top of page
  • Rıdvan Demir

DİN FENOMENOLOJİSİ






Mustafa Ünal


RIDVAN DEMİR / 2011

KİTAP ÖZETİ


DİN FENOMENOLOJİSİ

MUSTAFA ÜNAL

KAYSERİ 1999


DİN FENOMENOLOJİSİ

Dinler Tarihi içinde oluşan Karşılaştırmalı Dinler Tarihi yaklaşımından sonra -başka bir deyişle- dinleri ve kültürleri ‘öğrenme’ çabalarından sonra, dinleri ve onların sahip olduğu fenomenleri genel ya da özel olarak ‘anlama’ çabaları başlamış olup, bununda, yine Dinler Tarihi’nin içinde oluşan diğer bir bilim dalı olan Din Fenomenolojisi usulüyle yapıldığı görülür.


I. Fenomen

Fenomen kelimesine değişik disiplinlerce; olgu, görünen şey, var olan şey, açıkça duran şey, ortaya çıkan şey, kendisini gösteren şey, ortaya çıkmasından dolayı görünen şey, bilişten önce var olan şey ve tezahürü vasıtasıyla bilinen şey anlamları yüklenir.


Buradaki ‘görünüş’ ya da ‘ortaya çıkış’ ne saf bir nesne ne de bilinen bir nesnedir. Başka bir deyişle, görünen şeyin ortalığa çıkmasıyla anlaşılabilen varlığın kesin gerçekliğidir. ‘Fenomen’ deyimi, tamamen öznel veya hayali bir şeyi, öznenin hayatını ifade etmez. Bundan dolayı fenomen, bir özne ile ilgili bir nesnedir ve nesne ile ilgili bir öznedir. Fenomen, özne ile üretilmez ve kendisinin yerine geçmez.


II. Fenomenoloji

Fenomenoloji, bilişten önce hali hazırda var olan dünyayı anlamaya yarayan bir felsefe olup, doğal davranışlar vasıtasıyla iddiaları muğlak bırakan ve onları daha iyi anlamaya çalışan aşkın bir felsefedir. Fenomenoloji olguları araştırır. Fenomenolojinin yaptığı şey ‘görünen’lerden anlam çıkarmak, mahiyetleri araştırmak, onları anlamaktır. Yaşanılan dünyayı, çevreyi, ortamı araştırır. Yaşanılan tecrübeleri, onun psikolojik kökenini ve tarihçinin veya sosyoloğun ispat edebileceği tesadüfi açıklamaları dikkate almaksızın, olduğu gibi doğrudan doğruya tasvir eder. Fenomenoloji, iki ayrı akım ile ifade edilebilir:


Birincisi, Alman filozofu Edmund Husserl tarafından başlatılan ve Martin Heideger, Jean-Paul Sarte, Maurice Merleau-Ponty'nin de içinde bulunduğu felsefi bir akımı ifade eder. İkincisi, Gerardus van der Leeuw, W. Brede Kristensen, Joachim Wach ve Mircea Eliade gibi bilginlerin Dinler Tarihi verilerini, genel fenomenolojik yöntemlere göre inceledikleri Din Fenomenolojisi akımıdır. Şimdi bu kümeleri temsilcileriyle birlikte görelim:

A. Fenomenoloji Akımları


1. Felsefi Fenomenoloji Akımı

XIX. yy.’ın geç dönem bilginleri tarafından ‘dinin özü’ veya ‘doğası’nı kökenleriyle birlikte anlamak için bir takım gayretler görülmüştü. Dahası, bu probleme yaklaşım gayretleri, "bilimsel" düşünceye çok cazip gelmesi ve tarihsel yöntemin bir veya diğer biçimleri tarafından eskiden olduğu gibi, baskın olmamasına rağmen, yegâne yaklaşımlar değildi. Karşı bir yaklaşım, XVIII. yy. geç ve XIX. yy.’ın ilk dönem filozofları tarafından, özellikle Hegel tarafından denendi Hegel'in son itirazları farklılığın arkasındaki, bilinen birlik ve onun birçok manifestosunun arkasındaki dinin özlerinden birinin anlayışına ulaşma idi. Ondan önce Kant, tecrübenin gözlemini tanımlamak için ‘fenomen’ (kendini gösteren) terimini kullandı. Fenomenoloji kavramı ilk kez Hegel tarafından, tabiat ve ahlak konusunda yapılan çalışmasında kullanılmış, ama bununla neyi kastettiği açık değildir.


Fenomenoloji, felsefi anlamda, metotlarıyla birlikte düzenli olarak ilk kez, Edmund Husserl (1859-1938) tarafından Mantıki Araştırmalar, 1900-1; ve 1913'teki Ideas for a Pure Phenomenology-saf Fenomenoloji hakkında Düşünceler ve Cartesian Meditations-1929'da anlatılmaya başlandı. İlk iki eserinde Husserl, saf fenomenoloji hakkında ne bildiklerini anlatır. Husserl'in iddiasına göre, felsefe bütün metafizik varsayımları bırakmalı, kendisine zıt olanları araştırmalı, ama bunu yaparken genel yapıları ya da özleri doğrudan irdelenmeyi hedefleyen çizgisinden saptırmayı, engellemeyi isteyen etkenlere fırsat vermemelidir. Husserl'e göre fenomenoloji bir ‘mahiyet ilmi’ olup mahiyetin ‘ne’ olduğunu ve ‘nasıl’ kavranabileceğini bize öğretir. Husserl'in ve kurmuş olduğu akımın etkisi yayılmıştı, ama genel yaklaşım konusu hariç, Din Fenomenolojisini etkileyememişti. Yine de Husserl, müstakbel Din Fenomenolojisi için çok önemli iki kavram veya anlama prensibi ortaya koymuştur: epoche ve eidetic vision.


Epoche Yunanca'da "atmak" demektir. Bu aynı zamanda "paranteze almak" demektir. Bu ise, zihinde var olan objenin, paranteze almak vasıtasıyla ya da evrensel temele ait olmayan unsurları ileri bağlardan dışlayarak saf bir olguya indirgenmesidir. Onun bu bağlamdaki önemi, söz konusu olgu hakkındaki önceden var olan bütün değer yargılarını, olguyu saf bir şekilde anlayabilmek için, kaldırmak, ertelemektir. Husserl epoche ile, orijinal, özgün, çıplak ve saf fenomenlere ulaşabilmek için kişinin önyargılarını, fikirlerini ve inançlarını parantez içine almak olarak anlamıştır.


Eidetic vision deyimi de Yunanca bir ad olup ‘görünen şey’, yani ‘şekil’, ‘biçim’ veya ‘öz’ demektir. Fenomenoloji tabirinde eidetic vision, gözlemcinin bir durum veya olguyu gözlemlerken, ne olabilirliğini, ne olduğuna karşılık, onun gerçek özünü kavrama yeteneğidir. Burada önemli olan şey, öznelliğin bir formunu ifade etmesidir.


2. Din Fenomenolojisi Akımı

Din Fenomenolojisinin anlamı ve önemi hakkında uzun tartışmalar yapılmış, ama onun anlamı karıştırılmıştır. Din Fenomenolojisi, genel din çalışmalarına -dolayısıyla ‘karşılaştırmalı din’e de- eşdeğerde koruyucu bir terim olarak görülür. Epoche ve empati prensipleri üzerinde ısrar etmesinden dolayı, Din Fenomenolojisi, ayrı bir disiplin olarak kabul edilse de yine de Dinler Tarihi ve diğerdin bilimleri ile bağlantılıdır.


