top of page
  • Rıdvan Demir

BATIDA DİN ÇALIŞMALARI






ÖMER MAHİR ALPER


KİTAP TANITIMI

RIDVAN DEMİR


BATI’DA DİN ÇALIŞMALARI

ÖMER MAHİR ALPER


DİN ÇALIŞMALARININ TARİHİ

SEYMOUR CAIN


Study of Religion: History of Study, the Encyclopedia of Religion, XIV. (Ed. Mircea Eliade) Newyork 1987,

s. 64-83. (Kitap, üst satırda detayları verilen Din Ansiklopedisi’nin 14. Cildinde yer alan bir maddenin çevirisi ile başlamaktadır).


Diğer bilim dallarında zor olduğu gibi din çalışmalarında da yöntemi teoriden ayırmak zordur. Din çalışmalarının metodu ile içeriği birbirini etkiler. İlahi olmayan veya aşkın olmayan dinler bu sahaya girmeli midir? Dinin tanımı çalışmanın başında mı yoksa çalışma sürecinde tedrici olarak mı verilmelidir? Yöntem araştırmayı ve detaylarını etkilemektedir. Bütün bunlar hakkında çok fazla görüş söz konusudur. Din hakkında çalışma yapan pek çok âlim teori veya yönteme bilinçli bir ilgi göstermemiştir. Ama yine de bu teorik ön kabullerin olmadığını göstermediği gibi bazı akademik çalışmaların kesin ve bilinçli yöntemlere sahip olmadığını da göstermez. Morris Jastrow, the Study of Religion (1901) adını taşıyan klasik eserine din çalışmalarında yöntem ve metodun fevkalade büyük önemine vurgu yaparak başlamıştır. Grek müminler sadece inandıkları dinin üstünlüğünü veya diğer dinlerin düşkünlüğüne vurgu yapmış, kuşkucular ise tüm dinlerin batıl olup doğası ve kökeni konusunda basit ve geçici bir teori yeterlidir. Her iki görüşü de benimsemeyen Jastrow tarihsel bir yaklaşım ile tüm dinler hakkında objektif veri toplama, sınıflandırma, bilgiyi işleme ve ardından mukayese gereklidir görüşünü benimsemiştir. Ona göre dinleri anlamak için onlara sempati ile de yaklaşmak elzemdir. Jastrow’un metodolojik natüralizm veya bilinemezcilik - kendi görüşlerini geride tutma - metotlarına yönelik çalışmalarına bir göz atmak 20.yy’ın son çeyreğine kadar ki din çalışmalarının sorunları ve ilgi alanları konusunda bilgi sahibi olmak için yeterlidir. Onun döneminde dine yaklaşım hususunda alternatif görüşlerden bahsetmek ise olanaksızdır.



MODERN BİLİMSEL DİN ÇALIŞMALARINA ETKİLER


16. ve 17. yy’daki büyük coğrafi keşifler ile farklı kıta ve coğrafyalardaki farklı din ve inançlar gündeme gelince tabii din düşüncesi dini felsefe de oldukça rağbet gördü.



TABİİ DİN

Ortak bir insan doğası sebebi ile tabii bir din anlayışının insan doğasında yattığını söyleyen görüştür. Tabii din, taraftarlarınca semavi dinlerden bağımsız ve üstün kabul edilmiş, vahye bir giriş ve bir alternatif olarak alkışlanmıştır. Deistik tabii din kurucusu Cherburyli Lort Herbert’tir (1583-1648). David Hume (1711-1776) ise bu görüşün çürütücüsü olmak istemiştir. Hume’a göre ilkel-tarih öncesi din korku, hurafe ve irrasyonellikten çıkmış çok tanrıcılık ise kaba ve ilkel durumda yaşayan insanın dini olmuştur. En alttan en üste, ilkelden gelişmişe doğru dinlerin evrimi fikri ileriki dönemlerde baskın görüş olmuştur. Jastrow’a göre dini fenomenlerin çeşitliliğini görebilmek için çeşitli teorilere sahip olmak önem arzeder.


