere dinin kendi karakterinde de vardır. Sonuçta dinin bir toplumun yapısındaki işlevi, sosyal şekillenmeler ve yapılar üzerindeki etkisi ve dindarlar üzerindeki bireysel etkileşimi araştırıldığı taktirde toplumun dinden hangi noktalarda etkilendiği ortaya çıkabilecektir.


Bu aşamada wach, dindarların fert olmaktan çıkarıp onları dini bir sosyolojik yapıya götüren temel etmenleri inceler. Ona göre, inancın bütünleştirici gücü bulunduğundan dua, kurban ve ayin gibi fenomenler sadece iştirak edenlerin tecrübelerini açığa çıkarmaz aynı zamanda dini grubun karakterini yani teşkilat ve zihniyetini biçimlendirme ve belirlemeye de büyük ölçüde katkıda bulunurlar.


Anlayıcı sosyolojiyi, Dinler Tarihi’nin sistematik bir yönü olarak ele alacak ve geliştirecek olan wach sosyolojisi, aslında dini tecrübenin sosyolojik boyutunun bizzat kendisi demektir ve bir bakıma “ sosyolojik boyuta ağırlık veren Dinler Tarihi olarak anlaşılmalıdır.


Din Sosyolojisi çalışmasının önemine değinen wach şu önemli başlıkları sıralar:

1. Din Sosyolojisi, Dinler Tarihine konular sunar.

2. Sosyoloji, dinin hem kaynağı hem de fonksiyonuna dair bilgiler verir.

3. Sosyoloji genel ve özel anlamda kültürlerin ve dini birlikteliklerin incelenmesini sağlar.

Wach, Din Sosyolojisini şöyle tanımlar: “(Din Sosyolojisi), din ve toplum arasındaki etkileşimi araştıran bir disiplin olup dini anlamda belli bir sosyalleşme ile onun biçim ve şekillerinin incelenmesini de sağlar.”


Wach, Din Sosyolojisi alanında pek çok güçlük ile karşılaşılabileceğine değinir. Örneğin, dini ve sosyal fnomenlerin incelenmesine katkı sağlayacak malzemenin çokluğu, kapsamının genişliği ve dinin kendine özgü inlkar edilemez niteliği ile ilgili meselelerdir.

Ona göre “dinler, ilahi vecd tecrübesi ve dar bir cemaat ile ortaya çıkmıştır.”

Wach sosyolojik vurguyla dinlerin tarihsel gelişimi için şu üç safhalı modeli takdim eder :


1a. Birinci sırada din kurucularının safhası vardır. Tarihsel gelişime sahip dinlerin kuruluş aşamasına dikkat çeken wach’a göre bir kuruluş hikayesi ve kurucusu olan dinler, dinamik, etkili bir kurucu bireyin, kendi karizmasının gücü ile iyi temellendirilmiş öğretilere sahip olduğundan mutlaka bir başlangıç safhasına sahiptir. Bu anlamda bu tür dinler, tarihseldir.


2b. wach’a göre kurucunun ölümünden sonra dinin gelişiminde yeni bir safha ortaya çıkar: kardeşlik. Gittikçe çoğana halka yeni ve daha kompleks organizasyonlara ihtiyaç hissedecek, kurucunun öğrencilerinin devreye girmesi ile orjinale bazı eklemeler ve yorumlar getirecektir.


3c. kardeşlik safhası zamanla yerini üçüncü evreye bırakacak ki bu evre kaçınılmaz olarak “dinin yavaş yavaş kalıplaşmış cismani yapıya (mesela bir kilise cemaatine) dönüşmesini sonuç verecektir. Bu son evrede kurucunun bütünkarizması rutinleşir ve tüm öğreti, ritüel ve ibadetler cemaatin formel bir kılişesi haline dönüşür.


Wach’a göre, dinler tarihçi ve din sosyoloğu, bu dinlere özgü idealleri tarihsel bir süreç ile birlikte incelemek zorundadırlar. Ancak burada dikkat edilecek husus şudur: wach’a göre, Din Sosyolojisi bunları incelerken öznel davranamaz. Bununla birlikte o, normatif te (kural koyucu) olamaz. Buna karşın bu alan, psikolojiye nazaran yönlendirilen bir disiplin olmaktan ziyade teolojikçalışmalardan beslenen bir disiplinidir. Hatta ona göre Din Sosyolojisi, bir dini araştırırken o dinin topluluğunun karakter ve yapısını ve özgün sorunlarını da dikkate almalıdır.



Din Sosyolojisi onun için aynı zamanda tipolojik tasnif bilimidir. Bu noktada kendisi şunlara dikkat edilmesinin tavsiye etmiştir:

1. Formel ve tarihsel sistematik tasnif: belli dinlerin, dini cemaatlerin, objektif formların ve belli şahsiyetlerin tarihlerini ele almak.

2. mekana bağlı tasnif: kıta, ülke, ırk, halk ve kabile bağlamında coğrafi, Antropolojik, etnografik açılardan yapılan sınıflandırmadır.


3. Zamana bağlı tasnif: belli bir dönemdeki Dinler Tarihi incelemesi olup değer hükümlerine göre ve betimleyici olarak yapılabilir.


O, ayrıca tipolojik açıdan dinlerin dünya görüşleri bağlamında bir tasnif yapar.

Kendisi, ikinci bir bakış açısı olarak Gnostik geleneklerde (mandeizm, maniheizm, budizm) dünyaya ve dünya hayatına karşı olumsuz bir bakış açısının gayet farkındadır. Çünkü dünya bahsi geçen geleneklerde kötümser bir bakış açısı ile kötülüğün ve ızdırabın yegane kaynağıdır. Kurtuluşun tek çaresi de katıksız bir şekilde dünya ve dünya hayatına karşı olmaktır.


Bununla birlikte o, üçüncü bir bakış açısı ile Yahudi, Hristiyan, islam ve kısmen mecusilikte dünyaya karşı olma eğilimi kısmen gözükse de dünya insanın bakış açısına göre şekillenir. Metafizik ve ahlaki bakımdan olumsuz bir değeri olsa da bu yansıma korunur.


Dinlerdeki sosyal formlar; aile, klan, ırk, hak, millet gibi şekillerle ortaya çıkarlar ve bu dini sosyolojik formlar içinde dinin yorumlanma biçimleri de doğal olarak birbirinden farklı görünecektir.


Wach’ın tipolojik, sosyolojiktasnifine göre:


1. Doğal gruplar açısından dinler:

2. Aile kültü din tipolojileri

3. Akrabalık kültüne bağlı din tipolojileri

4. Mahalli kültler bağlamında din tipolojileri

5. Irka ait kültler açısından din tipolojileri

6. Ulusal kült bağlamında din tipolojileri

7. Cinsiyet ve yaş üzerine kurulmuş dini cemaatler

8. Bir teşkilata sahip olup olmama açısından dini gelenekler

(Wach’a göre gizli cemiyetler içeren gelenekler)


Nihayetinde o, kendi din anlayışı bağlamında her dini, senkretik karakterde görürken genel anlamda dinleri ve çoğulculuğunu Antropolojikaçıdan gerçek ve kaçınılmaz bir durum olarak algılamıştır. O, Nihai Yüce Varlığa yönelik çoğulculuğu açıklamak için 3 yol benimser:

1. Tarihselciliğe ve rölativizme meyletmek

2. Klasik oluş ölçülerini gözetmek

3. İnsanlığın derin Antropolojik verilerini öğrenmek için yeni yapıcı çözümlere yönelmek


c. Wach’da Hermenötik DinlerTarihi

Kendisine hermenötik teorilere yönelik sempati kazandıran kişiler arasında anlayıcı sosyolojisi ile weber, ayrıca scheleirmacher, scheler, dilthey, boeckh ve martin buber sayılabilir.



i. Dinler Tarihinin mahiyeti

Wach’a göre Dinler Tarihi iki ana kola ayrılır.