Din Fenomenolojisi, Din Felsefesi değildir. Din Felsefesi, dini doktrinlerin felsefi değişkenlikleriyle ilgilenir, ama Din Fenomenolojisi, geniş anlamda dini fikir ve doktrinlerle ilgilenmez. O, daha çok, dini ifadelerin bütün formlarını, törensel, simgesel, mistik ve doktrinel formlarını çalışma kapsamına alır. Fenomenolojinin araştırdığı şey, dini fiillerde gerçekten önemli bir yer alan ‘şuur’un derecesidir; Din Fenomenolojisi, dini davranış ve düşünceleri açıklamaktan daha ziyade, onları tasvir eder.


Din Fenomenolojisi, Dinler Tarihi olmayıp onun sistematik olarak ele alınmasıdır. Din Fenomenolojisi, herhangi bir dinin tarihsel gelişimi ile ilgilenmez, bunun aksine o,din fenomenlerinden evrensel bir anlayış ortaya koyar, yani onun temel anlamını ortaya koyar. Ayrıca ‘din fenomenolojisi’ geniş anlamda dini düşüncelerin, fiillerin, adet ve geleneklerin, alışkanlıkların ve simgelerin tümüne uygulanan genel fenomenolojik yöntemlerin uygulanması olarak anlaşılabilir.



B. Din Fenomenolojisi Yöntemleri

Dini fenomenleri çalışmanın değişik yolları vardır. Dinler Tarihi öncelikle, her dini, kendi sahip olduğu çevre içinde, bu çevrede onun gelişimini ve o dinin aynı çevreye ait diğer kültürel değerlerle ilişkilerini konu eder; bundan dolayıdır ki, Dinler Tarihi, sadece diğer dini verilerle değil, aynı zamanda ister edebi, ister sanatla ilgili, ister toplumsal olsun veya olmasın, dini olmayan tarihsel ilişkileri de çalışır.


Bilim dallarına mensup bilim adamları, mensubu oldukları disiplinin konu, sınır ve yöntemlerine göre dini veriler üzerinde çalışıp bizlere dini veriler hakkında genişlik ve derinlik kazandırır, ama söz konusu dini verilerin temel özleri ile ilgilenmez. Bu mesele, din Fenomenolojisine aittir. Neyin ve nasıl olduğunu öğrenmek yeterli değildir; öğrenmek istediğimiz şey, vuku bulan şeyin anlamıdır. Bu derin anlamaya, yalnızca Din Fenomenolojisi vasıtasıyla ulaşılır.


Din Fenomenolojisi, esas görevi değişik ve farklı verileri sınıflandırmak ve gruplandırmak Dinler Tarihinin sistematik olarak incelenmesidir. Bu sistematik çalışma sonunda, fenomenlerin ihtiva ettiği dini anlam ve mahiyetler ortaya çıkarılır. Din Fenomenolojisinin, Dinler Tarihinden bağımsız olup olmadığı tartışılmaktadır, ama genel kanaat üzere, birbirine bağımlı olmakla birlikte, aşağıda görüleceği üzere, kendine has ayrı yöntemlere sahip bir bilim dalı olduğu şeklindedir. Din Fenomenolojisi, dinler Tarihinin tasvirci üslubundan farklı olarak analitik yöntemi kullanmak suretiyle, dini gelenekleri ‘anlama’yı amaçlar. Şurasını da belirtmekte yarar vardır ki, kelimenin tam anlamıyla, fenomenleri sadece tasvir etmek ve yargılamaksızın anlatmak, din çalışmalarında çok faydalıdır, ancak fenomenolojik analiz yapılmazsa, o iş tamamlanmış bir iş olamaz. Fenomenolojik analiz de, ahlak arasında görülen ister resmi, istek halk dininden olan inanç ve uygulamalarla kontrol edilmezse, yanlış ve uygun olmayan değerlendirmelere girilmiş olur.


Her bir dindeki inanç ve uygulamalar, diğer dinlerdekilerle benzerlik arz ederler. Din Fenomenolojisi, fenomenlerin sistematik görüşünü sunarken, belli bir anlayışı takip eder. Din Fenomenolojisi, dinleri bir diğeri ile karşılaştırmaya kalkışmaz, ama benzer olay ve olguları, ortaya çıktıkları dinler içerisinde ortaya koyar ve onları anlamaya çalışır, onları bir araya getirip gruplar halinde ele alır. Bundaki amaç, bir grup olarak başka bir dinde ortaya çıkan fenomenler hakkında, daha derin ve daha somut anlayış kazanmaktır. Fenomenolojide dini fenomenler, sadece tarihsel içerikleri ile değil, aynı zamanda yapısal ilişkileri ile de dikkate alınırlar. Bundan dolayı, muayyen bir dinin tarihi ile Dinler Tarihi arasında bir ayırım yapılmalıdır. Belli bir dinin tarihinde ve aynı zamanda o dinin yalnız bir konusu veya dönemi üzerinde uzman olan dinler tarihçileri, tarihçiler olarak adlandırılırlar, çünkü onlar da tarihsel yöntemleri kullanırlar ve tarihsel faraziyeleri çalışırlar. Onların çalışmaları, bizler için değerlidir, hatta bazen, din bilimi oluşturmak için zaruridir. Fakat kendini sadece bir tek din veya onun bir tek konusu ile sınırlandırmayan, ama onları karşılaştırabilmek için en az bir kaç dini çalışan Dinler Tarihi, mitlerdeki dini davranışların, kurumların ve inançların usullerini, törenleri, kavramları, yüce Tanrıları, vs. anlamaya çalışır. Başka bir deyişle o, Dinler Tarihi’nin ikinci bir anlayış biçimidir. Bundan dolayıdır ki, ona Tarihsel Din Fenomenolojisi de denilebilir. Fenomenolojinin bilgi ve bulguları, Dinler Tarihi’nden sağlanır, ama fenomenler, genetik gelişmesi anlayışından daha ziyade, sistematik bakış açısına göre düzenlenir.


Din Fenomenolojisi de, dini fenomenleri çalışırken, aşağıda özet olarak sıralayacağımız bilimsel bir yöntem kullanır. Bu noktadan itibaren, dini olguları ‘anlamak’ için kullanılan ‘genel’ Din Fenomenolojisi yöntemlerini harmanlayarak, hangi işlem sırasına göre uygulandığını maddeler halinde vermemiz, kanaatimizce faydalı olacaktır. Bu yöntemler şunlardır:


1. Tasvir

Açıklamaktan daha ziyade tasvir etme yoludur. Ancak fenomenoloji, dini fenomenleri sadece tasvir etmek değildir. Bir olguyu ele alırken, onlar canlı bir biçimde halk arasında yaşıyormuş gibi tasvir etmek gerekir. Fenomenoloji daha çok, kişinin sahip olduğu çevredeki unsurları tasvir etmektir. Biz bu tasvir içine, ele alınacak konunun adlandırılmasını, yani onun adının diğerlerinden ayrılmasını da dâhil ederiz. Konu; adının tarihçesi, kökeni, kullanış alanı, uygulanışı gibi ayrıntılar mümkün olduğunca geniş olarak anlatılır.