AYDINLANMA

Fransa’daki XVIII. yy. aydınlanma filozofları (mesela Voltaire) dini, yetenekli papazların halkın cehalet ve korkularından hareketle kontrol altında tutmaya yarayan bir araç olarak görürken Alman filozoflar dinlerin çeşitliliği ve bu dinlerin tarihsel gelimini geniş ve derin bir şekilde anlamaya çalışıyordu. Bu filozofları en büyüklerinden biri olan J.G. Herder’e göre din, insan kültürü ve düşünce tarihinin gelişimi olarak görmekteydi.

Herder’in yöntemi fikirlerin gelişiminin kökensel bir analizine dayanıyordu. Erken dönem ve geç dönem ilişkilendirilmekte ve arkaik formlara önem verilmekte idi. Bu sebep ile Herder kökensel tarih yazımı yönteminin ve tarihsel yaklaşımın fikir babası kabul edilmektedir. Almanlar dinlerin farklı şekilde tezahürlerine karı takdirkârken her ne kadar ön yargıları olsa da Fransız aydınlanmacılar tarihsel metodu kullanmışlardır.



ROMANANTİK İDEALİZM


Dine modern yaklaşıma diğer önemli Alman katkısı romantik idealizmdir. Aydınlanma düşüncesine karşı bir reaksiyon olarak doğmuş, bireyselliğe, duygu ve tahayyüllere vurgu yapmıştır. Din çalışmalarına etkisi açısından en önemlilerinden biri F. Schleiermacher’dir. Protestan olan Schleirmacher düşünceyi, eylemi ve hissetmeyi insan şahsiyetini oluşturan unsurlar olarak görmüştür. Dini önce hissetmek sonra köken itibari ile dinin sonsuzun doğrudan deneyimi olup mutlak bağlanmanın hissedilmesi şeklinde gören kendisi bireysel yönü kadar toplumsal ve tarihsel yönüne de vurgu yaptığı din anlayışı yorum bilimsel teorilere ve vurgu yaptığı dini tecrübe ile 20. yy’ın ortaklarına kadar derin izler bırakabilmiştir. Kant sonrası idealizmde G.W. F. Hegel’in (1770-1831) büyük yeri tartışmasızdır. O dönemindeki tüm düşünce akımlarını sentezlemiş ve bu akımların hepsini aşmıştı. Öyle ki kendinden sonraki Marksizm, egzistansiyalizm ve fenomenoloji gibi 19. ve 20. yy’ın büyük felsefi hareketlerine yol açmıştır. İlk kez kendisinin kullandığı din felsefesi ifadesinin yanı sıra kendi din felsefesinde dinlerin tarihsel gelişimine yönelik oldukça eksik olan bilgileri ilkel dinlerden mutlak din olan Hıristiyanlığa kadar gelişen somut dinler ve tarihleri aslında insan zihnindeki soyut din ideasının gerçekleşmiş formlarıdır. Onu eleştirenler hem yöntem hem içerik olarak yanlış buldukları görüşlerinin yerine aslında doğru yaklaşımın tarihsel verilerden yola çıkması gereğine yönelikti. Onu eleştirenler bile evrimci bakışının 20. yy düşünce dünyasını ne denli etkilediğini göz ardı etmemişlerdir.