1. Genel Dinler Tarihi (tarih öncesinden başlayarak tarih içindeki insanlığın din tecrübelerini “genel tarih” düzleminde inceleme)

2. Spesifik bir din üzerinde tarihsel çalışma (amprik / deneyle ispatlanabilir bir alan olarak, tarihsel fenomenlerin özgün safhalarıyla ilgilenme)

Şurası çok açıktır ki Wach, aynı zamanda Genel Dinler Tarihi adı altında; Din Felsefesi, teoloji, Din Sosyolojisi, Antropoloji, psikoloji gibi tasvirci bilimleri kuşatan, otonomisini ispat etmiş bir Dinler Bilimi arzu etmektedir. Böylece o, Religionswissenschaft’a en geniş anlamıyla Din Bilimleri adını verecektir.


Gözde öğrencisi Japon asıllı Kitagawa’ya göre hocası wach, Mukayeseli din terimini sömürgecilik dönemini hatırlattığı için onun yerine daha çok Mukayeseli dinler bilimi ifadesini benimsediğini söylemiştir.


Bu bağlamda Wach’ın özgün çabaları 3 başlık altında toplanabilir:

1. Hermenötik (yorum bilgisi)

2. Dini tecrübe çalışması (fenomenoloji)

3. Din Sosyolojisi

Ona göre her ne kadar Dinler Tarihi aslında bir dinler ansiklopedisi anlamına gelse de başlanması gereken ilk basamaktır. Çünkü tüm data ve detaylarbir malzeme olarak Dinler Tarihinde mevcuttur. ayrıca, dinlerin mahiyeti, karakterleri ve işlevleri de yine burada mevcuttur. müller’den alıntı yapan wach” Dinler Tarihi insanlığın gerçek tarihidir.” Diyerek tarihselmetoda da vurgu yapmayı ihmal etmemiştir.


O, dinleri sistematik olarak betimlemek isteyen disiplinin bunu kendi tarihi boyunca 2 şekilde yerine getirdiği belirtir:


1. “Zamana bağlı kalarak eş zamanlı” yani dinlerdeki gelişim ve var olışa dikkat ederek

2. Diyakronik yani ardıl zamanlı olarak

Böylece wach, Mukayeseli tarihsel yaklaşıma kısaca tarihsel metot derken, tarihi dışlayan fenomenolojik yaklaşıma ise sistematik araştırma adını vermiştir.


O, Antropolojik açıdan fenomenlerin anlaşılması için felsefenin temel kaynaklarının kullanılmasını tavsiye eder. Dinler Tarihinin Hristiyan teoloji ile olan ilişkisine değinmeyi de ihmal etmeyen Wach, “ Tanrı, hiçbir zaman kendini şahitsiz bırakmaz” diyerek Hristiyan dogmalarını, ritüellerini ve detaylarını başta olmak üzere diğer dinleri daha geniş bir perspektiften yani Dinler Tarihi aracılığı ile keşfedebileceğimize vurgu yapar.


Ona göre, Dinler Tarihi artık teolojiden ayrılmış ve Din Felsefesi de yapmayı bırakmış bir bilim olarak dinin özünün belirlenmesi ve dinlerde hakikat meselesi gibi konuları bu iki bilime bırakmış, kendisi de dinin kaynağı ve işlevinin belirlenmesi işini ise sosyal bilimlere emanet etmiştir. Dinler Tarihine bırakılan en mühim başlık ise dinin anlamı yani bizzat dindarları için ne anlam ifade ettiği konusudur.


O, Dinler Tarihi’nin kendi otonomisini kazanmak için bir mücadele vermesi gerektiğine inanır. Bu sorunun altında Katolik ve protestan teologların yattığını da açıkça ifade eder. Çünkü onlar bu sahayı kendi arka bahçeleri olarak görmekte ısrar etmektedirler. Bununla birlikte o, bilimin otonomisini güçlendirecek ve onun her ne kadar çok katkıları olsa da Din Felsefesi ve teolojiden ayrılmasını sağlayacak bilimsel çalışmaların hala yapılamadığına yönelik serzenişte bulunur. Bununla birlikte o, 1930’lardan sonraki çalışmaların disiplinin otonomisine çok katkılar sağladığını da itiraf eder.



ii. Dinler Tarihinin Vazifesi

1. Öncelikle Dinler Tarihinin dini hissiyat ve anlayışı genişletilmeli ve derinleştirilmelidir. Bu, sahanın pratikteki anlamı açısından mahiyetini de ortaya koyacaktır. Böylece genişleyen ve derinleşen bu sahanın verileri dindarın kendi dinini anlamasına çok yardımcı olacak, en azından bazı katkılar sağlayacaktır. Bu durum, Din Sosyolojisi bağlamında, sırasıyla, kült, kurum veya cemaat içindeki her öğretiye dair yönü için doğru bir hareket olacaktır.

2. Ona göre “Mukayeseli yaklaşım” misyonunu eda etmiş olsa da geçmişte pek çok fayda sağladığı muhakkaktır. Yine de o, mukayesenin önemine sıklıkla vurgu yapmaktan çekinmez.

3. Dinler Tarihinin bir diğer görevi her bir dinin ruhunun ne kadar güçlü, ne kadar zayıf ve ne kadar dayanıklı olduğunu göstermek, her yeni başlangıç içinde onun kendini nasıl tezahür etttiğini ortaya çıkarmaktır. Bu ruh ona göre ancak dinin dogmatik, kültik ve sosyal ifadeleri aracılığıyla anlaşılabilir.


4. Din dili mecburen dinin ifadesini onun da hermenötik yorumlamanın önemini işaret ettiği ortadadır. Böylece ifade edilenden fazlası olan gerçek duygu ve niyetlerin keşfi ortaya çıkacaktır.


5. Bir dinler tarihçinin 3 temel görevi söz konusudur:

1. Sahadaki son gelişmeleri takip etmek

2. Kimseyi incitmeyen bir din tanımı bulmak

3. Dinlerarası ilişkilerin yöneldiği çizgileri göstermek


6. Dinler Tarihinin bir diğer görevi hermenötiğe dayalı bu alanı aamprik ve betimleyici bir metot ile normatif olmayan bir yaklaşım sergilemektir. Dinler incelenirken tartışmasız bir öneme sahip ilk şeyin belki de objektiflik olduğuna vurgu yapar.

7. Dinler Tarihinin ana hedefi insan hayatının en şerefli ve özel alanına – başka hiçbir disipline nasip olmayacak derecede- derinlerine ulaşma hedefi taşımasıdır. Bu hedefin bir sonu da yoktur.

8. Dinler Tarihinin asıl vazifelerinden biri de din ve din olgusunu yıkmak ve yok etmek değil bilakis insanın merkezinde yer alan kutsalı keşfetmek ve derin dini tecrübeleri ortaya çıkarmaktır. Bir din karşıtı, wach’a göre bir dinler tarihçi olamaz.


Sonuç olarak Wach’a göre Dinler Tarihinin görevi tarafsız bir şekilde dinleri ve gelişim süreçlerini tarihsel ve soyolojik açılardan fnomenlerin anlattığı şeyleri ihmal etmeden incelemektir.



iii. Fenomenleri anlama

1. Gençlik yıllarından itibaren anlama sorununa eğilen wach, ömrünün sonlarına doğru hermenötik yaklaşıma kendisini adamıştır. Birleşik devletlere göçünün ardından o, hermenötik problemi bir yorum teorisi olarak görecektir.

2. Ona göre dinleri anlamaya yönelik Dinler Tarihinin geçirdiği 3 önemli evre vardır.

1. Kuruluş dönemi (samimice dinleri anlamaya çalışma evresi. Teoloji ve felsefeden ayrışan dönem. Dinlerin benzer yanlarına yönelmenin sık yaşandığı dönem) (özetleyen: hiç de öyle değil. (Tamamen sömürgeci ve misyoner karakterli bir evre aslında)

2. Pozitivist heyecanlarla dine yönelik Filolojik ve tarihsel ilginin arttığı dönem. Betimleme bu dönemin en önemli aracıdır. Dinin kaynağını belirlemek isteyen bir takım hatalı teoriler bu döneme damga vuracaktır.