2. Tipoloji

Tipoloji, tiplerin ve türlerin çalışılması olup, tarafsız araştırma ruhuna sahip bir araştırmacı için en gerekli bir adımdır. Bir tip, kendini diğerlerinden ayıran bir kişi, grup ve kültürün araştırılması usulüdür. Din Fenomenolojisi kendisini, değişik disiplinlerce ayrı ayrı işlenilen bir tek verinin analitik açıklaması ve doğrulaması ile sınırlandırmaz. O, ilişkileri kurmak ve bu ilişkilere göre gerçekleri gruplandırmak amacıyla, dini verileri biri ile uzlaştırmak için araştırır. Eğer o ilişki resmi bir ilişkiler meselesi ise, fenomenoloji, dini verileri tipler adı altında sınıflandırır, eğer ilişkiler kronolojik ise, bu sefer fenomenoloji, onları dizilere ayırır.


Fenomenolog, dinin tarihi yapısını, ideal tiplere başvurmak suretiyle anlamaya çalışır. Bu tür yaklaşımda, mümkün oldukça, tarihsel göz ardı edilebilir ve özellikle tarih ile ilgili olanlar anlaşılmaya çalışılır. Dinleri şekil bakımından anlamak için, ortaya çıkardığımız ideal tip, fenomenolojik anlama ile tarihsel olarak verilmiş olan bütün araştırma arasında en yakın ilişkinin sonucu olmalıdır. Böylece, değişik görüş açılarından genel bir tipoloji ortaya koyulur. Genel din incelemelerinde böyle bir tipoloji yapıldığı gibi, dinler içinden seçilen muayyen olgular da aynı tipoloji usulüne göre incelenebilmekle birlikte, muhtemelen daha farklı özelliklerle karşılaşılabilir. İşte bu noktada, fenomenolog kendi bilgi ve tecrübesine dayanmak suretiyle, daha başka tip incelemelerini ortaya koymak durumundadır.


3. Morfoloji

Morfoloji; form, usul, yapı ve gruplaşmaları çalışmaktır; bölüm ya da parçaların sade bir özeti olmayıp, bir bütünün yekpare kılınmasıdır; bakiyesiz analiz edilemeyen zihinsel süreç ve davranışlardır. Yapı, bir bütünün parçalarının tertiplenmesi ve düzenlenmesidir, karmaşık bir bütünün düzenidir, tecrübenin bölümlerini şekillendirmektir.


4. İndirgeme

Fenomenolog, araştırması içerisinde ‘indirgeme’ adı verilen bir yöntem kullanır. İndirgeme işi, anlama sorununa dikkatleri çekmek için söz konusu meseleyi ‘parantez içine almaktır’. Din Fenomenolojisinde biz buna epoche diyoruz ki, fenomenolojik incelemenin en önemli ilkesidir. Bunun anlamı, ele alınacak olan bir fenomeni tam olarak anlayabilmek için, onun hakkında daha önceden var olan bütün önyargıları, en azından çalışma süresince parantez içine almaktır. Bir araştırmacı olarak fenomenolog, ele aldığı dini fenomenlerin anlamını açılama işini, muayyen bir inanca ait malum hükümden ayırma hassasiyetinin fakında olmalıdır. Amaç, yaşayan olgunun, yaşadığı çevre içindeki anlam ve değerini ortaya çıkarıp, ilgini dinin coğrafyası içindeki anlamına ulaşmaya çalışmaktır. Yoksa tasvir edilen olgunun inanç anlamında ‘doğruluk’ ve ‘yanlışlığını’ tartışmak değildir. Din bilimi ile ilahiyatı ayırmak gerekir. Fenomenolog, genelde belli bir dine inandığı halde, çalışma süresince, indirgemeyi uygulamak zorundadır.


5. Sezgi - Anlama

Din Fenomenolojisi yöntemindeki diğer bir prensip, eidetik vision, dini fenomenlerin esas anlamlarını araştırma amacı güder. Dini fenomenlerin anlamını anlamak, ifadelerin anlaşılmasıyla başarılır. Buradaki ifadeden kasıt, kelimler, her türlü işaret ve dini davranış biçimleridir. Bu ifadelerle biz, diğer dini düşünce ve davranışları anlarız ve onlara, tekrar düşünerek, tekrar tecrübe ederek empati ve simgesel düşüncelerle ulaşabiliriz. Bir şiiri anlamak, onun şairinin zihinsel durumunu anlamak ile aynı değildir. Buna bağlı olarak da, dini bir olguyu anlamak, onun zihinsel sürecini anlamak ile aynı değildir; dini bir olgunun anlamını, aynı olgunun psikolojik sürecine indirgeyemeyiz. Dini bir fenomeni anlamak, diğer insanların tecrübelerini, düşüncelerini, duygularını, fikirlerini vs. anlamayı ifade eder. Başkalarının inançları hakkında çalışma yapılırken, araştırmacı, o konu üzerinde sahip olduğu önyargıları parantez içine almalıdır.


Dini fenomenleri anlama işi, çok olağanüstü bir iş değildir. Başka insanların dini inançlarını, dolaylı bir biçimde, ifadelerine, uygulamalarına, ortaya koydukları fiillere dayanarak ve dini hayatları hakkında yazdıkları bilgileri inceleyerek kolayca anlayabiliriz. Bu işi de, iki faktörü takip edersek başarabiliriz: Birincisi, değişik durumlardaki kendi iç dünyamıza, dini tecrübelerimize, duygularımıza, düşünce ve fikirlerimize ulaşılması. İkincisi ise, diğer insanların da bizim gibi aynı durum içinde bulunduğunu kabul etmektir. Bu mukayese yapılırsa, soruna daha rahat yaklaşılır. Fenomenolog, anlamı ‘sezgi’ vasıtasıyla elde edebilir. Sezgi, bir varlığı realitesinden soyutlayarak o varlığın mahiyetini bize tanıtan bilgi tarzıdır.


6. Öz-Mahiyet

Fenomenoloji, somut bazı şeylerin bir tasvirinden daha ziyade mahiyetlerinin tasviridir. ‘Adam’ denildiği zaman, fenomenolog bununla muayyen bir kişiyi değil de, cinsi ya da türü anlar. Buradaki mahiyet, muayyen bir adamdan daha ziyade, ‘insanlıktır’. Gerçekliği ve idealliği anlamında, mahiyetlerin durumları tartışmaya açık iken, hiç bir kimse genel fikirlere sahip olduğumuzu inkâr edemez. ‘insan’, ‘adam’, ‘iyilik’, ‘cennet’ gibi şeyleri mahiyet anlamında düşünürüz. Fenomenologlar işe bu olgunun gerçekleştirilmesi ile başlar ve bu mahiyetlerin içeriğini araştırır. Fenomenoloğun amacı, bir olgunun özünü tasvir etmektir, onu bir yere yerleştirmek değildir. Böylelikle fenomenolog, durum veya köken konusunu ayıraç içine alır ve söz konusu fenomen kendisini ortaya çıkarır. O, neden ve hakikattan daha ziyade anlam ve özü araştırır.