VİCO


İtalyan filozof Giovanni Battista Vico (1668-1774) insan kültürü ve din ile ilgili modern düşüncenin geliminde oldukça önemli bir yeri vardır. Doğa bilimleri ile insan veya kültürel bilimleri ilk ayıran öncü şahsiyet şaşırtıcı bir şeklide kendisidir. Scheilermacher gibi Vico da düşünce ile dil arasında oldukça yakın bir ilişki olduğuna vurgu yapmıştır. Dinin gelişimini bireysel insanların tanrısından aile, şehir devleti ve nihayet milletin tanrısına doğru gelişen bir süreçte ele almıştır. Bu gelişim ilahi inayet ile çok tanrıcılıktan ruhani bir tek tanrıcılığa doğru tarihsel bir seyir halinde tedrici olmuştur. Vico’ya göre din veya Allah korkusu hukuk ve sosyal düzen için bir ön gereklilikti. Vico’nun görüşleri kendi döneminde görmezden gelinmişse de XIX. yy. romantisizminde ve XX. yy. tarihselciliğinde geniş bir üne kavuşmuştur. Buraya kadar modern dönem din çalışmalarının gelişimindeki muhtelif dönüm noktaları tartışılmıştır. Bundan sonraki bölümler klasik antik dönemin teori ve yaklaşımlarının özlü bir incelemesini içerecektir.



KLASİK ANTİK DÖNEMDE GELİŞMELER


Antik Yunan’ın din çalışmalarına yaklaşımını anlamayı sağlayacak bir ipucu theoria (spekülasyon) ve historie (araştırarak öğrenme) terimleri olabilir. Bunlar Yunanlıların dünyaya verdikleri entellektüel cevabı karakterize eden eleştirel düşünce ve tecrübî araştırmaların işaretleri olarak görülmektedir. Eski Yunan’da hem yerli hem de dışarıdan alınan bu gizemli inançlar ve ayinler etkili bir biçimde Yunanlılara birinci elden dini deneyimler sağladı.



HECATAEUS VE HERODOTUS


Seyahat tecrübesi ile zenginleşen hikâyeler antik Yunanlıların farklı toplumlara ait mit, yaşantı ve adetleriyle ilgili yazıların zeminini oluşturmaktadır. Bu konular ile ilgili en etkili yazarlar arasında Miletli Hecataeus (yaklaşık olarak MÖ. 500) ve yabancı ülkelerin etnografik tarihlerini yazmış olan Herodotus (doğumu MÖ. 484 ?) bulunmaktadır. Herodotus’un histories’i Batı Asya ve Mısır’ın antik dinleri hakkında idi. Bu tarihi eserleri onun hem yorum hem araştırma tekniklerine ışık tutar mahiyetedir. Kendi görüş ve kanaatlerini de içeren çalışmaları hem antik dönemde hem de modern dönemde eleştiriye uğramıştır. Herodotus Yunan etnografi tarihçisi olup din çalışmalarına yönelik antropolojik yaklaşımların antik dönemdeki öncüsü kabul edilmektedir.



İONİAN FELSEFE


İONİAN felsefe eski Antik Anadolu’da yer alan Yunan kolonisindeki İonia’da MÖ. VII. yy gibi erken bir devirde başlamıştır. Algılanabilirin ötesi ile ilgilenen İonialılar bu ilkeyi su ateş sossuz ya da logos, akıl gibi kavramlarla iade etmeye öalıştıar. İlk dönem Yunan düşüncesi tüm varlık âleminin gerisinde nihai ilke kavramı ile sonsuza veya kutsala yöneldiler onlar sadece filozof değil aynı zamanda teolog ve arkaik bilim adamları olarak felsefeye yaklaşmaktaydılar. Boylece Yunanlılar dinin dogası ve kökenine ilşkin araştırma yapmaya sevkolmuş oldyular.


PLATON VE ARİSTOTELES

Platon (doğumu MÖ. 428 ?) Popüler dine ve şairlerin tanrılar ile ilgili anlatılarına eleştirel yaklaşsa da bazı ilk dönem Yunan düşünürlerinin açık materyalizmine ve sofistlerin kuşkuculuğuna karşı çıkmıştır. Varlık âleminin ilahi bir akılla yaratıldığını kabul etmekteydi. İlahi olana inancın evrensel bir fenomen olduğunu ortaya koydu. Platon un en meşhur öğrencisi Aristoteles (MÖ. 384) bu konularda onunla genel olarak aynı fikirlere sahipti. Her ikisi de Karşılaştırmalı Din Çalışması yapmasa da Aristoteles biyoloji ile ilk karşılaştırmayı yapan olarak kabule edilir. Daha sonra ise diğer alanlara karşılaştırmayı taşımıştır.