3. Epistemolojik ve metafizik açıdan çeşitli din tanımları yapılan dömnem. 20. Yüzyılın başında ortaya çıkan dinler tarihçilerin çabalarını yansıtan, dini tecrübenin kutsal ile ilişkisine yoğunlaşan bir dönemdir.


3. Wach, anlamanın üstadı olatrak gördüğü Albert schweitzer’den latince bir cümle aktarır:

“Interpres nonfit sed nascitur”

“Yorumcu sonradan olunmaz ancak doğulur.”


4. Bir başka Alman filozof August Boeckh’den de derinden etkilenen wach, anlama işini 3 evreye bölerek gerçekleştirmek gerektiğine inanır.


1. Önce olup biteni, var olanı yeniden zihninde kurgulaması

2. Kişinin kendi düşünce, eylem ve eğitiminin yardımı ile anlamaya çaba göstermesi

3. Son aşamada ise artık bir amaç olarak insan tabiatının ve kişiliğinin odağının farkına vararak kültürel bir ortamda ortaya çıkan sonuçları gözlemlemesi lazımdır.

5. Dinler tarihçi kendi sübjektif görüşleri,ni katmadan fenomenleri objektif olarak gözlemlemek ve anlamakla yükümlüdür.


6. Yorumlama işini çok iyi özümseyen wach, elde ettiği derin hermenötik bilgisiyle anlama işinin mahiyetini, onun zihinsel gelişim safhalarını ve onun somut halini özellikle teolojik anlamada metafizik ile ilişkisini çok önemsemiştir. Varlığı yorumlarken sırasıyla, onun için, materyalist yorumlama, psikolojik yorumlama ve ruhani yorumlamadan bahsetmek mümkündür.


7. Wach, hermenötiğe göre dini fenomenleri anlarken ortaya çıkacak bir takım zorlukları şöyle sıralar:


1. Sonuca götürücü her türlü bilgi / belge eksikliği (örneğin ölü dinleri incelerken)

2. Nitelik açısından empati kurabilme eksikliği

3. O dinin kritik kavramlarını idrak etme eksikliği (böylece dine içerden değil dışardan bakmak zorunda kalma)


Bilginin ilk halindense son ve gelişmiş hali daha üstündür. Bu sebeple son 150 yıllık Dinler Tarihi birikimi, geçmişe nazaran anlama işimde daha süratli ve daha başarılıdır. Daha özel bir anlamda ise dinlerdeki tecrübeyi sanlamak üzere o, dini ifadelerden mitler konusuna da bakılmasını öğütler. Modern bilincimiz, “ilkel bilinci” anlamakta yetersiz kalabilir. “insana bakışta zihnin ve ruhun toptan bütünlüğü esas olmalıdır.”


8. Çok ve objektif bilgi edinme gerçekleşirse ardından önemli-önemsiz, büyük-küçük gibi ayrıştırma ve sınıflandırma ve dolayısı ile daha iyi anlama gerçekleşecektir.



9. Hermenötik, fenomenolojiden tam olarak ayrıştırılmalı ve öyle anlaşılmalıdır. Duygusuz değil bilakis içinde duygu taşıyan özellikle de din duygusu taşıyan tarafsız bir gözlem işle çok güzel sonuçlar elde edebilir.


10. ona göre din fenomenlerini anlamak için bazı şartlar gerekir:

1. öncelikle en geniş anlamda bilgi edinme

2. fenomenleri anlayacak samimi duygulara sahip olma

3. İstekli bir şekilde fenomenlere (yönelik anlamaya) ilgi duyma

4. kendi dindarlık tecrübesini diğer din(leri) anlamaya yönelikkullnma yeteneği

5. din kurucuları, kurban veya dua gibi hermenötik yorumlamayla dinlerdeki klasik din formalarını iyi kavrama


Her klasik bir tipolojik şeyi temsil eder. Her klasik nesilden nesile aktarılır. Böylece wach, Mircea Eliade’nin ‘arkaik’ dediği şeye daha erken bir dönemde ‘klasik’ der.



Wach’a yönelik değerlendirmeler ve eleştiriler


1. Öğrencisi kitagawa’ya göre wach’ın akademik hayatı 3 aşamadan oluşmuştur:

1. Hermenötik aşama

2. Sosyolojik(din) aşama

3. Anlama / izah etme (Din Felsefesi ve teolojiyi, Dinler Tarihinden ayırarak dikkatlice kullanma)


Sonuçta her dinde kurtuluş kavramına odaklanmıştır.


2. wach, Din Sosyolojisini genel ve sistematik Din Bilimi altında bir bilim dalı olarak görmüştür. Böylece o, tamamen Dinler Tarihi’ne yardımcı olmaküzere bilişsel, tarihsel, fenomenolojik ve sistematik bir Din Sosyolojisi geliştirmiştir.

3. onun sosyolojisi, weberci bir bakış açısına sahip olup ilkel dinlere kadar yayılmayı amaçlayan Mukayeseli bir sosyolojidir. Ancak din tanımında onun ortaya koyduğu formlar bilhassa mistisizm uzmanları tarafından değerlendirilmiş ve sonuçta açıkça tecrübeye dayanmadan, daha ziyade semboller ve yapılaryoluyla anlaşılan olgular gibi sunulduğu ileri sürülmüştür.


4. II. Dünya savaşı öncesi hollandada fenomenoloji hakimken Almanya Dinler Tarihi ekolünde ise özgün bir hermenötik gelişmiştir. (özetleyen: çok önemli)

Sharpe, onun için, bu didiplinin tarihinde getirdiği en önemli konunun, hermenötiği disiplinin içine kökleştirmesi sebebi ile ortaya çıkan yenimetodolojik zorluklar olduğunu belirtmiştir.

5. Onun yöntemi; dini kaygılar taşıyan, betimleyici, fenomenolojik sezgiye ağırlık veren ve dünya üzerindeki bütün dinleri kuşatmayı arzulayan bir yaklaşım olarak görür.bu bakımdan wach’ın anladığı şekliyle Dinler Tarihi, tüm kültürlere ve dinlere ait, teorik, pratik ve sosyolojik fenomenlerin anlaşılmasına çaba harcayan bir disiplindir.

6. Werblowsky’ye göre bir dinler tarihçi değil bir teolog’tur. Özellikle the comparative study of religion adlı eserini sert bir dille eleştirmiş ve hitap ettiği kesimin dinler tarihçiler değil, kendi meslektaşları olan teologlar olduğunu söylemiştir.

7. Hem kıta avrupasını hem de yeni dünyayı bilen biri olarak o, genel Dinler Tarihi disiplinini klasik dönemden çağdaş döneme taşımayı başarmış bir simadır. Ayrıca onun daha sonra anlama ve yorumlamaya yönelik hermenötik biliminin küresel boyuta taşınmasına katkı sağladığı ve Chicago üniversitesi’nden halefi eliade’yi de etkilemeyi başardığı düşünülmüştür.

8. O, zaman zaman teoloji sahasına kayarak, vahy ve Nihai Gerçeklik gibi kavramlar kullanıyordu.

9. Dinler Tarihinin anlamı, otonomisi ve vazifesi ile ilgili yanılsamalarla dolu metodolojiye ilişkin çelişkili katkılar sunduğunu düşünenler olmuştur.

10. Bariz farklılıklarla birlikte Otto geleneğinin bir devamı olarak görülmüş olsa da “sosyolojik boyutta bir mukayeseci” olarak sadece sosyolojiye değil aynı zmaanda Mukayeseli Din Bilimine ciddi katkılar sağladığı düşünenler de olmuştur.