7. Niyet - Maksat

Bu da Orta çağ felsefesinde yer etmiş diğer bir terimdir. Orta çağ filozofları ‘niyet’i fiziki varlıktan kendini ayıran ruhi varlığın eşsiz bir temayülü olarak tanımladılar. Fenomenolog, niyetlenmenin bu anlamını daha ileriye götürür. O, bu terimi yöneldiği yöne doğru, bazı nesnelerden uzak zihinsel fiiller gibi şeylerin olmadığı olguya dikkatleri çekmek için kullanır. Bir şey hakkında düşünmeksizin böyle bir düşünceye yoktur. Böyle saf bir niyet yoktur, o sadece bir şey hakkındaki duygudur. Düşünmek sadece, düşünen kimse ile ilgili olmayıp aynı zamanda düşünülen şeyle de ilgilidir. Bu ilk özne ve nesne, yani düşünen ve düşünülenin birliği, fenomenolojinin bir özelliğidir. Niyetlenme, çevresindeki dünyayı fark ettikten sonra, kişinin yansıtıcı durumunu tasvir etmeyip, bildiğimiz varlığın yegâne türünün dünyadaki bir adamın varlığı gerçeğini anlatır.


8. Evren

Bu, en zor ve en karmaşık fenomenolojik kavramlardan birisidir, ama en azından iki genel gözlem düzenlidir. Birincisi, fenomenolog, dünyanın düşünmeden önce var olan bir şey olmadığını tartışır. Düşünmeden önce, yaşayan varlık vardır, fakat bu anlık ve düşünülmeden ortaya çıkan bir oluştur. ‘Evren’, düşünce mahsulü gerçekliği ifade etmekte olup, anlama durumunda ortaya çıkar. İkincisi, fenomenoloğun tutumu, tabiatın gizemlerini ortaya çıkarma gayreti değildir. Evren bir problem değildir, asıl problem, orada ne olduğunu görme kabiliyetsizliğimizde yatmaktadır.


C. Din Fenomenolojisi Çeşitleri ve Temsilcileri

Fenomenolojinin Dinler Tarihi alanında bir alt disiplin olarak kabul edilmesinden sonra, bir takım din bilimcileri tarafından değişik usullerde Din Fenomenolojisi uygulanmıştır. Bu bölümde, fenomenoloji tarihi içinde görülen değişiklikleri ve temsilcilerini eserleri ile birlikte anlatmaya çalışılmştır.


1. Tasvirci Din Fenomenolojisi

a. Pierre Daniäl Chantepie de La Saussaye

Gerçek "Din Fenomenolojisi" deyiminin ilk kez, Amsterdam Üniversitesi profesörlerinden Hollandalı Pierre Daniäl Chantepie de la saussaye (1848-1920)tarafından 1887 yılında yayınlanan Manual of the Science of Religion adlı eserinde kullanıldığı genel kanaattir. O, sadece disiplinin konularını ‘din çalışması, dinin özünün veya tezahürlerinin araştırılması’ biçiminde sayar; bunların felsefedeki ve Dinler Tarihi’ndeki alt birimlerini ele alır.


De la Saussaye, tarih ve felsefe arasına bir geçiş, bir bağlantı koyar ki, bu da değişik dini fenomenleri toplayan ve sınıflandıran, tarih ve felsefe arasında aracı olan Din Fenomenolojisidir. Onun din bilimi modeli, felsefe ve kelam arasında yapılan bilim şeklidir. O, sistematik anlamda fenomenolojik çalışma konularının ilk belirleyicisi unvanını kazanmış birisidir diyebiliriz. Onun Din Fenomenolojisinden anladığı, dini inanç ve uygulamaları tarih ve mekanı dikkate almaksızın tipolojik tarzda sıralayarak, Dinler Tarihinde var olan olguları Karşılaştırmalı Dinler Tarihi metoduna göre, değişik kültürlerden örnekler vererek sıralamaktır. O buna "tasvirci fenomenoloji" adını verir. Felsefi metot zorluğuyla karşılaşması ve onu halledememesinden dolayı, de la Saussaye daha sonraki çalışmalarında fenomenolojiyi terk etmiştir.


2. Tipolojik Fenomenoloji

a. Nathan Söderblom

Nathan Söderblom (1866-1931), önemli bir dinler tarihçisi olarak dinlerin kökeni hakkındaki daha önceki değişik teorileri reddetti ve kendisi problemi ortaya koydu ve çözümü için tipolojik yaklaşım yöntemini uyguladı. Ona göre esas mesele, insanın Tanrıya inancının orijininin ne olduğu idi. Söderblom, bu inancın kökenini üç değişik yolu birleştirerek ‘ruh’, ‘güç’ ve ‘yüce varlık’ düşüncesinin başlangıcında görür. Her hangi bir dinin sınıfı, kendisini diğerlerinden, ‘mübareklik’ ve ‘kutsallık’ bakımından ayırır.


3. İlahiyat Fenomenolojisi

a. Erardus van der Leeuw

1925 ve 1950 yılları arasında, Din Fenomenolojisi neredeyse, 709 sayfalık Religion in Essence and Manifestation, A Study in Phenomenology adlı eserini yayınladıktan sonra, Groningen Üniversitesi (Hollanda) Dinler Tarihi profesörü Gerardus vander Leeuw (1890-1950) adı ile özdeşleşmiştir. Vander Leeuw, Söderblom'ı kendisine rehber edinmiş ve ona hayran olmuş birisidir. Her ikisi de Hıristiyan ilahiyatçısı idi. Leeuw felsefeye yakın iken Söderblom tarihe önem veriyordu. Van der Leeuw aynı zamanda Rudolf Otto ve öğrencisi Friedrich Heiler'e büyük saygı duyuyordu. Bunlardan başka, öğretim aldığı veya beraber olduğu birçok ünlüden etkilenmiş ve bundan dolayı da kendisine kozmopolit denmiştir. O, 1918 yılında Groningen Üniversitesine Dinler Tarihi Profesörü olarak atandığı zaman, Hıristiyan ilahiyatının anlaşılabilmesi içindin fenomenolojisinin kullanılmasının gerektiğine işaret ettiği, Karşılaştırmalı Dinler Tarihi ve Hıristiyan ilahiyatı arasındaki ilişkiler konulu açılış dersinde dikkatleri üzerine çekmiştir.


Gerardus van der Leeuw, o tarihte Din Fenomenolojisinin ad olarak bilinmemesine rağmen, var olduğunu iddia etmişti. Leeuw, dinin anlaşılabilmesi için ve dinin özünü, manifestolarını mümkün olduğunca tarafsız değerlendirme yoluyla kavrayabilmeyi sağlayan bir yöntem ortaya koymuştur. Bu disiplinin yeni formu içindeki ilk kilometre taşı, Religion in Essence and Manifestation, A Study in Phenomenology kitabının 1933 yılında basılmasıdır. Kitabın çıkmasıyla birlikte, "Din Fenomenolojisi" deyimi gittikçe cazibe kazandı ve hatta daha önceki "Karşılaştırmalı Dinler" deyiminin yerini büyük ölçüde işgal etti. Leeuw, din fenomenleri vasıtasıyla dinin tasvir edilmesinde Din Fenomenolojisinin önemini şu cümlelerde vurgulamaya çalışır:


“Dinin tasvirini yaparken, Din Fenomenolojisinin sadece tarihte görüldükleri şekliyle fenomenlerin keşfi ve sınıflandırılması üzerinde ısrar etmeyip, aynı zamanda dini gerçekliğin titiz bir gözlemiyle birlikte sistematik bir içe bakışa gerekli olan psikolojik tasvir ve dışarıdan görülebilen şeyin tasviriyle birlikte gözlemcinin kendi hayatında istenildikten sonra oluşan gerçeğin tecrübesi üzerinde ısrar ettiğini anladım.”