STOİSİZM


Son dönemlerdeki din konusundaki iki görüşün temelinde Stoisizm in bulunduğu kabul edilmektedir. İlki Tanrı için kullanılan isimlerin çoğulluğunun tek bir ilahi varlığın çeşitli yönlerinin ifadesi olduğu idi. Bu da farklı dinlerin aslında aynı şeyi söylemeye çalıştığı şeklindeki birleştirici anlayışa yol açmaktaydı. İkincisi ise alegorik yani sadece bir yorumlama yönteminin kullanılması idi ki bunun bir sonucu olarak eski mitler ve ritüeller Stoik felsefi öğretilerin mecazi bir ifadesiymiş gibi anlaşılmıştır. Stoik birleştiriciliğe karşı Euhemeros (yaklaşık MÖ. 300) ile birlikte ortaya çıktı. Euhemeros tanrıların ilahlaştırılmış krallar kahramanlar ve Afrodit gibi fahişeler olduğunu kurgusal bir şekilde kaleme aldı. Dini tapınmanın kökenine ilişkin tartışmalara Latin yazarlar arasında benimsenen bir görüş olmaya kadar mesele gitti. Hristyanlar putperestlere karşı bunu ciddi olarak kullandılar. Dinlerin kökenine ilişkin yazan modern yazarlara kadar bu görüş ulaştı.



ROMALI YAZARLAR


Din konusunda yazan büyük Romalı müellifler arasında Cicero ve Varro önemli bir yer tutmaktaydı. Cicero (d. MÖ. 106) milattan önceki felsefi ekoller ile dini inançlar ve uygulamalar hakkında klasik bir eser kaleme almış (On The Nature of the Gods) ile tanrıların doğasına vurgu yapma arzusundaydı. Teolojik meselelere ilgi duymaktaydı. Varro ise (d. MÖ. 116) Romalı dini şahsiyetler mekanlar uygulamalar ve tanrılara ilişkin önemli bir eser kaleme almıştır. Teolojileri 3 e ayıran Varro, mitsel fiziksel ve sivil olarak ayırdı. Sonuncusu halk inançları ile ilgiliydi. Varro bir filozof olarak değil bir tarihçi olarak yazmıştır.


Diğer dinlere ilişkin bilgiler farklı yazarlar tarafından ortaya konmuştur. Julius Caesar (d. MÖ. 100) Gallic Savaşları boyunca karşılaşılan halkların adet ve yaşayışlarını tasvir etti. Tacitus (56-120) German kabileleri hakkında etnografik bir çalışma yapmıştır. Plutarch (d. 46?) küçük eserinde Mısır Mitolojisi ve Zoroastrianism hakkında kayda değer bilgiler verdi. Samosatalı Lucian’a (d. 120?) atfedilen küçük bir eserde antik Suriye dinine ilişkin bilgiler ve anlayışlar verilmiştir. Daha ilginci ise doğunun muhtelif gizemli inançlarının Roma’ya sokulması ve bir takım dini uygulamaları yerine getirenlere arınma ve kurtuluş vadeden sözlerin eserde bulunmasıydı. Böylece Hristiyanlığın ilk yy.’larında farklı ve yabancı dinler, filozofları tanrının doğasına ilişkin arayış, dinlere ilgi duyan teologlar, seyyahların seyahatleri, fetihleri ithal edilen inançlar ve Yunan ve Romalıların doğrudan elde ettikleri deneyimler sebebi ile Yunanlılara ve Romalılara ulaşmıştır. Böylece dinlerin bilimsel olarak ve metodolojik anlamda incelenmesi söz konusu olmasa da bunun ilk tohumları atılmış oldu. Modern metot ve yaklaşımlardan uzak farklı dini inançların farklı zaman ve bölgelere dağılmış kutsal anlayışı yanlış ve eksik te olsa birleştirme çabaları olmuştu. Dinin kökeni ve din çalışmaları antik Roma ve Yunanda Hıristiyanlık dönemi öncesinde çoktan ortaya atılmıştı. Herodotus bu anlamda öncü kabul edilebilecek birçok filozoftan sadece biriydi.