11. Kimileri ise wach ile eliade arasında bariz farklılıklarla birlikte Dinler Tarihi anlayışı bakımından pek çok ortak noktaya sahiptirler. Wach, eliade’den önce Chicago ekolünün bel kemiğini oluşturan “ yeni hümanizm” anlayışına benzer fikirlere zaten sahipti.




Sonuç


1. Joachim wach, genel olarak disiplinin ana hedefi diyebileceğimiz fenomenleri anlama, yorumlama ve tipolojik tasnif konusunda kritik katkılar sağlamıştır. O, fenomenleri tipolojik anlamda 3’e ayırarak incelemiştir.


1. Teorik düşünce

2. Pratik eylem

3. Cemaate dayalı arkadaşlık

Ağır eleştiri alacağını bile bile aşırı Hristiyan idealizmine sahip bir teolog olarak suçlanmış ve çalışma alanına Hristiyanlığı da ekleyerek sanki merkez din görüşünü açıkça ilan etmiştir.


Ona göre, dindeki her fenomen kesinlikle başka bir anlama fırsatı vermemek üzere dini bir yansımka olarak angılanmalıdır. Dinin özü Kutsal’ın tecrübesi olduğu için sosyolojik boyut, kesinlikle dinin bir amacı ve hedefi değil bu tecrübeyi anlamak için gerekli bir çehredir.


2. ona göre, hermenötik Dinler Tarihinin asıl görevi, daha çok insanlığa hizmet edecek şekilde dinlerin amprik yönlerine vurgu yapması ve dinleri bu bağlamda betimleyerek incelemesidir. Anlam ve anlamaya büyük önem veren kendisi, araştırmacının sadece doğru bir şekilde fenomenleri betimlemekle kaşlmamasını aynı zmanada kendine uygun bir ‘Kutsal algısını’ basamak olarak kullanarak, ürün verici, kendine özgün dini sezgisel gücünü ve tahayyülünü devreye sokmasını tavsiye etmiştir.

Wach’ın Dinler Tarihi anlayışı, başta Din Sosyolojisi olmak üzere diğer bütün Din Bilimlerini kuşatıcı bir genişliktedir.


3. bu bakımdan Wach, Kutsal’ın tecrübesinin, müzik, sanat, dans, sosyal hareketler gibi çeşitli beşer ifadelerinde ortaya çıkmasına ilgi duyduğu için daha çok sosyolojik boyuta ağırlık vermiş bir dinler tarihçidir. Ayrıca o, sonraki kuşak dinler tarihçiler için “en dışa yansıyan” fenomenlerin sosyal boyutunun ihmal edilmemesi gerektiğini bildirmiştir.


4. wach, özellikle avrupa’daki hermenötik tartışmaları yeni dünyaya, özellikle de kuzey amerikaya taşıyarak kendi anlayış ve kültürünün orada da kök salmasına önemli katkılar sunmuştur.


Dinler Tarihinde Tarihsel Fenomenolojinin kıuruluşu:

RAFFAELE PETTAZZONI (1883 - 1959) - İtalyan (46 sayfa)


ÖZELLİĞİ: Roma ekolü olarak bilinen İtalyan dinler tarihçiliğinin “kurucu babası”, etnolog, fenomenolog, arkeolog, pozitivist, tarihsel mukayese metodu kurucusu

KÖKEN: italyan

BABA:

ANNE:

BİLDİĞİ DİLLER:

ALDIĞI EĞİTİMLER: Bolonya üniversitesi, edebiyat bölümü, İtalyan Arkeoloji okulu

MESLEĞİNİ İCRA ETTİĞİ ÜLKE(LER) : Sadece italya (Kilise ve faşist iktidar arasında bir ömür)

MESLEĞİNİ İCRA ETTİĞİ ÜNİVERSİTE(LER): roma üniversitesi, Bolonya üniversitesi, tekrar roma üniversitesi(son 30 yılı), Dinler Tarihi kürsüleri, ÇALIŞTIĞI ÜLKE(LER): sadece İtalya

ÇALIŞTIĞI DİN(LER): semadirek adasında grek din ve kültürü (MA), Trakya denizinde büyü ilahlarla ilgili inançların kökeni, sardunya adasında ilkel din

ÖZEL SAHASI: fenomenoloji, Filoloji, Arkeoloji, Etnoloji

KRİTİK ÇALIŞMALARI: II. Dünya Savaşı’ndan önce roma’da edebiyat ve felsefe fakültelerinin Etnoloji dersleri, Roma üniversitesi’nde ilkel medeniyet enstitüsü kurmuştur. 1962-1965 arası II. Vatikan Konsili ön çalışmalarını öğrencileri ile programlayarak İtalyan bilim çevrelerini aydınlatmıştır. Dünya Dinler Tarihi cemiyeti (IAHR), Leeuw’den sonra 2. Başkanı, italya Dinler Tarihi cemiyetinin kurucu ilk başkanı (1951- ölümü 1959’a kadar).

İngilizce eserleri: 2 tanesi önemlidir: essays on the history of religions ve the all-knowing god: researches into early religions and culture

İtalyanca eserleri: le origini de Kabiri nelle isole del Mar Tracio, la religioneprimitiva in sardenya, la religione nella gracia antica fino ad Alessandro, dio: formazione e sviluppo del Monoteismo (3 cilt planlamış ancak 1. Dünya savaşının patlak vermesiyle sadece 1. Cildini çıkarabilmiştir. Tanrı: Dinler Tarihinde tekTanrıcılığın oluşumu ve gelişimi-I: İlkel haklarda göksel varlıklara inanç), I Misteri, La confessione dei peccati, saggi di storia delle religioni e di mitologia, miti e leccende, pettazzoni, italia religiosa, L’Essere supremo nelle Religioni Primitive, religione e Societa.


Dergiler: 1920 -1940 arası italya’ya yönelik storia delle religioni (Dinler Tarihi) adıyla 14 ciltlik dev bir Dinler Tarihi araştırma serisi

1929-1937 arası Testi e documenti per la storia delle religioni (Dinler Tarihine yönelik metinler ve dökümanlar) adıyla 7 ciltlik bir külliyat

1925 – 1954 arası İtalya Dinler Tarihi derneğinin yayın organı hükmünde olan studi e materiali di storia delle religioni (Dinler Tarihi araştırmaları) adlı bilimsel bir derginin editörlüğü


1954’te IAHR’ın (Dünya Dinler Tarihi cemiyeti) son derece önemli olan bilimsel dergisi Numen’in kurulmasına ön ayak oldu ve bir süre editörlüğünü yürüttü ve bu derginin eklerini Studies in the history of religions serisiyle yayımlamaya başlamıştır.


Kendi başkanlığı döneminde (IAHR), Hollandalı din fenomenoloğu Bleeker’in gözetiminde International Bibliography of the history of religions adıyla küresel çapta çeşitli dergilerde yayımlanan Dinler Tarihi makalelerinin indeksini veren bilimsel bir bibliografya dergisini yayın hayatına sokmuştur.


DİNLER TARİHİNE KATKISI


Pettazzon’nin Dinler Tarihine katkısını 3 başlıkta toplanabilir:


1. TekTanrıcılığa bağlı olarak Yüce Tanrı inancı etrafında geliştirdiği din kaynağı

2. Antropolojiye ve yorumlayıcı Mitolojiye dair çabaları

3. Tarihsel fenomenolojik metot


a. Pettazzoni’de dinin kaynağındaki yüce Tanrı


Dinin kaynağındaki temel unsurlardan biri olarak tekTanrıcılık fikri vardır. İlkel monoteizm (urmonotheismus) teorisiyle Pettazzoni’nin ifadesiyle “ Yüce Varlığa inancın yüksek karakterine, onun mutlak ilk oluşuna ve diğer inançlara kıyasla O’nun üstünlük ve eşsizliğine aşırı vurgu yapıyordu. Ancak o, schmidt’in urmonotheismus teorisinifazlaca belirsizve hatalı bulmuştur. Sebebi de şudur: vahşi kabilelerde bulunan yüce varlıklar düşüncesini aslında hiçbir zaman onlarınki gibi olmayan gerçek tekTanrıcılığa benzetmesidir. O, bu fikrin kademeli bir şekilde ve kaçınılmaz olarak çokTanrıcılıktan doğmuş olduğunu kabul etmez.