Vander Leeuw sadece tasvirci fenomenoloji, yani dini ‘şeyler’in sistematik sıralanması hakkında yazmaz. Ona göre her hangi bir olgu-fenomen kesin olarak bir ‘şey’ değildir, o aslında ‘görünen’dir, bir konu ile ilgili nesne ve bir nesne ile ilgili konudur. Bundan dolayı bir fenomen, anlama hususunda, konu ve nesnenin karşılıklı etkileşmesidir, bir birine girmesidir. Öyleyse Fenomenoloji, ilahiyatla ilgili vahiylerle genel bakış açısından ilgilenmemesiyle birlikte, ilahiyatla ilgili çalışmanın bir başlangıcı olarak kabul edilebilir.


4. Dini Tecrübenin Tarihsel Fenomenolojisi

a. C. Jouco Bleeker

Dini olguların tarihsel ele alınış biçimi için ileri bir adım, Vander Leeuw'nün takipçilerinden olan, Uluslararası Dinler Tarihi Derneği (IAHR)'nin Genel Sekreterliğini uzun yıllar yürüten (1950-70), Amsterdam Üniversitesi Profesörlerinden C. Jouco Bleeker tarafından atılmıştır. Fenomenolojinin yaptığı şey, dini ciddi şekilde ele almak, onun ne gördüğünü o gözlemlemek ve kaydetmektir. O, taraf tutmayarak bütün dinlerin, olduğu gibi anlaşılması gerektiği kuralını uygular. Bleeker'in yöntemi, hocasınınkinden pek farklı değildir. O da Leeuw gibi, felsefi iddiaları reddeder ve epoche ile eidetic vision'u ‘tarafsız’ birer ölçü olarak sık sık kullanır, ama hocasından farklı olarak üç teknik terimi de ilave eder ve onları da kullanır: Theoria, logos ve entelecheia. Theoria dinin görüşlerinin ve durumlarının delillendirilmesi, Logos değişik dini geleneklerin yapısı ve Entlecheia manifestoları - tezahürleri vasıtasıyla anlaşılan mahiyetteki olguların evresi, dönemi demektir. Bu deyim oldukça ilginçtir, zira bu, ‘evrim-tekâmül’ yerine kullanılan bir deyim olup, dini geleneklerin statik olmadığını kabul eden, ama buna karşılık muayyen evrimcilik zannıyla ilgiyi reddeden bir kavramdır.


5. Sezgisel Fenomenoloji veya Fenomenolojik Yorumlama (Hermenetik Fenomenoloji)

a. Joachim Wach

1930'ların başlarında Almanya'da din bilimcileri, Din Fenomenolojisiyle hiç denecek kadar ilgilenmezken, onların paralel bir alan olan hermenetikle yoğun olarak ilgilendikleri görülür. Bunun en önemli temsilcilerinden von Dobschütz ve Joachim Wach (1898-1955) anılabilir.


Din çalışmasının amacı diğer dinleri anlamaktır. Ancak, bu ‘anlama’ nasıl oluyor? Wach'a göre araştırmacı, bu meseleyi ‘sezgi’ ile halledebilir. Hermenetik bundan dolayı fenomenolojiden ayrılıp dini bir içgüdüye ihtiyaç duyar. Fenomenolog tarafgirliği yok etmeye çalışırken, yorumcu denilen hermenetikçiler bunu kabul edip kullanırlar. Bu ise, değerler sorununu ortaya çıkarırken, fenomenologlar değer yargılarını bertaraf etmeye çalışır. Bundan başka hermönetikçliler, kendilerinden değerler üzerine kesin ölçüler belirlemelerini istenmesine razı olmazlar.


Wach ömrü boyunca kendisinin yorumlama prensiplerine sıkı sıkıya bağlı kalmıştır.



b. Joseph M. Kitagawa

Wach'ın ölümünden sonra, hermenetik geleneği, kendisinin talebesi Joseph M. Kitagawa ve Mircea Eliade tarafından devam ettirilmiştir. Kitagawa, Dinler Tarihi’nin bütün dünyada yaygın olmasına rağmen, birtakım disiplin belirsizliği bulunduğuna işaret eder. O, Dinler Tarihi’nin Batıda, Batının dışındaki dinlerin tarihi olarak anlaşılmasından dolayı, Wach çizgisindeki hermenetiğin çizgisinde gider ve ‘belli bir dinin tarihi ile dinler tarihini ayırmak gerekir’ görüşünü benimser.


c. Mircea Eliade

Karşılaştırmalı Dinler Tarihinde Yöntemler (1949); Ebedi Dönüş Mitosu; İmgeler ve Simgeler; Kutsal ve Kutsal Dışı adlı eserler ve yazarın ilgisini açığa vurduğu bir dizi kitap; ölüm ve giriş törenleri hakkında çağdaş dinler tarihçileri tarafından okunan en önemli ve en yaygın kitaplardır. Romanyalı bilginin yorumları, itiraz edilse de, metodoloji sahasında en yararlı bir kaynak konumundadır. Eliade'a göre, bilimsel bir tarzda dini olguları araştırmak isteyen bir kimse dinin sosyolojik ve psikolojik ‘açıklamalar’ına derhal müracaat etmelidir ama, apriori ve metodolojik bir biçimdeki herhangi bir sonucu dışlamayarak, bütün derinlikleri, dalları ve zenginliği içinde derin bir dini düşünce ve uygulama çalışması yapmalıdır. Bu çalışmada şüphesiz ki, belgeler kullanılmalı ama ‘belgecilik’in esiri olmamalıdır. Eliade'ın ‘yeni hümanizm’ düşüncesi ile Wahc'ın ‘Hıristiyan İdealizmi’ farklılık arz eder. O ilkel dinlerden bilgiler toplamış ve çoğu zaman, kelami ifadelerden daha çok, dini ifadelerin simgesel ve törensel formlarıyla ilgilenmiştir. Ona göre ‘Din Fenomenolojisi’, fenomenolojik yöntemlerden yararlanan din çalışmalarının bir parçasıdır. Kutsal, tecrübenin ‘gerçek dünyasının’ dışında başka bir dünya değildir. Kutsal hayat, yaşanılan hayatta yer alan gerçek olay ve şeylerin dünyasıdır. Dini simge ve imgeler, muğlak olan bu gerçek hayatın çerçevesini temin eder. Dindar insanın ‘kutsal içinde’ yaşama arzusu, Eliade'ın dediğine göre, yanıltıcı ve sahte tecrübelerle olmayıp, ‘gerçek olaylar’ ile uyum içinde yaşama arzusudur. Eliade'a göre dindar insan, kutsalı kutsal dışına tercih eder. Ancak bu, onun mevcut dünyadan harika bir gerçekliğe kaçması demek değildir. Bilakis o, gerçek dünyanın tam olarak ne olduğu sorusuna ulaşır. Onun şekli nasıldır? Nasıl olur? Onda ne tür güçler bulunur? O, gerçeğin deneysel olarak tecrübe edilebilenle tanımlanamayacağından emindir. Aksine o, kendisinin dini geleneğinin mitleri, imgeleri ve simgeleri ile tanımlanır.