MUKAYESELİ DİN ÇALIŞMALARININ BAŞLANGICI


Mukayeseli din çalışmalarını Alman asıllı İngiliz F. Max Muller (1823-1900) ile başlatmak adet olmuştur. Hint-Avrupa dilleri hakkındaki geniş bilgisi mukayeseli filoloji çalışmalarına oradan da bunu mukayeseli din çalışmaları sahasına aktarması yaşamı boyunca ünivetsitede bu hususta kürsü kurma arzusuna kadar işi götürdü. Dil ile düşüncenin güçlü bağına olan tutkulu inancı sebebi ile Tanrı’nın isimleri dini inançlar ve mitlerin kökeni araştırmalarına kendisini sevk etti.



HOLLANDA EKOLÜ


Hollanda’nın saygın Dinler Tarihi öncüleri C.P. Tiele (1830-1902) ve P. D. Chantepie de la Saussaye (1848-1920) yer almaktadır. Tiele antik Yakın Doğu Dinleri üzerine yaptığı tarihi çalışmalarla dini fenomenlere duyduğu sistematik ilgiyi ve dinin özüne yönelik araştırmaları birleştirdi. Chantepie ise klasik eseri Manual of the Science of Religion’da (1887-1889) dini fenomenlerin (kutsalın) dakik bir sınıflandırmasını yaptı ve daha sonraki din fenomenolojisinin öncüsü kabul edildi.


AUGUSTE COMTE


XVII. ve XVIII. yy.’lardaki bilimsel çalışmalar din çalışmalarına yönelik yeni yaklaşımlar oluşmasına sebep oldu. Fransız filozof Auguste Comte (1798-1857) bilimlerin ilerlemeci bir tarihsel gelişim içerisinde olduğunu düşündü. Teolojik-mitsel bir aşamadan pozitif-bilimsel aşamaya yönelik bu gelişme toplumda da kendisini gösterdi. Ona göre sosyal bilimler kendi tekniklerini uygulasalar da doğa bilimlerini örnek almaktadırlar. Din önceki çağlarda ilerletici bir güç olmuş ve hatta modern bilimsel dönem için bir “insanlık dini” önermekten çekinmemiştir. Comte, bu görüşleri ile XIX. yy düşüncesi üzerinde büyük etki yapmıştır.



HERBERT SPENCER


İngiliz filozof Herbert Spencer (1820-1903) da geniş kapsamlı eserlerinde biyoloji ve sosyoloji dahil bütün bilgi alanlarında basitten karmaşığa doğru seyreden evrimci bir anlayışa sahipti. Ona göre evrim organik bir yasa idi. Böylece toplumları da biyolojik organizmalar gibi düşünmek tabi idi. Dinin kökeninin düşlerden ve gölgelerden türeyen ruhlarda ve hayaletlerde gören Spencer daha sonra dinin kökenini değişmez insan ruhlarında olan inançta daha sonra ezeli olan tanrılarda ve ilahi kişiliklerde gördü. Ona göre hayaletlere olan inançtan atalara tapınma ve orijinal inançlar doğdu. Dini insanları birbirine bağlayan sosyal bir güç olarak gördü. Dinlerin tarihsel gelişimine ilişkin yetersiz bilgisine rağmen Evrimi açıkça dillendirmesi sonrasına yönelik etki bıraktı.


Antropolojik yaklaşımlar, tarihsel fenomenolojik yaklaşımlar, psikolojik yaklaşımlar, sosyolojik yaklaşımlar ve bugünkü durumlar başlıkları altında devam eden eser, İslam araştırmalarında Batı’nın durumu, uygulanan metotlar ve İslam hakkındaki yanlış anlayış ve yaklaşımlara değinerek son bulmaktadır.



Comments


bottom of page