TekTanrıcılık inancı ona göre politeizm’den daha sonradır. Ancak evrimcilerin ileri sürdüğü gibi ondan doğup, gelişmemiştir. monoteizm, hem monoteizmden hem de ilkel monoteizm’den doğmamıştır. Politeizm Pettazzoni’ye göre evrimci bir süreç içinde gelişirken, monoteizm devrimci araçlarla oluşur. Bir başka ifade ile o, monoteizm içinde ortaya çıkan herbir gelişmenin din adına yapılan bir devrim olduğunu savunur. Sonuçta ona göre tekTanrıcılık kamil bir dini hayattan ortaya çıkmıştır.


TekTanrıcılığın başlama noktasını Hristiyanlık olarak değil aksine monoteistik dinlerden başlatmanın metodolojik yaklaşıma daha uygun olduğunu söyleyen Pettazzoni böyle bir yaklaşımın bilinenden bilinmeyene doğru bir yol izlenmesine ve bilinmeyene doğru tekTanrıcılığın mahiyetini anlamamıza yardım edeceğini düşünmüştür. Tek Tanrıcı büyük dinlerin doğup geliştiği kültür ve gelenek hep çokTanrıcı ve benzer oldukları görülür. Peygamber tebliği o toplumu sür’atle ıslah edip, düzenler. Sema veya gökler de diyebileceğimiz alan insana teofani (ilahların tecellisi) duygusunu verir ve bu duygunun da kaynağı tek ve yüce Tanrı’nın tezahür etmesidir. Ona göre çeşitli gelenekler içinde yüce Tanrı, semanın Mitolojik bir şekilde kişileştirilmesinde saklı bulunmaktadır. Böylece farklı kültür ve toplumlar incelendiğinde yüce bir varlığın farklı isimler ile farklı algılansa da aslında aynı yüce varlık olduğu fikrine ulaşılabilecektir.


Pettazzoni’ye göre dinlerde hem gökyüzü merkezli hem de yeryüzü merkezli fenomenolojiler bulunmaktadır. Buna göre o, gökTanrı fikrinin ardında uzun bir çobansal, ataerkil sema uygarlık geleneği, yeryüzüne bağlı Tanrı fikrinde ise uzun bir tarımsal anaerkil uygarlık geleneğinin yattığını ileri sürmektedir. Daha açık bir ifade ile ona göre, tarım toplumları yüce varlığı Ana saymışken, çoban toplumlarında ise Gök Baba anlayışı hakimdir, hakimdir zira, yağmuru gönderip, ç,mrn ve otların bitmesi, hayvanların güdülmesine yardımcı olan göğün kendisidir.


İlahi sıfatlada Tanrının herşeyi kuşatan bilgisini, insanoğlunun bildiği en eski ilahi özellik olarak takdim eder. Ona göre Tanrının sıfatları son iki din olan Hristiyanlık ve islam’da önemli bir teolojik konudur.


Yine ona göre “herşeyi bilen ilahlar” arasında ilk yeri gök ilahları alır.


Pettazzoni, monoteizmi ilkel bir kültürel unsur olarak aramaz, ona göre monoteizm vahye dayalı bir unsurdur ve diğer tüm ilahlık iddialarını kesin bir dille reddeder. Eşsiz ve biricik bir Tanrı inancını savunur. Kitab-ı mukaddes ve kur’an-ı kerim hep bunu savunmuştur. (özeti yapan: eski ahitte sadece Yahudilerin Tanrısı, yeni ahid’in inciller bölümünde ise açık olmasa da mektuplarda özellikle de pavlus’un yer alan teslis ifadeleri hiç te böyle olmadığını bizlere açıkça belli eder.)


Tarihsel metodolojiye vurgu yapan Pettazzoni, din beşeri yaratıcılığın bir ürünüdür ve insanoğlunun kültürel yönlerini de muhafaza edip aktarmaktadır. Bu yüzden kültürel din alanını incelemek için kalıcı bir metoda ihtiyaç vardır. Ona göre tarihsel metot ile dinlerin kaynağına rahatlıkla inebilmemizi sağlayacaktır.




b. Tüm insanlığın ve kendi insanının hizmetindeki bir dinler tarihçisi olarak Pettazzoni’de Etnoloji

Pettazzoni, hem hem croce gibi materyalist tarih filozoflarıyla hem mussolini’nin önderliğindeki ulusal sosyalist (faşist) idareyle hem de Dinler Tarihinin varlığına bile tahammül edemeyen ve düşmanca tavır takınan Roma Katolik Kilisesi yle gerilimli bir ortamda bulunmasına rağmen bilimsel çalışmaşlarını sürdürmüştür.



i. Özgürleştirici din (Religio Liberans)


1. Pettazzoni, dinin çok bol konularına eğilirken, onun sadece tarihsel fenomenolojik açıdan ele alınması gereken olaylar bütünü olarak görmez; aksine onun birey ve cemiyet üzerindeki çok boyutlu işlevsel yönlerine de vurgu yapar.

2. Pettazzoni, dini gelenekler arasında özgürlük dinine yani religio liberans ve kısıtlayıcı dine yani religio religians’a vurgu yapar. Ona göre gerçek din, temel karakteristiği olarak insana hürriyet ve hoşgörü bahşeden bir dindir. Diğeri ise kişiye yasak koyan ve kısıtlayan din hükmündedir. Buara “kendinden özgürlük veren din”, sıradan ve samimi dindarları daha fazla kucaklarken, diğeri ise dogmatik anlayışı ve mevcut durumu korumak isteyenlere ait olan inancı öne çıkaranları kapsar. Ona göre bu iki din anlayışı, tarih boyunca sürekli mücadele içinde bulunmuştur.

3. Pettazzoni için özgürlük dinlerinin en önemli yönü, insana tövbe etmesini sağladığı gibi dogmatik düşünceden toleranslı düşünceye götüren bir şeydir. Kısıtlayıcı dinler ise kendi kültürüyle bile diyaloğa kendini kapatabilir ve hatta kendini tamamen hurafe ve büyü gibi formlara kapatabilir.

4. Pettazzoni’nin özgürlükler ve kültlere ilişkin bir diğer ayırım da devlet dini ve halk dini şeklindeki ayırımdır. Bir İtalyan olarak hem ilk çağ roma devlet dinini ve hem de ortaçağ Katolik halk dininiçok iyi kavramış bir dinler tarihçiydi.



ii. Din – Kültür İlişkisi

Pettazzoni’nin Etnolojiye dönük çalışmalarında göze çarpan bir boyut da din ve kültür ilişkisine verdiği önemdir. Onun tarihsel – Mukayeseli yaklaşımında kültür, dinin profan menfaatlere alet edilmesini veya bireylerin kurbanlar haline dönüşmesini önleyebilecek ve hatta dine özgürlükler verebilecek güçlü örnekler sunabilir. Buna karşılık eğer kültür, kendi dinini inkar ederse, aynı zamanda halkını, medeniyetini, tarihini de anlamakta zorluk çeker.


O, din ile kültür arasındaki ilişkinin fazlaca farkında oluıp dinin, kültüre dinamizm verdiğini ve her ikisinin de birbiriyle zıt kutuplarda olmadıklarını açıklar. Dolayısı ile bir halkın kültürüne nüfuz edilemezse, onun tarihi, sanatı, şiiri hatta dünya görüşüne bile tam nufüz edilemez. Böylece Grek dinini, Avrupa’nın ruhuna din fikrini veren en önemli öge olduğu ortaya çıkacaktır.