6. Tarihsel Fenomenoloji

a. Raffaele Pettazoni

Raffaele Pettazoni (1883-1959), İtalyan Dinler Tarihi akımının babasıdır. 1954 yılında Uluslararası Dinler Tarihi Cemiyetinin (IAHR) başkanlığına seçilmesinden sonra, uluslararası bir üne kavuştu. Birçok konuda, tarihsel olmayan bir açıdan çalışan Din Fenomenolojisine muhalif olarak tarihsel-karşılaştırmalı yönteme katkılarda bulunmuştur. Fakat Pettazoni, Din Fenomenolojisinin değerini inkâr etmez. Aslında o, dinin özünü ortaya çıkarmak amacıyla Din Fenomenolojisinin gerçek değerini kabul eder. Pettazzoni'ye göre, fenomenolojide eksik olan şey, gelişme fikridir.


"Sistematik deyimlerde, fenomenoloji ve tarihselciliğin tek yönlü durumlarına, onları karşılıklı olarak harekete geçirmek suretiyle, tarihselci gelişme anlayışı ile dini fenomenolojiyi pekiştirmek ve dinin özerk değeri üzerinde fenomenolojik ısrarla tarihselci tarihiliği pekiştirmek suretiyle üstün gelme sorunu vardır; bu usulde Fenomenoloji, tarih içinde halledilir ve aynı zamanda dini tarih, nitelikli tarihsel bir bilim olarak tanınır." Felsefi terminolojide fazla önemli olmayan ‘tarihselcilik’ deyimi. Pettazoni'nin ‘fenomenolojik yapı ve tarihsel gelişme’ arasındaki ilişkiye tahsil edilen araştırmasında, açıkça ifade edilir: Fenomenoloji ve tarih, birbirini tamamlar. Pettazzoni, "fenomenoloji" deyimini iki türlü anlar: Birincisi, o, fenomenolojiyi dini olayları derleyen ve sınıflandıran bir metot olarak tanımlar. İkincisi, Ona göre fenomenoloji, sınıflandırmayı, yani dini olayları "ideal tipler" içinde düşünerek düzenlemeyi hedefler. Pettazoni, din çalışmalarındaki tarih ve fenomenoloji arasındaki ilişki üzerinde durur ki, her ikisi de bir birine muhtaçtır. O, dinler arasında karşılaştırma yaparken, büyük dinleri olduğu kadar, ilkel dinleri de karşılaştırma kapsamına almaktan çekinmez. Onun, Hıristiyanlığın Avrupa'da yayılması ile Budizm'in Uzak Doğu'da yayılması arasında yaptığı tarihsel karşılaştırma, güzel bir örnektir. Pettazzoni'nin yaptığı bu geniş karşılaştırma birçoğunu hayran bırakır. O, Hıristiyanlık ile Budizm arasında köklü farklılıklar görür. Bu farklılıklara rağmen her iki din de, uluslararası (evrensel) din olmuş ve ortaya çıktıkları ülkeleri terk edip başka yerlerde parlamışlardır.


7. Tasvirci Tarihsel Fenomenoloji

a. Geo Widengren

Yukarıdaki bölümde söz konusu ettiğimiz, İsveçli Dinler Tarihçisi Geo Widengren, 1945 yılında yayınladığı Din Fenomenolojisi adlı kitabında, Dinler Tarihi’nin bilgilerini analiz etmiştir. O, din çalışmalarında ‘evrimcilik’ konusuna şiddetle karşı çıkmış olup, çalışmasını yüce tanrı, kutsal krallık, mitoloji ve törenler, monoteizm, politeizm, kurban, ölüm ve gömme, ruh, ahiret ve sufilik gibi konular noktasında merkezileştirmiştir. Widengren'e göre Din Fenomenolojisi, sınıflandırıcı bir bilimdir. Bu bilim, dinin kendisinin ileri sürdüğü değişik formlar bilimidir. Bununla Dinler Tarihi karıştırılamaz. Din fenomenolojisi dini tecrübelerin tezahürleri üzerinde dururken, dinler Tarihi değişik dinleri, tarihi bir formasyon dâhilinde ele alır. Din Fenomenolojisi, değişik din olgularının tümü hakkında tahlil yaparken, dinler Tarihini tamamlar. Dinler Tarihi, tarihsel analizler verirken, din Fenomenolojisi sistematik analizler yapar. O, fenomenolojiyi sistematik olarak kabul etmeyip, dinler Tarihinin, tarihsel olmayan bir alt disiplini olarak kabul eder. Ancak onun fenomenolojisi hala, tasvirci seviyededir, çünkü o hiç bir şekilde ‘olaylar’ın ‘tasvir’ ve ‘yorumu’ ya da ‘türler’ ve ‘yapılar’ ayrıntısıyla ilgili metodolojik problemleri analiz itmez. Widengren, ‘tarihsel yaklaşım’ akımının en güçlü savunucularından biri olup, hiç bir din fenomenoloğunun tarihsel yöntemi ihmal edemeyeceğini vurgular.




b. Friedrich Heiler

Tarafsızlık konusunda fenomenoloğun karşılaşabileceği sıkıntılar, Friedrich Heiler tarafından özetlenmiştir. Heiler'in altı yüz sayfadan oluşan çalışması, bu konuda şaheserdir, o, önemli olan her şeyi kitabına dâhil ederek, seçici şekilde dizinden çıkış yolu bulamayan okuyucularını ikna etmektedir. Heiler'e göre, din Fenomenolojisinin karşılaştığı zorluklar, esasen Karşılaştırmalı Dinler Tarihinin yüz yıllık tarihi boyunca karşılaştığı zorluklardır. Fenomenologların çoğunun ilgilendiği epoche'yi mümkün olduğunca uygulayabileceğimizi, bilgi ve bulguların toplandığını ve en kesin tarihsel inceleme prensiplerine göre değişiklik arz edebileceğini temin edebiliriz. Heiler'in, fenomenoloğun filolog olması ve kendisine uygun bir şekilde yorum yapma imkânı sağlayabilecek bazı uzmanlık alanının olması gerektiği şeklindeki ifadesine herhalde herkes katılır. Onun yapmış olduğu Din Fenomenolojisi, kronolojik tarihten farklıdır. O olguları serer, sistemleştirir ve yorumlar. O, dinin ‘özü’ne inebilmek için, tipleri, tipolojileri ve örnekleri tespit eder, daha sonra örnekler etrafındaki mevcut olan bütün bilgi ve bulguları düzene koyar. Bilimsel olarak istenilen ‘olgular’ ve hakkında metodolojik tartışmaların yapıldığı bu olguların yorumu arasında gerilim mevcuttur. Din Fenomenolojisi, Dinler Tarihi ile Din Felsefesinin karışımı gibi görünmekle birlikte, Heiler'e göre, "Din fenomenolojisi, felsefi bir amaç olmaksızın tecrübi bir bilimdir. Hatta din fenomenolojisi, bütün dinlerin olduğu şekliyle kabulünü isteyen tarafsız, açık sözlü, önyargısız, ayırım ve tercih yapmayan bir bilimdir. Ona göre, belli bir dinle ilgilenmeyi reddederek metodolojik sıkıntılardan uzak duran bir ‘fenomenoloji’ türü vardır ki, bir olgu veya olgular grubu çalışırken ‘karşılaştırmalı monografi’ olarak nitelendirilmektedir. Bu tür çalışma şöyle yapılır:

a) Her hangi bir olgu, kronolojik olarak bütün dinlere göre sırasıyla ayrıntılı bir şekilde tasvir edilir ki, buna ‘seçici fenomenoloji’ de denilir.

b) Bu nitelikle yazılan kitapların konusunu, tarihi bilgilerin kronolojik ve tarihsel tasviri, ardından da fenomenolojik ve tefsiri incelemesi oluşturur.