Etnolojik açıdan din tasnifi yapan Pettazzoni’ye göre millet esasına bağlı 3 tipolojiden bahseder.


1. Genel Antropolojik unsurlara hitap edebilen millet üstü dinler (modern dinler)

2. Yerel değerleri ortaya çıkaran milli dinler (antik dinler)

3. Millet öncesi dinler (antik dönem öncesi veya ilkel dinler)


c. Pettazzoni’de Tarihsel Mitoloji

Pettazzoni için tarihsel metoda bağlı bir Mukayeseli metodoloji anlayışı, lengüistik açıdan kendi temel ve sınırlarına daima sahiptir ve bu noktada Mitolojik olgulara dalan bir mukayese, dinsel açıdan mukayese edilebilen şeylere uygulanabilecek en hayati metot haline bürünür. Yine Pettazzoni, “Mitoloji, bir dilin eski formundan başka bir şey değildir.” Diyen Müller’e hak vermekte, onun Mitolojiye yaklaşımını, dönemin evrimci Etnolojilerinden nisbeten farklı görmektedir.


Pettazzoni, Mitolojiyi, geleneksel tüm mit karşılığını dışarıda bırakacak ve insanlığın lehine olacak bir tanımla “hümanizm ruhu ile yeniden canlandırılıp insanlığın ortak malı ve işareti olarak mitlere sempatiyle yaklaşmayı sağlayan disiplin olarak” tanımlamaktadır.


Ona göre mitler gerçektir çünkü onlar kutsal tarihtir. Bu ebeple kültsel okuyuşlar olarak mitler insanı kutsal ve aşkınla temasa geçirmektedir. Mitlerin en göze çarpan etkisi en eski anlamıyla “mitosun” etkisidir. Örneğin güneş, tarih boyunca uluhiyet sahibi görülmemiştir. Doğup, batması yaratılmamış bir yaratıcı olamayacağı şeklinde anlaşılmıştır. Mitsel varlık ise uluhiyet sahibi yüce bir cvarlığın ya hizmetindedir yada sadece bir sıfatına sahip bir görünüştedir. (özeti yapan, Hz. İbrahim’in “batıp gidenleri sevmem”, Kur’ani ifadesini anımsatıyor.)


Ona göre sahte hikayeler, hurafeler, büyü ve mitler bile dinin bir formudur. Çünkü o, mitleri gerçek ve kutsal olarak görür. Böylece mit hem şiirsel değeri hem mecazi anlamıyla pozitif ve somut bir değerde olupaynı zamanda insanlığın o günkü beşeri şartlarını gösteren olaylardır.



d. Tarih ile fenomenoloji arasındaki üçüncü bir yol

(terza via): tarihsel fenomenoloji


Pettazzoni, disiplin tarihinde fenomenoloji ile katı tarih anlayışlarını birbirlerine yakınlaştırıp sonuçta bir senteze ulaşmak istediği özgün “Mukayeseli tarih metodu “ (metodo storico comparativo) ile tanınır. Bu sebeple o ve öğrencileri disiplinin içinde tarihselci ekol olarak ünlenmiştir. Çünkü ilahların Mukayeseli olarak yorumlanmasını öne çıkaran roma dini düşüncesini miras alan bu ekol, sırasıyla, kültür, kültür tarihi, tarih, tarihselcilik, mit gibi şeyleri dinde gerçek ve temel unsurlar şeklinde anlar ve onların herhangi bir dini ögenin veya tarihsel olayların anlaşılmasında köşe taşı olduğuna inanır. Böylece Pettazzoni, kendi özgün metodunu aynı zamanda “kültür tarih metodu” diye isimlendirir.


Antropolojik çalışmalara özellikle Etnolojiye özel önem veren Pettazzoni’ye göre dinin mahiyetini ancak bilimsel yollar ile anlayabileceğimize ve bunun da en mükemmel şekliyle dini fenomenlerin Antropolojik bir ruh içinde Mukayeseli çalışmalar ile mümkün olduğuna inanmıştır. Ona göre Mukayeseli tarihsel metot özelden genele yada genelden genele giden bir tarza sahipti.


Pettazzoni’ye göre Dinler Tarihi; batı düşüncesinde bulunan Filoloji, Antropoloji ve Etnografya’dan yararlanan oryantalistlerin kolu ve antik dinlere ve tarihlerine ilgi duyan Max Müller ve Edward Tylor gibi bilim insanlarının kolu şeklinde iki kolun karşılaşmasından doğmuştur. (özetleyenin sözü: Pettazzoni dedemiz burada geç dönem modern Dinler Tarihini kastediyor olmalıdır. Kendisinden 1.000 yıl önce doğan Dinler Tarihi’nin erken dönem gerçek kurucu ataları olan Şehristani, makdisi ve biruni’den haberinin olmaması düşünülemez. Belki Pettazzoni, metodolojik çalışmaları veya Din Fenomenolojisini de kastediyor da olabilir.)


Bunun yanında Pettazzoni, Dinler Tarihinin Avrupa kıtasında doğup gelişmesinde iki önemli faktörün etkili olduğunu savunur.


1. Dini fenomenlerin eşit derecede incelenmesi sonucu diğer dinlerde karşılaşılan Hristiyanlığın bu yeni konumundan dolayı tarafsız akademik araştırmaya duyulan ihtiyaç

2. Ortaya çıkan rasyonel araçların ve felsefi akımların neticesinde Dinler Tarihi disiplinini bilimsel ve entelektüel bir mesele olarak değerlendirme gereği.


O, Dinler Tarihinin 2 ayrı yönteme sahip olduğunu belirtmektedir :


1. Tarihsel metot (dinleri zaman bağlamında inceler. Tarihi olan dinler için çok faydalıdır. Tarihsel süreç olduğundan zaman ve dolayısıyla kronoloji önemlidir.)

2. Mukayeseli / karşılaştırmalı metot (dinleri mekan bağlamında inceler. Tarihi olmayan halkların inançlarını bilimsel olarak incelemek için, bilhassa etnografik bulguların onaylanması için son derece faydalıdır. Tarihsel ardışıl zamanlar olmadığı için tarih mecburen önemsizdir, mekan ve dolayısıyla kültürel bağlam öne çıkar.)

Böylece iki metot çatışmamalı yerine ortak bir amaç ve çalışmanın inşa edilmesinde işbirliği içinde kullanılmalıdırlar. Pettazzoni, dinleri incelerken bu ikili metodu kullanmanın bir dini yada karşılaştırma yapılan en az iki dini çok daha iyi anlama süreçleri olacağına inanmıştır. O, erken yaşlarından itibaren bu iki yaklaşımın farklı isimlerle anılmasını doğal karşılamış, Dinler Tarihi derken (storia della religioni) mukayeseyi, religionswissenchaft derken ise Din Fenomenolojisiniöne çıkarmıştır.


Pettazzoni’yi diğer dinler tarihçilerden ayıran tek anahtar şey dine ait tarihsel açıdan mukayese edilebilen olguların, kesin ve doğru bir şekilde karşılaştırılabileceği gerçeğidir. Çünkü ona göre Dinler Tarihi mukayese ile doğmuştur.


Pettazzoni Fenomenolojisinin ana karakteristiğini şöyle maddeleyebiliriz:


1. Pettazzoni’nin fenomenolojisinde öne çıkan en önemli husus tarihin bu disiplin için vazgeçilmez değeridir. Her dinin tarihi tektek incelenerek evrensel değeri ortaya koyulmalıdır.

2. Ona göre Dinler Tarihinin isminde yer alan tarih kelimesi “yalnızca geçmişin akademik bilgisi “ olarak anlaşılamaz. Dinlerin tarihlerini kıyaslama da değildir. Bununla birlikte tek başına tarihsel yaklaşım da yeterli değildir. Doğrusu fenomenlerin kıyaslanması sırasında tarihi bağlamlarından koparmadan bunu yapabilmektir. Bu ikili yaklaşım (tarihsel-mukayese metodu) Filolojik ve Antropolojik çalışmalar ile desteklenmelidir.

3. O, dini inançların mukayesesinin aslında hem Mukayeseli Mitoloji hem de Mukayeseli Din Biliminden çok eski bilimsel bir beşer faaliyeti olduğunu kabul etmiştir. Eski dünya bilginleri, farklı dil ve isimlendirmelere rağmen bazen aynı Tanrının / ilahın kastedildiğini bilmekteydiler. O, bir diğer değişle fenomenleri veya inançları tarihlerinden koparmadan günümüze kadar mukayese ederek yeniden anlama ve inşa etme yaklaşımına sahipti burada mıukayese metodunun tarihsel yaklaşıma göre daha ayırt edici bir durumda olduğuna inanmaktaydı.

4. Pettazzoni, karşılaştırma işini sıradan ve basitçe bir yanyana getirme olarak görmemiş aksine karşılıklı sızmaları, yayılıp genişlemeleri veya tek bir terim altında birleşmeleri göstermesi için tarih disiplinine ihtiyaç duyan bir metot olarak kabul etmiştir.

5. Ona göre Mukayeseli – tarih metodu, bu yönüyle indirgemeci bir karakterde olmayan ve mukayese edilen özgün fenomenleri toplamak ve değerlerini ortaya koymak için vardır. Böylece o, fenomenleri anlamak için tarihsel yaklaşımdan yararlanmak gerektiğine inanmış, rasyonel yaklaşımın ve paranteze almanın yetersiz olduğunu söylemiştir. Burada kendisi tarihsel sürecin önemine vurgu bağlamında geçmişte olan olaylar nasıl ki bu günkü anlayışımızı etkilemektedir. Aynen bunun gibi günümüzde yaşanan olaylar da gelecekteki anlayışları etkileyecektir. Dolayısıyla mukayese yapılırken tarihsel süreç te pekala son derece önemlidir. Kendisi de bir akademisyen olarak çalışmalarında pek çok mukayese örneği de ortaya koymayı ihmal etmemiştir.

6. Böylece Pettazzoni, tarihsel süreç çalıştırılırken ve mukayese yaklaşımı kullanılırken illa da dinlerin orijin birliğini aramanın gerekli olmadığını savunmuştur. Bir başka ifade ile, tarihsel mukayese metodunun amaçları arasında bütün dinlerin ortak bir noktadan çıktığı fikrine yönelmenin hiç te gerekli olmadığına inanmıştır.

7. O, karşılaştırma yaparak bir dini objenin arketipini araştırırken tek bir yönelim odağına ihtiyaç duyulduğundan bahseder; metodun tarihi gözardı etmeyen yönü. Her dinin kendine özgü bir gelişimi olduğu için tarihsel – karşılaştırmalı metot hem fenomenlerin özüne inmeyi hem de tarihsel gelişim basamaklarını bizlere sunarak daha kaliteli ve hızlı anlama süreçleri yaşanacaktır.

8. Pettazzoni, Mukayeseli yaklaşımı aynı zamanda önemli bir Din Bilimi saydığı fenomenolojiye de uygular. Ona göre dini fenomenoloji dinlerin temel özlerine önem vermemizi gerektiren bir disiplin olup, Dinler Tarihinin mükemmel işleyişine katkılar sağlayan zorunlu olarak ta ilgilenilmesi gereken bir alandır. Mukayese metodu, din fenomenleri için de temel anlam olan dini yapıların benzerliklerini elde etmek maksadıyla fenomenoloji için de çok gereklidir. Tarihin derinliklerine dalmaktan korkmamamak gerekir. Böylece ona göre Din Fenomenolojisi, sadece belli bazı dinlerin araştırılmasına adanmış bir din tarihine dönüşmemeli aksine evrensel özellikte , tarihsel fenomenolojik yaklaşımı benimseyen, her türlü formellikten kendini ayırabilen bir bilim dalı olmalıdır.

9. Ele alınan her din fenomeni, kutsalın bir tür ifşası veya bir tür tecrübesi olduğundan tarihin altında, üstünde veya O’nu dışlayan bir karakterde olamaz. Yani her fenomen, tarih içinde kendine ait bir bağlam ve özgün bir oluşum basamakları içerir.

10. Kendisi, fenomenlerin durağan yapısını dışlayan katı tarihsel yaklaşımları reddeder. Tarihsel gelişme ile klasik fenomenolojiyi pekiştirmek ve Dinler Tarihi içinde fenomenolojiyi nitelikli ve tüm insanlığın din olgusunu kucaklayıcı hale dönüştürmek için çaba harcar.

11. Genel anlamda felsefe genomenon ne demek fenomenolojisi, yapı inşa eden bir disiplindir. Yani tarihsel fenomenoloji, bu karakteriyle tek bir araçtan gelen bir bilginin doğrulanmasına veya incelenmesine kendini bağlamaz. Aksine fenomenler arasındaki ilişkileri tespit etmek ve bu ilişkilere uygun olarak olguları gruplandırmak için dini bilgileri diğer bir bilgiyle paylaştırarak yeniden düzenleyebilir / anlayabilir / tipolojilerine göre sınıflandırır. Eğer ilişkiler kronolojik ise onları anlaşılır şekilde ardışık bir düzene sokar. Böylece anlama alanı genişler ve anlama süreci hızlanır / kolaylaşır / kalitesi artar. İşte tam da bu sebeple ve bu noktada Dinler Tarihi Din Fenomenolojisinden yardım almalıdır.

12. Onun fenomenolojisi, modern hermenötik araçlarından yoksun olmasına rağmen dinlerin derince incelenmesi sırasında çok boyutlu yaklaşımlara açıktır. Daha maddeler ile ifade etmek gerekirse, Pettazzoni’nin metodu:

1. Özellikle kutsal bir metnin doğrudan ve en doğru bir şekilde yorumunu vermeye çalışan Filolojiye,

2. Antik bir mabedin planını yeniden inşa etmeyi veya Mitolojik veya herhangi bir sahne veya antik dini bir yapıyı açıklamayı hedefleyen Arkeolojiye,

3. Medeni olmayan bir kavmin kutsal bazı ayinleri veya dinsel tören veya eylemleri ile ilgili detaylar veren Etnolojiye,

4. Dini bir mezhep veya cemaatin yapısına ve profan / din dışı dünya ile olan ilişkisini ortaya koymaya çalışan sosyolojiye,

5. Bir dindarın dini tecrübesini anlamaya ve anlatmaya çalışan psikolojiye

Ciddi derecede ihtiyaç duyar.


Ancak bunu yaparken Din Fenomenolojisi kesinlikle Filolojiye, psikolojiye veya diğerdsiplinlere dönüşmemeli, aksine çok boyutlu ve bileşenli olmayı da koruyabilmelidir.



Sonuç olarak roma İtalyan Dinler Tarihi ekolü olarak ifade edebileceğimiz Pettazzoni ve talebeleri dinlerdeki fenomenleri araştırmada “üçüncü bir yol” gördükleri tarihsel fenomenolojik yaklaşımın mahiyetini şöyle özetlerler:


1. Fenomenler bölümlere ayrılarak analiz edilirler ve tekrar yorumlanarak “kendi var oldukları zaman” bağlamında yeniden anlamları inşa edilir.

2. Elde edi,len bilimsel “bulgular” her bir dini geleneğin kendi tarih ve bağlamında ortaya koyduğu özel kültürel olgulara doğru genişletilecek biçimde sistematik karşılaştırma yapılırlar.

3. Karşılaştırılan sistematik veriler, - tarihsel derinlik ve gelişim basamaklarına dikkat ederek – ve metafizik alemle (Kutsal ile) ilişkilendirilerek o dinin gerçek dindarları tarafından derin ve gerçek anlamlarına ulaşılır.