8. Felsefi Yorum Fenomenolojisi

a. W. Brede Kristensen

Norveçli Dinler Tarihçisi ve fenomenoloğu W. Brede Kristensen (1867-1953)'e göre fenomenoloji, din çalışmalarındaki bilgileri düzenlemek için kullanılan bir yöntemdir. Söz gelişi, dini bilgileri tarihsel olarak düzenlemek mümkündür. Böylece, herhangi bir geleneğin, dinin, örneğin İslam’ın, tarihsel gelişimi çalışılabilir. Bunun için İslam’ın yayıldığı bölgelerdeki müesseselerle işe başlanabilir, onun Asya, Afrika ve diğer yerlerdeki gelişmesi günümüze kadar ele alınır. Kristensen'e göre fenomenolojik çalışmanın amacı, bir dinin diğer dinler üzerine üstünlüğünü veya küçüklüğünü göstermek değildir. O, bütün dinlerin temel olarak benzer olduğunu göstermeye de çalışmayıp, dini olguların temelini keşfedebilme gayreti ile dini ifadenin tarihsel formlarının altında yatan ortak bir din bulma gayretinin ayırt edilmesini tavsiye eder. Kristensen, ‘tarafsız’ çalışma alanında, üç çalışma biçimini (tarihi, fenomenolojik ve felsefi çalışma biçimlerini) tavsiye eder. Ona göre kişi, tarihsel bilgi ve bulguları topladıktan sonra, bunların fenomenolojik düzenlemesini yapar ve onların anlamını felsefi yorumla tamamlar. Çünkü felsefi önyargılar olmaksızın, çalışmaya başlanamaz; bunlar bilgilerin şekillenmesine yardımcı olur. Kristensen, bilgileri sınıflandırıp düzenlemek için fenomenolojiyi sınırlandırır ve onların yorumunu felsefeye bırakır. O, tasvirden daha ziyade, açıklamalar ve teorilerle ilgilenen felsefe türünden, fenomenolojik çalışmaları ayırt etmek ister. Fakat o, ‘özlerin’ tasvirini, fenomenolojik disiplinden daha ziyade, felsefi disiplin içinde yaparken, fenomenolojinin ana geleneğinden uzaklaşır. Ona göre Din Fenomenolojisi, Dinler Tarihinin sistematik incelemesidir. Yani, fenomenolojinin amacı, çok değişik ve farklı dini olgu ve bilgileri, taşıdıkları değerler içinde sınıflandırmak ve kümelendirmektir. Bu genel görüş, yoğunlaştırılmış bir Dinler Tarihi olmayıp, bilgilerin sistematik olarak çalışılmasıdır. Değişik dinler, olguların çok farklı zenginliklerini sunar. "Din Fenomenolojisi" yerine daha eski ve daha yaygın bir ad olan "Karşılaştırmalı Din" adı kullanılabilir. Yaklaşık olarak 1880'den bu yana kullanılan "Karşılaştırmalı Din" deyimi, değerlerini tanımlamak amacıyla dinlerin karşılaştırılmasına önem vermiştir. XIX. yy. boyunca, haklarında çok az bilgiler olan birçok din, keşifler ve özgün belgelerin çalışılmasıyla daha iyi bilinir hale gelmiştir. Fenomenoloji, genel anlamda, dinleri birbirleriyle karşılaştırmaya kalkışmaz, sadece farklı dinlerdeki benzer olgu ve olayları tarihi sıralamaya koyar ve onları bir araya getirip kümeler halinde inceler. Bazen neredeyse karakteristik olan mukabil bilgiler, otomatik olarak karşılaştırılmayı gerektirir. Böyle bir çalışmanın gayesi, dini düşünce ve inançları bilmek veya mukabil bilgiler kümesini belirlemektir. Onun amacı, dini değerin az mı, yoksa çok mu olduğunu tanımlamak değildir, o sadece onların dini değerini tanımlar. Bu değerler de, izafi olmayıp daima somut olan, müntesiplerin sahip olduğu veya gösterdiği değerdir. Mukabil bilgilere karşılaştırmalı yaklaşım, genelde derinlemesine bilgiler verir. Fenomenoloji, bütün Dinler Tarihi’nde daima belirleyici olan fikirler ve inançlar hakkında bilgi sahibi olmayı sağlar. Bunu cevaplayabilmek için, mümkün olduğunca fazla dinlerden toplanan gözlem bilgilerine dayanan genel bilgilere sahip olmamız gerekecektir. Ardından, bunları her biri ile karşılaştırmak gerekir. Bu ise, fenomenolojik yöntemle olmalıdır: yani, olguları sadece tarihsel şartlar ve çevrelerinde değil, aynı zamanda ilgili anlamları içerisinde araştırmak gerekir. Fenomenoloji sadece antik dinleri, Afrika dinlerini, Yunan ve Roma dinlerini, Yahudiliği, Hıristiyanlığı, İslamiyet’i, vs. anlatan tarihi bir disiplin olmayıp, aynı zamanda sistematik bir bilimdir. Esas mesele, Yahudi, Yunan, Roman ve İslami kurbanın ne olduğu değil, kurbanın kendisinin ne olduğudur. Bu amaç doğrultusunda Fenomenoloji, farklı tarihi bilgilerin daha iyi, daha derin anlaşılması için önemli bir katkıda bulunur. Yani farklı dinlerdeki ortak mitler, ritler ile aslında o ortak şeyin 'ne' olduğunu keşfetmek esastır.


Karşılaştırmalı çalışmalar, yabancı dini fikirleri anlamaya yardımcı olan yegâne yöntemdir, ama kesin, ideal anlam ifade etmeyebilir. Her din, kendi bakış açısından, yani inananlarının nasıl anladığı şekilde anlaşılabilir. Karşılaştırmalı araştırmanın ve her tarihsel araştırmanın sonucu aynı şekilde ideal değildir; sadece yaklaşık bilgiye ulaşma imkânını sağlar. Tarihsel araştırmaların sınırlı bir geçerliliği vardır; bu sınır, konunun kendisinden, yani bütün inançların kesin özelliğinden gelir. Her inanan kimse, kendi dininin eşsiz olduğunu, kesin olduğunu ve başkalarıyla kıyaslanamayacağını düşünür. Bu, her dinin inananları için geçerlidir. Bu inanç, dinin bütünüyle ilgili olduğu gibi, aynı zamanda dini inancın her bir parçası ile de bağlantılıdır. Ancak dinler tarihçisi, dinle ilgili olan bilgileri, o dine inanan kimse gibi anlayamaz. Tarihçinin bakış açısı farklıdır. Onunla araştırma konusu arasında uzun mesafe vardır, o kendisini o dine inanan kimse gibi tanımlamaz.


Din Fenomenolojisi ve Din Tarihi karşılıklı bir ilişki içindedir. Doğal olarak, tarih, Fenomenoloji araştırması için bulgu ve bilgi sağlar, ama tersi de doğrudur. Fenomenoloji sistematik Dinler Tarihi olup uygulamalı Din Felsefesidir. Dinler Tarihi ve Din Fenomenolojisi, bizim dini bilgilerin özü hakkındaki kavramımıza sahip değildir. Bu, filozofun görevidir. Onlar, inananların, inançlarına hangi dini değeri verdiklerini, kendilerini hangi dinin tanımladığını araştırmalıdır. Anlamak istediğimiz şey, onların dinidir, bizimki değildir.


9) Yeni Stil Fenomenoloji

a) Mariassuasi Dhavamony

Mariasusai Dhavamony, tasvirci fenomenoloji ile dini olguların daha derin anlamını bulmayı amaçlayan yorumlayıcı fenomenolojiden farklı olarak, ‘yeni sitil’ fenomenoloji adı verilen bir fenomenoloji geliştiren önemli bir İtalyan Dinler Tarihçisidir. Buna göre, Dhavamony, fenomenler hakkında konuşabilmek amacıyla, objektifliğin gerekliliğini anlamak için epoche prensibini benimser. Ona göre, Eidetic vision'un metodolojik prensibi, dahili dinsel tecrübe ve inancın ifadeleri olan dini bilgilerin anlam ve hedeflerini anlamayı amaçlar.


Fenomenolojik yöntem, bazılarının yaptığı gibi, incelenen fenomenlerin, yalnızca ne sade bir tasvirini verir, ne de fenomenlerin felsefi mahiyetini açıklama iddiasında bulunur. Zira fenomenoloji, sadece ne tasvircidir ne de kural koyucudur (normatiftir). O sadece, dindar insanlar tarafından yaşanıp tecrübe edilen dini bir olgunun derin anlamını verir. Bu ‘derin anlamı’ kavramı, fenomenini özünü-mahiyetini oluşturduğu söylenebilir; fakat ‘öz’ kelimesi doğru olarak anlaşılmalıdır. Bu ‘özden’ kastınız, burada söz konusu ettiğiniz ‘tecrübi öz’dür. Din fenomenolojisi, tecrübi bir bilimdir.


Buraya kadar temsilcileri ile birlikte fenomenoloji hakkında verdiğimiz bilgilere göre, Din Fenomenolojisinin kesin bir konusunun ve genel anlamda ayrı bir yönteminin olduğunu söylemek oldukça zordur. Adlarını ve fenomenolojik düşüncelerini özet olarak verdiğimiz bilginler, Husserl fenomenolojisinin en azından bazı kavramlarını uyguladılar. Onların amacı gayet açıktı. Onlar, bilim adamlılığının bütün titizliği ile diğer insanların dini inanış ve uygulamalarının tam olarak anlaşılmasını dilediler. Bu doğrultuda, fenomenolojik yaklaşımın en önemli noktası, çalışma yapan kimsenin daha önceden sahip olduğu bütün önyargılardan mümkün olduğunca sıyrılıp, toplanılan bilgileri tarafsız bir biçimde ele alarak onların anlamlarına ulaşmaktır. Fenomenolojinin amaçlarının, dini olguların modellerini, yapılarını ve değişik tezahürlerinin arkasındaki dinin özün araştırmak, dinin fenomenlerin özellikle dini tecrübelerin değerinin ne olduğunu, tarih ve kültürde dinin rolünün ne kadar önemli olduğunu anlamak olduğu biçiminde ifade edilir.


Batılı bilim adamları, Dinler Tarihi ile Din Fenomenolojisinin ayrı olup olmadıkları, birbirleriyle iç-içe olup olmadıkları ve hatta din çalışmalarında birbirlerine karşı ayrı birer disiplin olup olmadıkları konusunda, uzun yıllar tartıştılar ve tartışmaktadırlar. Bu konuda birçok kitap ve makale yazılmış ve aynı şekilde konferanslar düzenlenmiştir. Beklendiği kadar bir birlik sağlanamamıştır. Bütün bunlara rağmen, metodoloji anlamında büyük gelişmeler sağlanmış ve Dinler Tarihi ve Din Fenomenolojisinin yöntem ve çalışmaları olumlu yönde kabul görmüştür.


D. Karşılaştırmalı Din ve Fenomenolojik Tipoloji

Din tipolojisi kavramı, Dinler Tarihi araştırmalarında bilinen bir yaklaşım olup, din Fenomenolojisinin sahip olduğu sıkıntı ve zorluklarla karşı karşıyadır. Fenomenolojik tipoloji, esasen karşılaştırmalı dinin bir parçasıdır. Tipoloji yöntemi, karşılaştırma yönteminin özel bir epistemolojik-anlama yöntemidir. Bu yöntem, karşılaştırma yapıldıktan sonra, epoche ve eidetic vision vasıtasıyla tiplerin fenomenolojisini yapmaktır. Bu yöntemi en güzel bir biçimde uygulayan Dinler Tarihçisi, Mircea Eliade’dir. Patterns in Comparative Religion (Karşılaştırmalı Din Çalışmalarında Yöntemler) adlı eseri, sanki bu yönteme özellikle ayrılmıştır. O, bu eserinde, kutsalın tezahürü olan hiyerofanileri inceler; kutsal gök, güneş, ay, su, taş, yer, zaman, kozmik ağaç, yer ana, dünyanı merkezi, mitler ve simgelerin vs. tezahürlerini analiz eder. Eliade'nin karşılaştırma stili, bulabildiği ilgili kutsalların bütün örneklerini bir araya getirmek ve onların temellerine inmek şeklindedir. Bu örnekler, ilkel, arkaik ve büyük dini geleneklerden alınarak kutsalın tezahürleri ve simgeler şeklinde gruplandırılmıştır. Onun bu tür karşılaştırma yöntemi, temel olarak fenomenolojik tipolojidir. O, dünyanın değişik bölgelerinden aldığı dini fenomenlerin tiplerini, temel yapı ve değerlerini anlayabilmek için yan yana getirir. Bu, Eliade'nin tarihi ihmal ettiği anlamına gelmemelidir. Önemli olan şey, her fenomenin kutsal bir yapı ve anlam açığa çıkarıyor olmasıdır. Onun ilgisi, tarihi hikâyeler ve metinlerden daha ziyade, tipolojilerdir; o, hiyerofanilerin ve simgelerin yapısı ile ilgilenir, ama kişiler ya da grupların onları yorumlamasıyla ilgilenmez. Eliade ayrıca, dini bilgi ve bulguların tarihselcilik anlayışı içinde, tipolojilerini dikkate alarak karşılaştırır ve fenomenolojilerine girer.

Comments


bottom of page