Pettazzoni’ye yönelik değerlendirmeler ve eleştiriler


1. Pettazzoni, klasik dönem Dinler Tarihinde fenomenolojiye tarihsel boyut ekleyen dinler tarihçisi olarak tarihsel fenomenolojiyi savunan ve disiplinin felsefi fenomenolojiye kaymasına engel olan biri olarak bilinmektedir. O, klasik ile modern dönem arası dengeli bir yaklaşımı ile disiplinde kabul görmüştür. Sadece tarihsel yaklaşıma fenomenolojik boyutu ekleyerek birbirini tamamlayan iki boyutlu tarihsel fenomenoloji boyutu öne çıkarmıştır. Dinler Tarihi ile Din Fenomenolojisi onda ustaca birleşmiştir.

2. Dindar olduğu halde asla tamamen teolojiye ve normatifliğe kaymadığını da söyleyenler olmuştur. O, yüce Tanrı öğretisini hayatı boyunca anlamaya çabaladığını ve hem iyi bir dindar hem de iyi bir din bilgini olmayı koruyabildiğini açıklar.

3. O, ritüelleri ihmal etmese de önemlerini asgariye indirmiştir şeklinde eleştiriler almıştır.

4. Mitler konusunda son derece yetkin ve başarılıdır. Mitler konusunda en güzel koleksiyonları o ortaya koymuş, bilhassa yüce ilahların mitsel yapısı konusuna tüm hayatını adamış ve italya’da mit çalışmalarına da öncülük etmiş kabul edilmiştir.

5. Pek çok dinler tarihçi onu atlamanın yada paranteze almanın büyük bir eksiklik olduğu kanaatini taşımıştır. Ona göre


1. her özel dini sistemi kendi tarihiyle ele alması,

2. din fenomenlerinin oluşmasında dinsel olmayan faktörlere de bakılmasını öğütlemesi,

3. Dinler Tarihinde mukayeseyi öne çıkararak bu alanın Mukayeseli din şeklinde isimlendirilmesine ön ayak olması,

4. son olarak fenomenolojinin, tarih dışlayıcı karşılaştırmasını 1eksik” görüp ona tamamlayıcı ögeler katması


çok önemsenmelidir.

6. eliade, Pettazzoni’yi dinlerin her alanına nüfuz edebilen “ansiklopedistlerin sonuncusu”

olarak takdim ederek, bilgisinin genişliğini, berrak dilini ve mükemmel duruşunu

övmektedir.

7. Pettazzoni’nin fenomenolojisi bir anlamda “tarihi süreç içinde dinleri anlama bilimi”

olarak görülmüştür.

8. Pettazzoni’nin ömrünün son dönemlerinde vurgulamış olduğu özgürlükçü din anlayışı, bizzat Roma Katolik Kilisesi tarafından günümüze kadar genişletilerek ele alınmış ve dinler arası ilişki ve diyaloğun ana temalarından birini teşkil etmiştir. Bu bağlamda, 2. Vatikan konsili’nin fikir babalarından biri de kuşkusuz kendisi ve talebeleridir.

9. o, dinlerle ilgilenen diğer Avrupalı bilim adamlarına önyargıları ortadan kaldırabilmearaçları bahşetmiştir. Pettazzoni’nin tarihsel mukayese metodu, fenomenlerin tek tek anlamlarını çıkarmaktan çok, onların büyüyüp geliştikleri “kültürel ve mekânsal bağlamdan koparmadan” gökdükleri işlevi anlamak üzere yine onları diğer geleneklerdeki benzer veya ortak fenomenlerle mukayese etmek isteyen bir disiplin kabul edilmelidir.








Sonuç


Pettazzoni,

1. Tarih

2. Fenomenoloji

3. Mitoloji

4. Antropoloji

5. Dinin kaynağı

gibi disipline ait alanlar da ortaya çıkan gerilimleri azaltmaya ve teorik çatının kırılma noktalarını düzeltmeye çaba göstermiştir.


Pettazzoni, tarihsel – mukayese veya daha çok bilinen ismi ile tarihsel – fenomenolojisini şu ekol ve yaklaşımlardan sentezleyerek geliştirmiştir:

1. roma ve grek mirası

2. İtalyan rönesansı

3. İtalyan kültür tarihçiliğini

4. Hegel tarzı alman idealizmi

5. Leeuw ve söderblöm gibi İskandinavya Dinler Tarihi ekolü

6. Anglo-sakson ekolü


Pettazzoni’nin fenomenolojisinde iki temel yön bulunur:

1. Fenomenlerin tarihsel değerleri

2. Fenomenlerin sistematik mukayese değeri


2. o, Din Fenomenolojisi yerine Mukayeseli din isminin tercih edilmesinin farkındadır. Tıpkı talebesi Ugo bianchi gibi disiplinin tarih ile bağını koparmamaya özen göstermiş ve bunu hararetle savunmuştur. “Mukayeseli Dinler Tarihi ile bir ara özdeşleştirilmesi hemen hemen onun dönemine rastlamaktadır. Bunun yanında gerek “Dinler Tarihi” isminin sürmesinde gerekse Din Fenomenolojisinin yerine bazı yerlerde Mukayeseli din, Mukayeseli dinler, Mukayeseli Dinler Tarihi gibi isimlerin kullanılmasında usta isim Pettazzoni’nin etkisi çok olmuştur.

3. o, geleceğin dinler tarihçileri için önemli bir modeldir. Kendi yaşadığı kültürü hiçbir zaman dışlamayan Pettazzoni, kendi ülkesi italya ‘ya uygun bir metodoloji ortaya koymak istemiştir. Çünkü kendisi etkili bir etnologtur. Çalkantılı bir döneme denk gelen akademik hayatında 3 ekol arasında sıkışsa da İtalyan Dinler Tarihinin (Roma ekolü) kurucu babası olduğu tartışmasızdır. Bu 3 ekol ise:


1. Faşist Mussolini iktidarı

2. O dönem dışa oldukça kapalı roma latin Katolik kilisesi

3. İtalyan ateist felsefe grupları.


4. Pettazzoni, aynı zamanda çağdaş Dinler Tarihi için şu iki yönden iyi örnektir:


1. İyi donatılmış sistematik bir yaklaşım olduğuna inandığı bir yöntemle muazzam bir genişlikte ve sayısız konuya sahip bir alana girmeye cesaret edebilmiş ve bunu teşvik etmiştir.

2. Hayatı boyunca, -kendi ifadesi ile- ulaştığı ilmi sonuçları hep gözden geçirmiş, revize etmiş ve hatta değiştirmiştir.


5. Tarihsel açıdan tek Tanrıcılığı dinin kaynağına bağlamadığı gibi ilkel tekTanrıcılığı da reddetmiştir. Ona göre tek Tanrıcılık diğer tüm Tanrıları reddeder. Tek Tanrıcılık evrimci ekolün savunduğu gibi çok Tanrıcılıktan çıkmamıştır. Üstelik o, Tanrı’nın her şeyi kuşatan ilmi, sadece tek Tanrılı dinlerden insanlığa miras değil tüm teolojilere yayılmış olan insanoğlunun bildiği ilk ilahi sıfattır.

6. Din ve dinle ilgili mukayeselere dayanmayan teorilere ve antropologların bulgularına karşı çıkan kendisi, verimli Mukayeseli Antropolojik çalışmaların ancak Dinler Tarihinin çok boyutlu multi disipliner bakış açısıyla elde edilebileceğini belirtmektedir.

7. Son olarak mitleri, sahipleri ve onları anlatanlar için gerçek ve kutsal hikayeler kabul eden Pettazzoni’nin mitlere bakışı tarihsel mit fenomenolojisi olarak da değerlendirilebilir. Zira ona göre mit, dindar beşer ruhunun tarihsel süreçte işleyen bir başka fenomendir.

Comentarios


bottom of page